27 Aralık 2011

Çanakkale Şehitlerine




Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
- Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde - gösterdiği vahşetle “bu bir Avrupa’lı”
Dedirir - yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında
Ostralya’yla beraber bakıyorsun Kanada!
Cehreler başka, lisanlar, deriler, rengarenk;
Sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi yamyam, kime bilmem ne bela…
Hani, ta’una zuldür bu rezil istila!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmetciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına.
Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz…
Medeniyet denilen kahbe, hakikat, yüzsz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.

Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, haşa edecek kahrına ram?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkam.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez suni beşer;
Bu göğüslerse, Hüda’nın ebedi serhaddi;
“O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme” dedi.
Asım’in nesli… diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çignetmiyecek.
Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar…
O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar.

Mehmet Akif Ersoy


Değerli şahsiyet, şair, edebiyatçı, kahraman Mehmet Akif Ersoy' u 90. ölüm yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyorum. Türk milletinin Mehmet Akif gibi vatanına milletine bağlı, inançlı, saygın şahsiyetlere ihtiyacı vardır. Ve son sözümü de onun bir söylemiyle bitiriyorum ;"Allah Bu Millete Bir Daha İstiklal Marşı Yazdırmasın"....


20 Aralık 2011

Bir Tebessüm Yeter




Sanırım insanlar için en zor şey her şeye rağmen gülümsemek. İçinde yaşadığımız hayatın sıkıntıları öyle bir kaplamış ki ruhumuzu, sanki gözlerimiz kararmış, çevremizdeki insanlar birer düşman olmuş ve onları bakışlarımızla öldürmeye çalışıyoruz. İnsanlara öfkeyle bakıyor, sanki ne kadar sorunumuz varsa hepsi onların suçuymuş gibi davranıyoruz. Güneş her gün gecenin arkasından doğarken, sonbaharda sararan, solan ağaçlar, çiçekler, baharda tekrar hayata dönerken, bizim çevremizdeki insanlara gülümseyerek bakmamız ne kadar imkansız değil mi!...
           Allah yaşadığımız hayatı bize en güzel biçimde sunmuşken, dilimizin her anını şükürle O'nu anmakla geçirmemiz gerekirken, dalmışız dünyanın dertlerine, içinde boğuluyoruz farkında bile değiliz. Üstelik sadece kendimizi boğmakla kalmıyoruz, eğer mutlu yüzü gülen bir insan varsa onu da ellerimizle boğmaya çalışıyoruz.
           Herşeyin maddiyata döküldüğü para olmadan hiç bir şeyin yapılmadığı bir dünyada, en zengin insan yüzünden gülümsemeyi eksik etmeyen, kalbinde dertler kederler yerine sadece Allah'ı barındıran kişilerdir. Sisli gözlerin arkasından bakan gözler, kalplari kararmış bedenler, isteselerde güneşi göremeyecekler, kendi karanlıklarında kaybolup gideceklerdir. Nasıl bir sıkıntı içinde olursak olalım her anımızın bir sınav olduğunu unutmamalı, iyi günlerimizde nasıl sormuyorsak Allahım bana niçin bu güzel günleri yaşatıyorsun diye; kötü günlerimizde de hayatı kendimize cehennem yapmamalı, elimizden hiç bir şey gelmiyorsa da en azından çevremizdeki insanlara gülümseyerek bakabilmeliyiz.
            İnsanların yüreğine sıcacık bir tebessümle dokunabilmeli, herşeye rağmen hayatın yaşanabilir olduğunu, onlara hissettirmeliyiz. Çünkü HERŞEYE RAĞMEN YAŞAMAK GÜZEL....Ve bunun için BİR TEBESSÜM YETER...

Elif Yeter

02 Aralık 2011





AŞK'sın Sen

sen benim en yalnız yanım,
hiç akmayan göz yaşımsın.
anlatmak istedikçe sustuğum,
bazen duamsın, bazen ahım.

susadıkça içtiğim, içtikçe susadığım,
kurumuş topraklarıma can verensin.
kah güldüğüm kah ağladığım,
ben senim sevgili sen de bensin...

hüznümsüm ruhumu kaplayan,
bir damla tebessümsün yüzümde.
sensiz yüreğimde sessizce çağlayan,
yandıkça yakan AŞK'sın sen gönlümde...



leydielif

28 Kasım 2011

SEN Olmak..





Ayaz geceler katili oldu şiirlerimin, 
Sensizlik kefeni oldu bu naçiz bedenimin.
SEN oldum sevgili,ama sensiz olamadım,
Hiç akmayan yaşıydın, hüzün kaplamış gözlerimin.

Sessizliğimi dinliyorum, feryat eden gönlüme inat,
Yokluğunu biriktiriyorum, seni sensiz yaşıyorum heyhat.
Hıçkırıklar düğümlenmişken adını anamayan dudaklarımda
Öyle bir ızdırap var ki ruhumda, sanki yas tutuyor kainat...

