Yüreğimden Damlayan''Hüzün'' Bir karanlık geliyor yokluğunun ardından, Ne zaman güneş batsa bu son gecem diyorum. Vazgeç yalan dünyanın köhne saltanatından, Yetişir bunca keder, bunca elem diyorum.
30 Aralık 2008
MUTLULUK NEREDEDİR?
Mutluluk; Cana can katanımla bir yaz denizinin karşısında, bir ağaç gölgesinderir. Tedirgin edilmeden uyunan bir toprak parcasındadır. Bir bahar sabahında cıplak ayakla koşulan ıslak çimenlerdedir. Sıcak bir günün bitimine doğru birdenbire esiveren serin bir yeldedir. Güvenli bir düşüncenin aydınlıgında, sıcasık bir omuzun, dizlerin yumuşaklığında sevi'sinde, uygun bir sesin titreşimindedir. İstekle ısırılan bir peynir diliminde, yanarak içilen bir yudum suda, özlemle aranan bir fincan kahvededir. Bakkaldan alınan bir paketi taşırken dergilerden yapılmış kesekâğıdında gözucuyla okunuveren güzel bir sözdedir. Günün ilk aydınlığında, gecenin son karanlığındadır. Özlenen can tadının meyva çiçeği tadına dönüşümündedir, renk renk duyguların oluşumunda bilinmeyen renklerin şekillenmesindedir, yüreğin dudaklarındadır. Bir annenin oksayışında, bir babanin bakışında, bir can'ınn dokunuşunda, çocuğun gülüşündedir. Bir ayrılışta dudaklara can ateşiyle konan öpücüktedir. O Can Sesini Duymaktadır. Yarınları istemektedir......
Mutluluk Ayrıntılarda Gizlidir
Ailesi ve kendisini seven hiç kimsesi olmayan bir yetim kızla ilgili çok güzel bir masal vardır. Kendini çok ama çok üzgün ve yalnız hissettiği bir gün, çayırda yürürken, bir çalıya küçük bir kelebeğin takıldığını görür. Kendini kurtarmak için çabaladıkça, dikenler onun narin bedenini daha çok hırpalar. Küçük yetim kız dikkatle kelebeği kurtarır. Uçup gitmek yerine, kelebek güzel bir periye dönüşür. Kız gözlerine inanamaz. Peri, kıza, "Senin eşsiz iyi kalpli davranışın için, sana bir dilek dileme hakkı veriyorum."der.Kız bir an düşünür, sonra "Mutlu olmak istiyorum." der.Peri "Peki" der, ona doğru eğilir ve kulağına fısıldar. Sonra da ortadan kaybolur.Kız büyüdüğü sürece, ondan daha mutlu kimse yoktur. Herkes ona mutluluğunun sırrını sorar. O ise gülümser ve "Sırrım, küçük bir kızken iyi kalpli bir periyi dinlemiş olmamdır."der.Yaşlanıp, ölüm döşeğine düştüğünde, komşuları etrafına toplanırlar. Sırrının da onunla birlikte yitip gitmesinden korkmaktadırlar. "Lütfen bize söyle" diye yalvarırlar. "İyi peri sana ne dedi?"Sevimli yaşlı kadın gülümser ve "Bana şöyle söyledi" der:"ne kadar güvende, ne kadar yaşlı ya da genç, zengin ya da fakir olursa olsun herkesin sana ihtiyacı var"
Dostlarınızı Yarı Yolda Bırakmayın
Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir kazada birlikte ölmüşlerdi.. Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya bailadılar.. adam çok susamıştı.. biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular.. rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı, ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın.. Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu:"Afedersiniz... burası neresi? "Kadın ona gülümsedi: "Burası Cennet, efendim" Adam bunun üzerine sevinçle "Harika...!!!" dedi "Peki bana biraz su verebilir misiniz? gerçekten çok susadım".... Kadın cevap verdi: "Tabi efendim, içeri girin... içeride dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz....." Böylece adam köpeğine döndü, "Hadi oğlum içeri giriyoruz" diyerek kapıya yürüdü... ama kadın onu birden durdurdu: "Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez.. hayvanları içeri almıyoruz..." Bunun üzerine adam bir an durdu.. düşündü.. ve geri dönüp köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye koyuldular.... bir süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular, ve yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı... adam sordu: "Afedersiniz.... bana biraz su verebilir misiniz??" Dede "İçeri gel" dedi.. "kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir çeşme var..."Adam sordu: "Peki arkadaşim da benimle gelip ordan içebilir mi?" Dede " Tabii..."dedi.. "çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kase bulacaksın..." Bunun üzerine adam kapıdan girdi... biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi buldu.. Adam çeşmeden köpek de oracıktaki kaseden doya doya içerek susuzluklarını giderdiler.... derken adam geri giderek girişte bekleyen dedeye sordu:"Su için çok teşekkür ederim... Peki burası neresi..?" Dede "Burası cennet"dedi. Bunu duyan adam şaşırdı: "Ama nasıl olur..? az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da Cennet olduğunu söylediler..." Dede "şu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?" dedi... "ama orası Cehennem.."Adam iyice şaşırmıştı: "Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz..??" Dede gülümsedi: "Kızmıyoruz.....çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennet'ten uzak tutuyorlar...."
28 Aralık 2008
Hayatımızdaki Öncelikler
Eflatun'a iki soru sormuşlar;
Birincisi, insanoğlunun sizi en çok şaşırtan, iki davranışı nedir? Diye.
Eflatun tek tek sıralamış, çocukluktan sıkılırlar, ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler. Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler. Yarınlarından endişe ederken bugünü unuturlar.
Sonuçta, ne bugünü, ne de yarını yaşarlar. Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar.
Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.
Sıra gelmiş ikinci soruya; -“Peki sen ne öneriyorsun?” Bilge yine sıralamış, “kimseye kendinizi 'sevdirmeye' kalkmayın, yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi 'sevilmeye' bırakmakdır. Önemli olan; hayatta,'en çok şey'e sahip olmak' değildir, en az şey'e ihtiyaç duymaktır.Kendimizi 'sevilmeye' bıraksak da, hayatımızda önceliklerimiz vardır.
Nedir bunlar? İşimiz mi? Paramız ve zenginliğimiz mi? Yoksa sevgilimiz ve ailemiz mi? Hangisi? Çoğu zaman sevdiğimiz, vazgeçemediğiz işimizden dolayı, diğer öğeleri mesela ailemizi, sevdiğimizi ihmal ederiz. Sonrada çatışma başlar mutsuz oluruz. Mutluluğu da, psikologlarda, psikiatristlerde ararız. Onların verdikleri mesaj herkes tarafından bilinir aslında.
Kısaca “Takmayın, gülün” derler. İnsanların eşleri, işleri, müşterileri ve karsılaştıkları olaylar hakkındaki olumsuz düşüncelerini değiştirmek için pozitif düşündürmeye çalışırlar. Ama bu mümkün müdür?
Öncelikler arası denge bozulmuşken ve insanın içi kan ağlarken, sen ona nasıl “gül, yine de hayata iyimser bak, Polianna ol” diyebilirsin, desen de sana kim inanır? Aslında yapabilirse insan bunu, mükemmel olur. İnsanın hayalinde olumlu tablolar yaratarak, duygu ve düşünceleri değiştirmek mümkün olmayabilir. Bu tür durumlarda kimi insan zaman en iyi ilaçtır diyerek, beklentiye girerler. Güya doğru zaman gelecektir. Çoğu zaman boşuna da beklenir. Yani zaman hiçbir zaman "doğru" olmayabilir.
