Yüreğimden Damlayan''Hüzün'' Bir karanlık geliyor yokluğunun ardından, Ne zaman güneş batsa bu son gecem diyorum. Vazgeç yalan dünyanın köhne saltanatından, Yetişir bunca keder, bunca elem diyorum.
28 Aralık 2010
SEN...OLMAK
Mavi olurum gözlerinde, yanarım için için
Siyah olurum sensiz gecelerin karanlığında
Bir sen olurum bir de ben yaşarım ikimiz için
Beyaz olur sararım bedinini kefen gibi mezarında
Lal olurum dilinde, anmayasın ayrılığın adını
Azrail olurum neyim varsa sensiz, alırım canını
Kah rüzgar olur eserim bedenini usulca ürperten
Kah güneş olur doğarım gecelerini gündüze çeviren
Aşk olurum aşık olurum anarım seni şarkılarda şiirlerde
Kalem olur yazarım adını gözümün iliştiği her yere
Can olurum canın içinde, Seni sana bırakmam
Yar olurum veririm bu değersiz canı uğrunda seve seve...
leydielif
resim alıntı
Ömürümün Sonbaharı
Canımı yakıyor hatıraların ağlamaklı bakışları
Çok uzaklara götürüyor ruhumu, bu sonbahar akşamları
Solmuş içimdeki bütün çiçekler, savrulmuş yaprakları
Hiç bitmeyecek gibi sanki, ömrümün bu sonbaharı
Mahşerin gölgesi düşmüş düşlerimin cansız bedenine
Ahlar mühür gibi vurulmuş, sükun eylemiş dilime
Hiç bitmeyen yangınların ortasında kalmış bir bedendeyim
Ne sevmeyi bilmiş ne sevilmeyi, yalnızlık kalmış sadece gönülde
Vefasız günleri biriktirdim odamın bir köşesinde, yanıyorum
Yalnızlığı savurdum gecenin karanlığına, gücüm kalmadı biliyorum
Kilit vurdum yüreğimin kapılarına, kendimden vazgeçtim gidiyorum.
Her nefeste çekiyorum içime zehir gibi hasreti, yavaş yavaş ölüyorum...
leydielif
resim alıntı
24 Aralık 2010
ZEHİR
Bir yangın var yüreğimin tam ortasında
Senli topraklımı yakıp kavuran
Bir düş gibi kalmışsın gözlerimin aynasında
Beni bende yalanlayan
Kanımda dolaşan zehir gibi her an öldürüyorsun
Bir nefes gibi duruyorsun dudaklarımın ucunda
Bilmiyorum sen hangi beni seviyorsun
Canımı alan da sensin bir bakışınla yaşatanda...
leydielif
resim alıntı
18 Kasım 2010
Kalp Ağrısı
Yorgunum, bir sonbahar akşamının hüzünlü gözlerinde
Solmuşum, viran olmuş kurumuş topraklarım gönül bahçemde
Kor olmuşum, yanmışım için için yosun tutmuş gönüllerde
Yok olmuşum, bakışları ruhumu tutsak etmiş şiirlerde
Bitip tükenmişim, anlatamamış beni ne bir şiir ne bir şarkı
Her an kulaklarımda, yalnızlığın içimi ürperten yankısı
Ne gönül yarasıdır bu ne ayrılığın çekilmez sancısı
Ruhumu tutsak etmiş, hiç bitmeyen bir kalp ağrısı
Yanık sevdaların can çekişen bedeniyim, her an ölüyorum
Sarhoş gecelerin karanlığıyım, bir damla ışık arıyorum
Kaybolmuşum, sessiz şehrin alacakaranlık sokaklarında
Yolunu kaybetmiş bir yolcuyum, hiç durmadan yürüyorum....
leydielif
resim alıntı...