Elif'den en Sevgiliye...

03 Eylül 2011

25. Kare

25. Kare Tekniği Nedir?

BİLİNÇALTINA YÖNELİK MESAJLAR

Bilinçaltını etkilemeyi hedefleyen mesajlara “subliminal” adı verilir. Genel olarak “bilinçaltına yönelik gizli mesajlar olarak ifade edebiliriz. Kişinin bilinçaltına ‘’subliminal’’ mesaj göndermenin birçok yolu bulunuyor.

Bunlardan en çok kullanılanları :

1. Dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yolları.
2. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla bilinçaltına itilen 25. kareler.

3. Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlar.

Bu yöntem, bir ürünün reklâmını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya kadar varan geniş bir yelpazede kullanılmaktadır. Görsel ve işitsel olarak (bilinçli) algılananlar değil; bilinçaltı seviyesinde algılanan söz, resim, görüntü ve şekillerden oluşur.

Bunlardan en çok kullanılan Dijital ses dosyalarına gizlenen ses mesajlardır. Üzerinde oynanabilirliği ve işlenilmesi ve yayılması daha kolay olduğundan MP3 dosyaları gizli mesaj için biçilmiş kaftandır diyebiliriz. Peki, sistem nasıl işliyor?

İnsan kulağı sadece belirli frekans aralıklarındaki sesleri duyabilir. Eğer siz bir müzik parçasını rahatça duyabiliyorsanız, bu sizin duyabileceğiniz frekans aralığında olduğunu gösterir. İnsan beyninin algısı ise, bundan daha düşük ya da daha yüksek frekansları algılayabilecek kapasitededir. Dikkat ediniz : “duyabilecek” demiyoruz, algılayabilecek diyoruz.

Yani, kulağımız ancak belirli bir frekans aralığındaki sesleri duyabilir. Fakat beynimiz bu aralığın çok daha ötesindeki sesleri algılar, hisseder.

Bilinçaltı ve bilinçaltının özelliklerini anlattığımız zaman, ne demek istediğimizi çok daha iyi anlayacaksınız. Ancak şimdi öncelikli olarak bu subliminal mesajların neler olduğunu ve nasıl işlendiğini sizlere göstermemiz gerekiyor.

8-12 hertz dalga boyundaki subliminal mesaj içeren bir MP3′ü kulağınızla dinlersiniz, ancak içindeki gizli mesajı beyniniz dinler. Bu esnada kulağınız hiçbir şey duymaz. İnternette ve paylaşım programlarında bilinçaltı mesajları içeren MP3 dosyaları bulunmaktadır. Hatta bu gizli mesajları frekans aralıklarına göre analiz ederek ortaya çıkartan yazılımlar dahi vardır.

25. KARE

Kişinin bilinçaltına subliminal mesaj göndermenin birçok yolu olduğunu söylemiştik. İşte bunlardan bir diğeri de 25. kare tekniğidir. Peki, nedir bu 25. kare?

Gördüğümüz bir anlık görüntü, 655 satır ve frame/çerçeve denilen 24 küçücük kareden oluşur. Sinema bandında, saat, dakika, saniye olarak bir diziliş vardır. Saniyeden sonra kare gelir ve bir saniye 24 karedir. Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de "control-track" denilen aralık vardır. İşte bu aralıktaki görüntüler kesilip, aralarına başka görüntüler atılarak 25. kare oluşturulur ve bu son kare olan 25inci kare anlıktır. Yani görüntü saniyede 1/24 olacakken, bu 1/25'e çıkar. Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve anında kaybolur. Genellikle görünmez, daha doğrusu görülür ama bilinçaltında kalır.

25. karenin temel mantığı da mesajı bilinç-altına göndermek olduğu için, artık dünya sinema sanayisinde bu tekniği kullanmayan yok gibidir. Yani sizler evlerinizde rahat koltuklarınıza oturup herhangi bir televizyon kanalındaki herhangi bir dizi/ film ya da bir belgeseli seyrederken aynı zamanda 25. karelerle bilinçaltınıza gönderilen mesajlara/ telkinlere/ saldırılara maruz kalabiliyorsunuz.

Göz bunları görmüyor ama saniyenin üç binde biri gibi bir zaman aralığında bu görüntü bilinçaltına ulaşıyor. Bu gizli mesajlar sayesinde, o reklâmı, diziyi, filmi ya da herhangi bir resmi hazırlayan kişi/ yapımcı/ yönetmen kendi hedefine, niyetine ve ideolojisine göre vermek istediği mesajı 25. karelerle bilinçaltına göndermiş oluyor.


PEKİ, GÖREMEDİĞİMİZ HALDE NASIL ETKİLENİYORUZ BU 25. KARELERDEN?