En iyisi bulunduğumuz andan, bulunduğumuz yerden başlamak, önceliklerimiz arasındaki dengeyi sağlamalı, hiçbirini ihmal etmeden, hepsine gereken değeri vermeliyiz. Elimizdeki imkanları en iyi şekilde kullanarak bunu yapabiliriz. Başarının ve de mutluluğun anahtarı budur...
Birincisi, insanoğlunun sizi en çok şaşırtan, iki davranışı nedir? Diye.
Eflatun tek tek sıralamış, çocukluktan sıkılırlar, ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler. Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler. Yarınlarından endişe ederken bugünü unuturlar.
Sonuçta, ne bugünü, ne de yarını yaşarlar. Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar.
Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.
Sıra gelmiş ikinci soruya; -“Peki sen ne öneriyorsun?” Bilge yine sıralamış, “kimseye kendinizi 'sevdirmeye' kalkmayın, yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi 'sevilmeye' bırakmakdır. Önemli olan; hayatta,'en çok şey'e sahip olmak' değildir, en az şey'e ihtiyaç duymaktır.Kendimizi 'sevilmeye' bıraksak da, hayatımızda önceliklerimiz vardır.
Nedir bunlar? İşimiz mi? Paramız ve zenginliğimiz mi? Yoksa sevgilimiz ve ailemiz mi? Hangisi? Çoğu zaman sevdiğimiz, vazgeçemediğiz işimizden dolayı, diğer öğeleri mesela ailemizi, sevdiğimizi ihmal ederiz. Sonrada çatışma başlar mutsuz oluruz. Mutluluğu da, psikologlarda, psikiatristlerde ararız. Onların verdikleri mesaj herkes tarafından bilinir aslında.
Kısaca “Takmayın, gülün” derler. İnsanların eşleri, işleri, müşterileri ve karsılaştıkları olaylar hakkındaki olumsuz düşüncelerini değiştirmek için pozitif düşündürmeye çalışırlar. Ama bu mümkün müdür?
Öncelikler arası denge bozulmuşken ve insanın içi kan ağlarken, sen ona nasıl “gül, yine de hayata iyimser bak, Polianna ol” diyebilirsin, desen de sana kim inanır? Aslında yapabilirse insan bunu, mükemmel olur. İnsanın hayalinde olumlu tablolar yaratarak, duygu ve düşünceleri değiştirmek mümkün olmayabilir. Bu tür durumlarda kimi insan zaman en iyi ilaçtır diyerek, beklentiye girerler. Güya doğru zaman gelecektir. Çoğu zaman boşuna da beklenir. Yani zaman hiçbir zaman "doğru" olmayabilir.
En iyisi bulunduğumuz andan, bulunduğumuz yerden başlamak, önceliklerimiz arasındaki dengeyi sağlamalı, hiçbirini ihmal etmeden, hepsine gereken değeri vermeliyiz. Elimizdeki imkanları en iyi şekilde kullanarak bunu yapabiliriz. Başarının ve de mutluluğun anahtarı budur...
25 Aralık 2008
Gülümseten yazılar :)
----Adamın biri birgün yolda giderken bir çocuk görür ve çocuğu çok sevimli bulur
çocuğa senin adın ne der çocuk tam söyleyeceği sırada dur ben tahmin edeyim der ama baş harfini söyle der
çocuk -y der adam başlar saymaya -yasin çocuk başını sallar -yusuf çocuk gene başını sallar adam y ile başlayan tüm isimleri sayar çocuk her seferinde başını sallar
adam iyice sinir olur kız isimleride saymaya başlar
çocuk gene başını sallar
adam en sonunda bilemedim ne lan senin ismin der çocuk -Yamazan der :)
-----
KUŞ SANMIŞ
Saf köylü, kente iş için gelmiş. Bir evin penceresinde gördüğü papağanın renk renk tüylerine hayran oluyor.
- Allahım... Ne güzel yaratıklar var...
Tam o sırada papağan konuşmaya başlıyor:
- Ne bakıyorsun?