13 Kasım 2010
Bu Gece
Bir nar var gönlümde ruhumu küle çeviren
Bir ah var dilimde bedenimi yavaş yavaş eriten
Azrail gibi peşimde yine yalnızlığın alacakaranlık gölgesi
Her dokunuşunda beni bir keze daha öldüren
Tek tek çektim sırtımdaki bütün hançerleri bu gece
Kadehleri bir bir gömdüm karanlığın dipsiz kuyularına
Dar ağacında bıraktım kırık dökük sevdamı dilimde tek hece...AŞK
Katiliyim içimdeki tüm benlerin kaldım yine yalnızılğın içimi ürperten kollarında
Tek tek yazdım kanı çekilmiş ceset gibi mezar taşlarına
Ben öldürdüm! Yankınlandı her bir harfi çınlayan kulaklarımda
Gözlerim takılı kalmış sonbahar rüzgarı gibi gri ufuklarda
Buğulu camlarda kalmış adını hiç bilmediğim sevdanın ismi
Ağıtlar yakmış her bir şiir her bir şarkı yankısı sokaklarda
Mahkum edilmiş gönül hiç bitmeyen aşksız yarınlara
Yazan: leydielif
resim alıntı
19 Ekim 2010
Hiç Sömnesin İçinizdeki Umudun Işıkları
On yıl aradan sonra üniversiteli olmak eğitim hayatında olmak insanda büyük değişikler meydana getiriyormuş. Bir ay içerisinde bunu gerçekten çok içten hissettim. Bir boşluğun içinde yüzüyor gibiyimşim. Her şey anlamsız herşey boşunaymış sanki. Kafamın içi bom boş bir defterin sayfaları gibiymiş.Yeniden okul yoluna düşmek ders dinlemek nasıl da heyecan veriyormuş insana. Aslında hiç kıymetini bilememişiz lise yıllarımızın. Manasız saçma sapan şeylerin arasında kaybolup gitmişiz. Her dersin ayrı bir önemi var benim için. Hocalarımı öyle dikkatli dinliyorumki başka hiç bir şey duymuyorum sanki. Yaşam yeni bir anlam kazandı gözlerimde. Daha bir güzel görünür oldu gökyüzünün grisi , rüzgarın sesi bir şarkının nakaratı gibi çınlamaya başladı kulaklarımda .Yeni öğrendiğim her şey yıldızlarla dou bir gökyüzü gibi aydınlattı alacakaranlık yollarımı.
Sisler kalktı kelimelerimin üzerinden siyah ve beyazdan farklı renklerinde olduğunu farkettim.
Hiç bir zaman geç değilmiş asla diye bir kelime yokmuş aslında. Hayallere asla veda etmemek gerekiyormuş ansızın çıkıveriyorlarmış karşınıza. Size söyleyeceğim son cümlemseyse bu gün; Asla vazgeçmeyin kendinizden hayallerinizden bir gün gerçek olacaktır siz yeterki vazgeçmeyin istemekten.....
25 Ağustos 2010
Uzun Bir Aradan Sonra Herkese Merhaba
Evet sevgili dostlarım uzun bir aradan sonra tekrar sizlerleyim.Hemde hayatımda çok önemli değişiklerle birlikte. Artık üniversite öğrencisiyim. Sonunda hayalimi gerçekleştirdim ve üniversiteyi kazandım. İnsan ne olursa olsun hayallerinden asla vazgeçmemeliymiş bunu bir kez daha anladım. Bu aralar bir heyecanla üniversitenin açılmasını bekliyorum. Yeni okula başlayan çocuklar gibi hissediyorum kendimi.Biraz korkak ama çok hevesli. Gelelim müberak ramazan ayına. Gerçekten çok sıcak günlere denk gelmesi insanları çok zorluyor. Bense maalasaf gastrit yüzünden sadece iki tane tutabildim. Midem ne zaman iyileşecek merak ediyorum. Ve tüm dostlarımın Ramazan ayını kutluyorum. Artık daha sık yazmayı düşünüyorum.En kısa zamanda tekrar görüşmek dileğiyle sevgiyle kalın...
leydielif
03 Temmuz 2010
Gidiyorum...