Bu adamlar zaten açıktan açığa bu işi yapıyorlar. Filmlerle, reklamlarla her türlü mesajı veriyorlar. Buna rağmen niçin böyle gizli bir kare uyguluyorlar?

Cevabı çok basit; Çünkü gördüğümüz zaman bu kadar etkili olmuyor. Çünkü kişi, bilinçli bir tercih ile gördüklerini veya duyduklarını ya reddediyor ya da kabul ediyor. Çünkü baştan önüne seçenek olarak getirilmiş oluyor.

Fakat bu, öyle bir şey ki insan onu görmüyor, duymuyor ve hissedemiyor, yani bizlerin algı frekanslarımızın tamamen altında veya üstünde yer alıyor. Böyle bir şeyi kabul yahut reddetme gibi bir olanağımız var mı? Elbette hayır.

İşte 25. karenin ve subliminal reklamların temel mantığı budur! Hedefteki kitlenin bilinçli tercih hakkını gasp ederek, onları gizlice zehirlemek!

Bu işi yapanlar insanı ve insanın yaratılışını çok iyi biliyorlar. 1900’lü yıllara kadar uzanan bir geçmişi var bu tür çalışmaların. Psikolog ve psikanalistlerin insanla ilgili uyguladıkları, gözlemledikleri ve deneylerle ortaya koydukları bilgi ve bulgulardan yola çıkarak  “İnsanı nasıl etkileyebiliriz” sorusuna cevap aradılar. İlk başta ticari hedefler ve büyük şirketlerin mallarını halka pazarlamanın bir yolu olarak gördüler bu bilinçaltı telkinleri. Daha sonra ise bu taktiği öğrenen her kişi ve her yapımcı kendi niyet, inanç ve ideolojisine göre vermek istediği mesajları bu yolla insanlara zerk etmeye başladılar.

25. KARE NE ZAMAN VE NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?

Bilinçaltının bütün görüntü, ses ve resimleri kaydetme özelliği 1900’lü yıllardan beri insanları yönlendirmek için kullanılmaktadır.

1900’lü yıllarda Knight Dunlap adında Amerikalı bir psikoloji profesörü gözbağcılık gösterisi yaparken bilinç gücüyle algılanmayan “hissedilemez gölgeler” kullanarak aynı uzunluktaki 2 çizgiyi seyircilerin farklı ölçülerde algılamasını sağlamıştı.

İşte buradan hareketle bilinç-altını hedef alarak mesaj göndermeyi hedefleyen ve adına subliminal mesajlar denen bu tür reklamlar ilk kez 1950'li yıllarda Amerika'da ortaya çıktı.

James Vicary adlı reklamcılık uzmanı, sinema salonlarında yaptığı bir deney sonucu patlamış mısır ve kola satışlarının arttığını iddia etti. Bu deneyde film perdede oynarken, saliselik görüntüler hâlinde gözle görülemeyen gizli kareler ve gizli mesajlarda : “patlamış mısır ye” ve “kola iç” sloganları çıkıyordu. Seyirci bu sloganları bilinçle algılayamadığı hâlde, bilinçaltına hitap eden bu sloganlar neticesinde kola satışlarının yüzde 18.1, patlamış mısır satışlarının ise yüzde 57.7 arttığı görüldü.

Bu şekilde, bilinç-altına yönelmenin reklamın etkinliğini artırmada daha işlevsel olduğu görülmüştür. İşte o gün bugündür uygulanan 25. kareler sadece bir insanı ya da bir topluluğu değil; bütün insanlığı tehdit etmektedir.

Bir grup psikolog ve yazar bu konunun gündeme geldiği ilk yıllarda bu yöntemin uydurma ve efsane olduğunu ve insanları etkilemeyeceğini söylediler. Ancak, beyin dalgalarını ölçen teknolojilerin gelişmesi ile gizli mesaj içeren reklama beynin daha farklı ve fazla tepki verdiği gözlemlendikten sonra, bu yöntemin etkisi ispatlanmış oldu.

İşin en ilginç tarafı ise bu konuyu gündeme taşıyan, kitap, tez ve aile eğitim seminerlerinin yok denecek kadar az olmasıdır. Yıllardır uygulanan böyle ciddi ve hayati bir konunun nasıl olup da bütün bir insanlık tarafından henüz bu şekilde yeni yeni öğreniliyor olması düşündürücü olsa gerek.

ASIL HEDEF ÇOÇUKLAR

Subliminal teknolojisi maalesef çizgi filmlerde, şarkılarda, reklam panolarında, filmlerde yasal olmayan bir şekilde kullanılıyor. Çocuklara sevgiyi kardeşliği öğütleyen masum zannettiğimiz çizgi filmlerin arasına pornografik resimler, şiddet unsuru içeren görüntüler bu teknolojiyle saklanıyor. Çocuğumuz fark etmeden o görüntüleri beynine konuk ediyor ve şahsiyetinin oluştuğu o en ciddî yaş dilimde (sıfır-yedi yaş arası) bu görüntüler içeride bilinçaltında hapsoluyor. Artık siz siz olun her gördüğünüz ve duyduğunuza çok dikkat edin.