Köylü, neye uğradığını şaşırıyor:
- Kusura bakma hemşehrim. Seni kuş sandım da... :)
çocuğa senin adın ne der çocuk tam söyleyeceği sırada dur ben tahmin edeyim der ama baş harfini söyle der
çocuk -y der adam başlar saymaya -yasin çocuk başını sallar -yusuf çocuk gene başını sallar adam y ile başlayan tüm isimleri sayar çocuk her seferinde başını sallar
adam iyice sinir olur kız isimleride saymaya başlar
çocuk gene başını sallar
adam en sonunda bilemedim ne lan senin ismin der çocuk -Yamazan der :)
-----
KUŞ SANMIŞ
Saf köylü, kente iş için gelmiş. Bir evin penceresinde gördüğü papağanın renk renk tüylerine hayran oluyor.
- Allahım... Ne güzel yaratıklar var...
Tam o sırada papağan konuşmaya başlıyor:
- Ne bakıyorsun?
Köylü, neye uğradığını şaşırıyor:
- Kusura bakma hemşehrim. Seni kuş sandım da... :)
24 Aralık 2008
Hayatı Tersten Yaşamak
23 Aralık 2008
HAYAT
Hayat!
Nedir hayat, kaç defa düşündük? Doğmak, yaşamak, ölmek üçlüsü ile sınırlanmış ancak akabinde, sonsuzun başlangıcı. Hayat içerisinde, güleriz-ağlarız, seviniriz-üzülürüz, kızarız-neşeleniriz, darılırız-barışırız. Bir çok şeyle karşılaşmak mümükündür. Hayat denilen gizemli alemde, insanın anlaşılmaz sanılan varlığı eklendi mi, yetmiyor sanki bize verilen ömür ve imkanlar. Bir olumsuz veya üzücü şeyle karşılaşırsak, kızacak birisini arar, suçlamaya kalkışırız. "Neden daha dikkat etmedin, eksik yaptın, baştan iyi planlasaydın ya, ne olacak şimdi, tüh, vah, eyvah!" gibilerden. Ya da bunun tersi, iyi ve sevindirici şeylerle karşılaşırsak, artık hünerimizi anlatmak için çırpınır dururuz: "Ben yaptım bunu BEEEN"
Oysa işin arka planında sanılan, iyi veya kötü herşeyi takdir edeni unuturuz. İyiyse bizden, kötüyse başkalarından kaynaklanır hep zannımıza göre, değil mi? Unuveririz hep, bizlerin sadece vesile (olacaklara sebeb, etken) olduğumuzu, unutuveririz kudret kelamında herşeyin zaten ta başında en ince ayrıntısına kadar yazılıp çizilip ve kalemin kırıldığını.
İyi de niye?
Bitmez sanılan bu alemde, say ki sana sonsuz bir ömür verildi ey nefsim. Peki, yetecek mi sanırsın sonsuzluk sana? Yetmez, bu sefer "BEN son olmayacaksam dünya da sonsuz olsun" istersin ey nefsim... Tamam, onu da verildi say. Ve yaşa sonsuza dek dünyada, tek başına. Oysa seni bekleyen Ma'bud sana öyle nimetler hazırlamışken, sen dünyanın gölgesine aldanarak olmayacak sonsuzluğu arzuluyorsun. Seni tatmin edecek tek şey, Hakkın rızası ve O'nun mübarek cemalidir. İnsanın doyumu ancak bununla son bulur.