Özellikle Disney, yaptığı çizgi filmlerde cinsellik temasını yıllardır çocuklarımızın bilinçaltına kazımıştır.


Yazar  Psk. Dan. İdris BİLEN

Alıntı...

11 Ağustos 2011

Yan Derdine





kaç damla gözyaşı değerin 
kaç gün yas tutmalıyım senin için
Hayata küsmeliyim belki
Ayrılık şarkıları dinlemeliyim
Serseri gibi dolaşmalıyım kimsesiz sokaklarda
söyleyeceklerime inat susmalıyım
üzerimde yalnızlığın en güzel rengi
Ruhumu satın almış gecenin matemi
sarıp sarmalamış bedenimi alacakaranlık gölgeler
tükenmiş ne varsa benim olan
kaybolup gitmiş ömrün en güzel günleri
seni sana bıraktım artık sen yan derdine
unutmayı da öğrenirim seni, yüreğime gömmeyi de...



leydielif
resim alıntı

02 Ağustos 2011

SEN


Canım yanıyor, hatıralarım gecenin karanlığında can verirken
Hiç dinmeyen bir yağmur gibi yağıyor gözlerimden, AŞK 'ın kanlı damlaları
Öyle bir susuyorum ki şarkılar şiirler bana küsüyor 
Sensiz sabahlar, birde sensiz akşamlar bana eşlik ediyor
Kadehlere saklıyorum dünlerimi, zehir olsa da kana kana içiyorum
Bedenim yanıp kavrulsa da SEN diye, ben hep üşüyorum...
Dilimde tespih olmuş ismin her şey seni anlatır olmuş bana
Gözlerimde son gülüşün, azrail gibi her an can verdirir canıma
Bitmez bu Ah!larım ruhum bedenimi terk edip gitse de
Senden vazgeçmeyecek sensiz kalmış yüreğim, beyaz kefeni giyse de...



leydielif

23 Temmuz 2011

Söyle





Söyle
seni düşünmek mi günahların en büyüğü 
ve yanlışların en yanlışı beklemek mi gelmeyeceğini bile bile
uçup giden ömre inat vazgeçmeyecek mi bu gönül senden
Ne kadar istesem de unutmayacak mı bu gözler gözlerini
Her ayrılık şarkısı seni mi anlatacak
Şiirler seni mi fısıldayacak kulağıma
Hiç tanımadığım yollar bile beni sana mı getirecek
Ve her sensiz gece azrail gibi sarmalayacak mı bedeni mi
Benim için mi yağacak yağmurlar, yapraklarım hep solacak mı
Vuslata veda mı edecek ellerim hep boş mu kalacak
Yanmaktan hiç vazgeçemeyecek mi bu gönül
sensizliği asla kabul eteyecek mi
söyle sevgili var mı bu soruların cevabı
unutmak... kolay mı bu kadar söyle
Sen beni gözlerinde öldürsen bile
Ruhum vazgeçmeyecek bu sevdadan
yansa da cehennem ateşinde....





leydielif
resim alıntı

29 Mayıs 2011

Hat Sanatı





Hat, cismani aletlerle meydan getirilen ruhani bir hendesedir.”  Sanırım Hat sanatını bu kadar güzel anlatan daha güzel bir cümle yoktur. Eskiden beri ilgi duyduğum hat sanatı fakülte de ders olarak verilmeye başlanınca en çok sevinen öğrencilerden biri bendim galiba. Hat sanatı öyle bir şey ki sanki ellerinizle yazdığınız harflere ruhunuz can veriyor. Sonra her yazı sizi harflere daha da yakınlaştırıyor. Kamış kaleminden  ki hat bu kalemle yazılıyor çıkan o büyüleyici ses sizi daha önce hiç gitmediğiniz büyülü diyarlara götürüyor sanki. Harfler sizinle konuşmaya başlayınca iki gözü yaşlı HE nin derdini anlayınca (Arif Hocamız hep böyle söyler) içinde yaşadığınız dünyanın, hayatın renklerin bile anlamı değişiyor .İnsan ruhuna öyle bir estetik katıyor ki her şeyde güzeli, inceliği, sevgiyi bulma çabasında oluyorsunuz. Eğer boş vaktiniz varsa ve ruhunuz güzeli arama çabasındaysa  Hat Sanatıyla bir an önce tanışmanız gerektiğini söyleyebilirim. Yazmaya başladıktan bir süre sonra hiç bir şeyin eskisi olmadığını sizde anlayacaksınız. 


leydielif
Hat Yazısı: Şeyh Hamdullah 
resmin kaynağı: KalemGüzeli

28 Mayıs 2011

Erciyes Bir Başka



Fakültenin düzenlediği Kayseri gezisinde sanırırm en çok beğendiğim yer Erciyes' ti.  Özellikle teleferikle zirveye çıkma olayı benzersizdi. Soğuktan ellerinizi hissetmesenizde alabildiğine uzanan eşsiz görüntü size herşeyi untturuyordu. Her nefesinizde Erciyes'in o temiz havası ciğerlerinize öyle bir işliyor ki sanki daha önce hiç böyle nefes almamışsınız. Uzun zamandır kar göremediğim için burada bulunmak benim için ayrı bir mululuk oldu. Eğer tatil yapacaksanız ve yolunuz Kayseri'den geçiyorsa Erciye'se uğramadan sakın geçmeyin. Çok şey kaçıracağınıza emin olabilirsiniz.

01 Mayıs 2011

Gidesim var



                      Çekip gidesim var, herkesten her şeyden,

                      Ne geleceği ne geçmişi, hiç bir şeyi düşünmeden.
                      Yanıp kavrulan şu gönlü çıkarıp atasım var,
                      Ruhuma isyan eden, şu değersiz bedenimden...


leydielif
resim alıntı

30 Nisan 2011

Yine Bir Seçim Klasiği


Türkiye de nedendir bilmem üç kişi bir araya geldi mi konuşulan tek konu siyaset ve buna bağlı gereksiz tartışmalar. Siyasetle iligili hiç bir fikri olmayan yada hiç bir bilgiye sahip olmayan insanlar Türkiye nin bütün sorunlarını beş dakikada hallediverirler. Eğer faklı görüşte insanlar varsa ki her zaman vardır illa kendi görüşlerini kabul ettirmeye çalışırlar. Bir süre sonra konuşma eylemi tartışmaya dönüşür. Siyasi liderler suçlanır kendileri başbakan olsa Türkiye kesin daha iyi durumda olurdu inancı hakimdir. Seçim arefesinde olduğumuz bu günler ise hepten çekilmez bir hal aldı. Televizyonu açın siyasi bir lider konuşma yapıyor, çarşıda gezmeye çıkın insanların sohbet konusu sadece siyaset, bitmez tükenmez bir kabus gibi her yerde aynı konu. Herkes söylüyor siyasetle ilgili görüşünü. Bende açıklayayım bari. Bence siyaset insanların düşüncelerine saygı göstermektir. A partisine veya B partisine kim oy veriyorsa versin. Kimse kimseyi suçlamamalı kendi seçimini özgürce yapabilmelidir. Bence siyaset böyle olmalı. Bağırarak sanki hayatta ondan başka konu yokmuş gibi davranarak bir çözüm bulunacağını sanmıyorum. Şu seçimler bitse de gündem artık değişse. İyi olmaz mı?

27 Şubat 2011

Sensiz



Ben sensizim  şehrin bütün sokakları sensiz
Senli hayallerim kalmış kimsesiz
Buğulu camlarda kalmış ismin
Ben; sensizliğin kollarında çaresiz
Ağlıyor ne varsa geride bıraktığın
Kabus gibi çökmüş sensizlik gözlerime
Gece ile gündüz bile dargın birbirine
Ne gün doğmak istiyor
Ne gece gösteriyor yıldızlarını
Yalnızlığın keyfi yerinde yine
Kurulmuş odamın baş köşesine
Çakmak çakmak olmuş gözleri
Sessiz çığlıklarla haykırıyor
Hep yalnız kalacaksın diyor
Yine yetişemedin vuslatın son vapuruna
Dilimde elvedalar yüzümde hüzün yağmurları
Kayboldum kendi yokluğumun içinde
Ne varsa dünden kalan
Düşman gibi geçtiler karşıma
Yaktılar canımı sanki her nefes alışımda

Mezarlar kazdım her aklıma geldiğinde
Gömdüm kaç tane varsa senden gözlerimde,
Ah ettim dinmedi feryadım
Sustum hiç bitmedi hicranım
Ağlayamadığım bir damla yaş oldun gözümde
Hiç bitmesini istemediğim bir rüyaydın belkide
Elveda diyemedim sana, seni bende bitiremedim
Hasretin anlamını öğrendim her an biraz daha
Yangın yeri şimdi yüreğimin her sokak başı
Alev alev yanıyor ruhumun her bir zerresi
Sensizlik sarıp sarmalamış kefen gibi bedenimi
Her yana saçılmış cesedler gibi duygularım
Meçhule giden bir yolcudur yarınlarım
Yolverdim ne varsa senden kalan yüreğimde
Unutulmakmış en acısı ben en çok buna yanarım...