Hayat içinde kızmak, darılmak, üzülmek, sevinmek; kısaca olumlu olumsuz her ne varsa olabileceğini kabul ediyoruz da, sonrasında da olabileceğine neden anlam veremiyor veya yeterince önemsemiyoruz? Geçici olan fani hayatta olan her şey izafidir, yani gölge mesabesindedir. Az bir çabayla telafisi mümkündür. Oysa, asıl olan ahiret hayatında, dünya hayatında olan herşeyin aslı ve misilsiz olanı mevcuttur. İşte, bizler oraya doğru gitmiyor muyuz? Şimdilik aslı astarı tam olarak bilinmeyen sonsuz bir alem. Alabilidiğine çıldırasıya sevinmek varken, ne diye hüzünü ve hüsranı kabulleniyoruz? "Ben, kabullenmiyorum" diyorsunuz, "kim kabullenir ki?" diyorsunuz? Sözle teyit edilen her şeyin aslında ispatı gereklidir dostlar! Kabullenmemek demek, kabullenmemeyi gerektirir ve ispat eder. O da kullukta kemaldir. Eğer, kulluk idrakinde iseniz, siz Allah'ın izni ve rahmeti ile sevineceksiniz. Hem de ne sevinme! Bir anını anlatmaya ömürler yetmez. Ayetlerde ve Hadisi şeriflerdeki beyanları tefsir etmek gerekirse, oradaki bir kişinin, sevincinin bir an'ını, şu an dünyada yaşayan her insana tek tek dağıtılsa idi, bütün hepsi ömür boyu mutlu olurlardı. Çünkü orada size verilen şey sonsuz mutluluktur. Çabasız, tereddütsüz, endişesiz, gelecek kaygısı olmayan, biter mi düşüncesi olmayan, bittikçe yerine gelen, nimetler, nimetler. Ebedi nimetler.
İnsan dünyada, yeri gelir masal dinlemekle mesut olur. Hani, öyle de değil mi yani? Bir film izleriz, ağlarız. Oysa sadece bir senaryodur flimde geçenler. Etkileyici bir çizgifilmle güleriz, yerimizden hoplayarak. Sonuçta bu film de çizgiden, ibaret değil mi? Geçici olanlarla, hayallerle nasıl da mesut (!) olmayı öğrenmişiz, akıl alır yanı yok!...
Ne mutlu; hadisi şerifde geçen "Mûtü kable en temûtü, Hasibü en füsehüm gable en tühasebü" (Ölmeden evvel ölünüz, hesaba çekilmezden evvel nefsinizi hesaba çekiniz) ilkesince yaşayanlara. Rabbim bahtlarını açık, yollarını kolay, dünya ve ahiretlerini mesut kılsın onların inşAllah. Bu bahtan mahrum olup, akıllarını dünyanın geçici sevdasına daldıranlara hemen uyanıkllık ihsan etsin Rabbim.
Allaha emanet olunuz pek muhterem dostlar. Rabbim dualarınızı kabul buyursun. Umarım ki, ümmet adına bol bol dua edersiniz, fakiri de esirgemezsiniz. Eksik ve kusur bizden, hoşgörü sizden, bağışlamak Allah'tandır.
******
HAYAT VE ÖLÜM
Ölüm değil beni korkutan boş bir hayat ardından,
varacağım yer olması sıkıyor canımı.
Nedir ki kırk’lı elli’li yıllar, billahi çok değil.
Hele hele çizilen bu yolda bize hiç gelir.
Ne beklersin ki hayattan çorbacı?
Ne bekler hayat senden?
İkiniz de tüketirsiniz hoyratça zamanı.
İşte geride kalanlar sıkar biraz canımı.
Yedi yaşında başlarsın okula, sayma ondan öncesini.
Sonra yıllar yılı gider gelirsin kara tahtalı değirmene.
Berrak zamanı öğütmek için.
Yirmi iki civarı alırken diplomanı, tüketivermişsindir üçte birini zamanının.
Diploma yetmez diyor çorbacı.
İyi bir iş bul hele bakalım.
Askerliğini de yap, sonra da evlen bakalım.
İşte bir on yıl daha uçuveriyor ansızın.
Yaş oluyor otuz beş.
Gerçekten yarısı mıdır yolun?
Belki de yarısından da yakın.