leydielif
resim alıntı

27 Ocak 2011

Yahşi Cazibe



TV de Avrupa Yakası'ndan sonra kaliteli bir komedi dizisi çıkmamıştı. Atv ekranlarında çıkan Yahşi Cazibe gerek oyuncular gerekse karakterler olsun  tek kelimeyle muhteşem bir komedi. 
Konusu:
Azeri asıllı olan Cazibe Abbasova, Türkiye`de çalışma izni almak için kağıt üzerinde bir Türk vatandaşı ile evlenmeye karar verir. Bu tarz işlere el altından aracılık eden Gül Hanım vasıtası ile bir süredir ekonomik sıkıntı yaşayan Kemal’e ulaşır. Üç yıl evli kalmaları hiçbir şekilde boşanmamaları gerekmekte ve bu üç yıl gerçek bir evlilik olduğuna denetçileri inandırmak zorundadırlar. İthalat şirketinde çalışan, zor günler yaşayan ve yüklü bir para alacağı için bu nikahı kabul eden, nikaha kadar evleneceği kişiyi bile görmeyen Kemal, Cazibe’yi ilk kez nikah salonunda görür. Ama kişilikleri farklı olduğu için daha ilk dakikada kavga etmeye başlarlar. Kemal “Ben bununla evlenmem” deyip çekip gidecekken bu işe aracı olan kişi Kemal`i kolundan tutup ikna eder. Cazibe oturma iznini alır almaz Kemal`le boşanacak, nikah kıyıldıktan sonra herkes kendi hayatına dönecektir. Her şey konuşulup anlaşılmışken karşı komşuları olan psikopat, yabancılar şube komiseri Peker Pekmez’e bu çifti izleme ve rapor hazırlama görevi verilir. Kendilerinin denetleneceğini anlayan çakma evliler çareyi bir süre birlikte aynı evde yaşamakta bulurlar. Böylece Peker Pekmez evli olduklarına inanacak. Sonra bir bahane ile çift ayrılacaktır.

Özellkle Simge karakterinin öylesine doğal bir hali varki ben en çok onu beğeniyorum. Türkçemize yeni bir ikileme kazandıran (mağdurumda mağdurum) Simge insanları ruh hali ne olursa olsun güldürmeyi başaran ilginç karakteriyle yok artık dedirten çok hoş bir bayan.  Cumartesi günlerinin vazgeçilmezi haline gelen Yahşi Cazibe komediden en önemlisi kalteli bir yapıt izlemekten hoşlananlar için biçilmiş kaftan. Moraliniz bozuksa ve beni hiç birşey güldüremez diyorsanız Yahşi Cazibeyi seyretmemişsiniz demektir. Ben şahsen şiddetle tavsiye ediyorum.Eski bölümlerini buradan  izleyebilirsiniz.Herkese iyi seyirler...

leydielif

25 Ocak 2011

şimdi Uzaklardasın


uzaklardasın şimdi
benden çok uzaklarda
elveda deyişinin Gölgesi durur
hala baş ucumda
Kaybetti anlamını beyaz
gündüzlerim yine giydi karanlığı
ruhum ayrılır bedenimden
her gece sensizliğin kollarında
Ne sen var şimdi
ne de ben
bomboş şehrin sokakları
Buz gibi esen rüzgarmı
içimi ürperten
yoksa ruhumu eriten sensizliğin gözyaşlarımı
Küçük bir tebessüm kaldı elimde
vuslata veda ederken
Özlemler biriktirdim sana
seni sensizde sevdim
Kadehler eşlik etti dudaklarıma
ayrılık şarkılarını söylerken
Güze döndü ömrüm
soldu senden kalan ne varsa odamda
gündüzlerim geceye döndü
güneş gözlerime doğarken
Kara sevdamıydı peşimdeki
azrail gibi bekleyen
Yoksa aşkın ta kendisimiydi
sessizce gülümseyen
Dolaşır durur damarlarımda
nefes gibi

sen gibi
acıtır her dokunuşumda
hiç iyileşmeyen yara misali
Hangi günahın bedelisin sen
bilmiyorum...
Ölmeden attın cehennemin dipsiz kuyusuna
yanıyorum...
Ne varsa sana dair
şimdi unutulmuşların içinde,
Bir kilit daha vurdum
sensiz kalmış  yüreğime...


leydielif
resim alıntı

13 Ocak 2011

Unut Gönlüm



Karanlığım yine güneşe küskün gözlerim,

Yağmurlar yağar durur içimde hiç durmadan

Her nefesimde arşa yükselir beddualarım

Bir parça almış gitmiş, gitmeler canımdan

savurmuş serseri rüzgarlar gölgelerin arasına

Ruhumu tutsak etmiş yalnızlığın kanlı bakışları

Mühür vurdum umudun bütün kapılarına

Yaktım ne varsa dünden kalan

Biter sandım can kırırklarım

Gidenler  dönecek diye her gün yandım

Bitmedi, aldı canımı her  gülümseyişimde

Ağladı düşlerim benim yerime

Yas tuttu yıldızsız gecelerim

Çığlıkları yankılandı sokaklarda

Adını hiç bilmedğim sevdalarım

Ağladı için için bensiz klmış hatıralarım

Unut gönlüm ne varsa içini acıtan

Unut gözlerim vuslatsız gecelerin matemini

Sadece bir avuç sevgi bana dünden kalan

Açmadan kapattım öksüz kalmış gönül defterini...



leydielif
resim alıntı

08 Ocak 2011

Zehir-part 2



 Bir yangın var yüreğimin tam ortasında

Senli topraklımı yakıp kavuran

Bir düş gibi kalmışsın gözlerimin aynasında

Beni bende yalanlayan

Kanımda dolaşan zehir gibi her an öldürüyorsun

Bir nefes gibi duruyorsun dudaklarımın ucunda

Bilmiyorum sen hangi beni seviyorsun

Canımı alan da sensin bir bakışınla yaşatanda...

Bir damla yaş gibi aktın gözlerimden

Küçük bir tebessümdün yüzümde, vuslata veda ederken

Azrail olurdu gözlerin gözlerime her baktığında

Alırdı canımı ayrılğın gölgesi düşünce sokaklarıma

Hercai hatıraların kaldı odamın bir köşesinde, ağlamaklı

Gardiyanı oldu gözlerimin sensiz gecelerin karanlığı

Katili oldum ne varsa içimde senden kalan tek tek gömdüm mezara

Ayrılğın adı kalmış sadece, AH! ların mühürlediği dudaklarımda...

Unutmadım seni unutamadım aşkının zehri hala damarlarımda,

Kor gibi yanar durur yüreğimin bir köşesinde külleri hala...


leydielif
resim alıntı

05 Ocak 2011

Kahramanmaraş'ta 88 Sivil Toplum Örgütü'nden Birlik Beraberlik Bildirisi




Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası'nın (KMTSO ) öncülüğünde 88 sivil toplum örgütü, kentteki birlikteliği sergileyen ortak basın bildirisi yayınladı.

'Maraş Katliamı' sözlerinden rahatsız olan STK'lar adına ortak basın bildirisini okuyan KMTSO Başkanı Mehmet Balduk, "Bizim üzerimizden kimse hesap yapmasın, oyun oynamasın. Kimse Maraş'ın adını katliamla birlikte anmasın" dedi. Maraş Olayları'nın 32. yıldönümünde ilk kez Kahramanmaraş'ta gerçekleştirilen anma etkinliklerinde yaşanan provakatif eylemlere kentte faaliyet gösteren 88 Sivil Toplum Kuruluşu tepki gösterdi. Kentte yaşayan Alevi ve Sünni vatandaşların yüzyıllardır barış ve kardeşçe yaşadığınıbelirten STK'lar bu gün bazı ulusal basın yayın organlarında ortak bir bildiri yayınlayarak gerek Maraş Olayları'nın, gerekse anma etkinliğinde yaşanan provakatif eylemlerin aynı kirli eller tarafından tezgahlandığını açıkladı. KMTSO'da düzenlenen basın toplantısı ile birlik ve beraberlik mesajları veren aralarında Alevi Kültür Dernekleri temsilcilerinin de bulunduğu kanaat önderleri, bu kardeşlik ortamını hiçbir gücün bozamayacağını açıkladı. Birlikteliğin sergilenmesinde öncülük eden KMTSO Başkanı MehmetBalduk, yüzyıllardır kardeşçe yaşayan Alevi ve Sünni vatandaşların Kurtuluş Savaşı'nda omuz omuza aynı cephede mücadele ettiğini belirterek, bu iki kesmin zaman zaman karanlık güçler tarafından karşı karşıya getirilmek istendiğini söyledi. Maraş Olayları'nın ülkeyi karanlığa sürüklemek isteyen mihraklar tarafından tezgahlandığını dile getiren Balduk konuşmasına şöyle devam etti:

"Sağduyu sahibi, akıl sahibi hiçbir Maraşlının onaylamadığı ama tahriklerle karıştığı bu olaylar hepimizi derinden yaralamıştır. Ve 1978 Maraş olaylarının acısı, Sünni'si ile Alevi'si ile herkese maddi ve manevi açıdan ciddi zarar vermiştir. Biz bunun acısını yüreğimizde 32 yıldır taşıyoruz. O olaylarda hayatını kaybeden tüm kardeşlerimize bir kez daha Allahtan rahmet diliyoruz. 19 Aralık 2010 tarihinde Maraş'taki huzur ortamına nifak sokmak isteyen ve aynı mihraktan beslenen ama farklı provakatif sloganlar atan provakatörlere Alevi ve Sünni vatandaşlarımız sağduyu göstererek gereken tokadı atmıştır. Münferit ufak tefek olay olsa da sağduyu sahibi insanlar buna ciddi bir tepki koymuştur. Alevi ve Sünni vatandaşlarımızın huzurunu bozmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Eğer bu topluluk birlik ve beraberlik içerisinde olursa hiç kimsenin gücü yetmeyecektir."