Geriye bakma sakın, ey küheylan kopuverir zincirleri hayatın, bir iplik gibi ansızın.
Hele bir borçlarımızı da ödeyelim,
sonra daha iyi yaşarız, şimdilik biraz sabır diyor karım Nazife…
Eee doğru da söylüyor hani.
Hele başımızı sokacak bir yuva olsun da gerisi kolay diyor.
Eeee bu da doğru hani…
İşte böyle yitip gidiyor zaman…
Hep on seneler yirmi seneler eriyen buz misali.
Karım, çocuklarım, kooperatif başkanım, yardımcım,
Tek tük arkadaşlarım ve tv’deki haber spikeri…
Bu kadar çevremizdekiler, bunlara bakıyor yıllardır gözlerim.
İşte bu yüzdendir ki, miyopsun diyor doktorum.
Tak iki numara gözlük, ellinci yaş günümü kimse fark etmiyor bile.
Çünkü ufaklığın diploma töreni var.
Ne biçim alışveriş bu anlayamadım gitti.
Yapmak istediğim bir çok şey özlem kapısında gitti.
Hırs ile saldırıyorum mutfağa, ne varsa atıştırmak için…
Sıcacık bir el tutuyor elimi.
Perhiz yapmalısın artık diyor karım Nazife.
Eee doğru da söylüyor hani.
Kalan on yılımın birkaç yılı hastalıklarla geçiyor.
Gerisi de torunların peşinde.
Eee hani yaşayacaktık?
Hani yaşayacaktık diye bağırıyorum!!!
Sakin ol! Sakin ol! diyor karım, tansiyonun düşecek.
Eee doğru da söylüyor hani…
Nedir hayatın kısır döngüsü, anlayamadım gitti.
Elimdeki tek sermayemdi, bir gün gibi bitti.
İyi yaşadık, hoş yaşadık diyor karım Nazife…
Patronların da pek severdi seni.
Çok da çalışırdın hani, Bak her şeyimiz var.
Büyüdü sayılır çocuklar da…
Daralacak da ne derdin var?!.
Hadi neşelen artık.
Eee doğru da söylüyor hani.
Bir karı, birkaç çocuk, bir ev, bir araba…
İşte hayatın bilançosu bu!
Hayır, hayır korkuyorum ölümden…
Boşa geçen bir hayatın ardından nasıl gidilir oraya?
Özgürce çizmeliydim, hayatımı zor da olsa.
Özgürce ulaşmalıydım sona.
Yalnızlıkla bile yaşansa, kanaviçe gibi dokumalıydım hayatı…
Güzellikleri, sırları...
Güzel yaşanmış bu gün; her dünü bir mutluluk rüyası, her yarını bir umut hayali yapar.
İyi bak, onun için bu güne, böyle olmalı şafağa selâm..!
ALINTI
22 Aralık 2008
Mısır'da 4300 yıllık mezar
Mısır'da firavunlar dönemine ait olduğu bildirilen 4300 yıllık iki mezar ortaya çıkarıldı.
Mısır Arkeoloji Müdürü Zahi Havas, başkent Kahire'nin güneyindeki Sakkara bölgesinde bulunan mezarların, firavunlara hizmet eden üst düzey yetkililer için inşa edildiğini söyledi.
Havas, Sakkara'da bulunan iki yeni mezarın, bölgede henüz ortaya çıkarılmamış büyük bir mezarlık olduğunu gösterdiğini ifade etti.
Sakkara, Kahire'nin 19 kilometre güneyindeki antik Memphis (Apis) kentinin mezarlık alanı olarak biliniyor.
Havas, Sakkara'da bulunan iki yeni mezarın, bölgede henüz ortaya çıkarılmamış büyük bir mezarlık olduğunu gösterdiğini ifade etti.
Sakkara, Kahire'nin 19 kilometre güneyindeki antik Memphis (Apis) kentinin mezarlık alanı olarak biliniyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)