"GÜZELLİKLERİMİZDEN BAHSEDİLSİN İSTİYORUZ" 


Balduk, Kahramanmaraş'ın şairleri, tarihi ve turistik değerleri, her geçen gün gelişen ekonomisiyle Türkiye'nin en güzide kentlerinden biri olduğunu belirterek katliam sözcüğüyle aynı cümlede yer almasından büyük rahatsızlık duyduklarını dile getirdi. Özellikle bazı köşe yazarlarının kaleme aldığı makalelerin incitici olduğuna vurgu yapan Balduk, "Şairler kenti diye tanıttığımız Kahramanmaraş'ta, Necip Fazıl Kısakürek, Abdurrahim Karakoç, Erdem Beyazıt ve sanat değeri olarak tanıttığımız ve türküleriyle tüm Türkiye'yi mest eden Aşık Mahsuni Şerif var. Türkiye'nin en huzurlu kentlerinden biriyiz. Ekonomisi sürekli büyüyen, her yıl bir milyar dolarlardan aşağı olmamak üzere yatırım kararı alınan, ihracatı Türkiye ortalamasından her zaman iki üç kat fazla olan bir kentiz ama gazeteler yazmıyor. Onlar bir milyar dolardan fazla ihracat yapan şehirleri yazıyor. Maraş'ın bu ayki ihracat artışı yüzde 66. bu anormal bir olay ve çok sevindirici. Yıl sonu hedefinde 550 milyon dolara yaklaştık. İhraç kayıpları ve satılan malları da koyduğumuzda 750 milyon dolara ulaştık. Şimdi Necip Fazıl, Aşık Mahsuni Şerif, muhteşem ormanlar, dağlar Allah'ın bahşettiği tabiat güzellikleri, çok çalışkan müteşebbis insanlar, sürekli yatırım yapan şehrini büyüten tertemiz bir şehir, bu özellikleri hiçbiri ortaya çıkmıyor. Ekonomideki başarısı ortaya çıkmıyor. Germenicia kenti ortaya çıkartılmış, Efes'le mukayese edilebilir bir türde, bundan bahsedilmiyor. Eshab-ı Kehf merkezinin Afşin olduğu mahkeme kararıyla tespit edilmiş bundan bahsedilmiyor. Maraş 2009 ekonomik krizin de etkisiyle belki enerji tüketiminde 9. sıraya yükselmiş bundan bahsedilmiyor. Türkiye'nin en büyük 1000 şirketi arasında 17 tane şirketi var Maraş'ın. Hatta veri göndermeyen arkadaşları da sayarsak 20'ye yakın şirketi var. Önümüzdeki yıl 20'yi de geçecek. Türkiye'nin şu anda en önemli sanayi kentlerinden biri olmuş, Afşin Elbistan'ı ve yeni HES'leri de sayarsak Türkiye'nin önemli bir enerji merkezi olmuş. Bu özelliklerinden bahsedilmiyor sürekli 'Maraş katliamı' olarak gündeme getiriliyor. Biz metinde ismi yazılı olan sivil toplum kuruluşları ve dernekler hepimiz bu Maraş katliamı lafından son derece rahatsızız. Bizim üzerimizden kimse hesap yapmasın, bizim üzerimizden kimse oyun oynamasın. Maraş'ın adını katliamla birlikte anmasın. Maraş'ı gelip görmemiş Maraş'taki huzuru, Maraş'taki Alevi Sünni kardeşliğini görmemiş, yaşamamış bir takım insanlar köşelerinde bir takım yazılar yazıyor. Bunlar çok incitici. Bunun için de böyle bir basın bildirisi ve ilan metni hazırlama gereği duyduk. Biz burada her zaman olduğu gibi kardeşçe, dostça, birlikte kız alıp, kız vererek ortaklıklar kurarak, beraber gezmeye giderek, sohbet ederek, yemek yiyerek dostluğumuzu pekiştirmeye devam edeceğiz" şeklinde konuştu.

Balduk'tan sonra söz alan Alevi Dernek Temsilcileri ve kanaat önderleri de konuya ilişkin düşüncelerini aktardı. Bu kardeşliğin sonsuza dek süreceğine vurgu yapan temsilciler daha sonra kol kola girerek hatıra fotoğrafı çektirdi.

Kaynak: www.haber46.com