Geceler küskün bana
Sus pus olmuş oturmuş karşıma
Yıldız yıldız bakıyor gözleri
Sanki içimi aydınlatıyor
Sokak lamları masal anlatıyor
Yalnızlığın gölgesi düşmüş kaldırımlara
dinliyorum.. banada masallar anlatsın istiyorum
Çıkıp gitsin hüznün karanlık gölgesi gözlerimden
alıp götürsün gecenin içimi ürperten rüzgarları
Yalnızlığın zifiri karanlık mabedinden
Yine aynı şarkı çalıyor çağırıyor beni çok uzaklardan
Geceye, yıldızlara beni anlatıyor
Hiç yazılmamış bir şiirdir diyor
Yarım kalmış bir romanın son hecesi
Yaşanmamış bir aşkın gözyaşıdır belki
ismim namelerde yankılanıyor bir ah gibi
çözülüyor mühürlü dudaklarım anlatmaya başlıyorum
Sessiz şehrin karanlık sokaklarına
çölün ortasında kalmış bir kum tanesiyim belki diyorum
Mechul şarkıların hiç yazılmamış bestesiyim
Kurumuş bir ağacın savrulup giden yaprağı
Kayıp giden bir yıldızım aslında, gecenin azad ettiği
uçup giden bir hayalin son vedasıyım söyleyemediği
Varlıkla yokluk arasında bir yerdeyim
Hiç kimsenin bilmediği
Yolun sonuna geldim biliyorum
Gözlerim takılı kalmış sonsuzlukta
Sadece gidiyorum...
leydielif
06 Haziran 2010
Mahşer
Görmesin gözlerim ruhu savrulmuş cansız bedenleri
Duymasın kulaklarım kimsesiz sokaklardaki ölümün çığlığını
Yanmasın yürekler savrulmasın külleri alacakarlık sabahlarda
Kaybolup gitmesin çocuksu tebessümler gün ışığı gülücükler
Yas tutmasın ucu yanmış gönüllerin ebruli hayalleri
Bitsin artık mahşere dönmüş yüreklerin hiç dinmeyen sızısı
Yok olsun gitsin gözlerini ölüm bürümüş zalimlerin ordusu
Bitmeyecek sanırsın üç günlük ömrü, ebedi kalmayacaksın
Fani dünya geçirmiş ellerini şahdamarına farkında mısın
Nefesler kesilmiş ocaklar yıkılmış havada ölüm kokusu
Kan damlar gözlerimden şakağımda durur iki yüzlü düşmanın namlusu
Ne olursan ol, nerde olursan ol hep üstünde olacak azrailin gölgesi
Ölmek isteyeceksin belki, öldür beni artık diyeceksin
Çığlıkların yankılanacak bom boş sokaklarda duymayacak kimse sesini
Kaybolmuş benliğin bir gururn kalmış, dönmüşsün alev gözlü şeytana
Yanıp kavrulacaksın yaktığın ateşin hiç sönmeyen korlarında
leydielif
25 Mayıs 2010
Yansın Yüreğim
Ebruli bir düşün gözyaşlarıydın sen gözlerimde
Mahsene kapatılmış hayallerimin acımasız azrailiydin
Hiç sönmeyen kordun yüreğimin senli topraklarını yakıp kavuran
Ahtın dudaklarımda her nefesimde canımı acıtan
Git artık gözlerimden unutsun seni yas tutan yüreğimin sokakları
Sarhoş gibi naralar atmasın kulaklarımda sessizlğim
Şarkılar anlatmasın bana gidenler dönmez geri demesin
Yansın yüreğim usul usul bende aşka veda edeceğim
leydielif
20 Mayıs 2010
ELİMDE OLSA
Elimde olsa bu dünyayı küçümserdim
İyisine de kötüsüne de yuh çekerdim
Daha doğrusu bu aşağılık yere
Ne gelirdim ne yaşardım ne ölürdüm
ÖMER HAYYAM
24 Nisan 2010
SEN'din...
Gözümdeki bir damla yaştın aslında
Belkide bir türlü yüzüme yakıştıramadığım küçük bir tebessüm
Demli bir çayın ilk yudumuydun içimi yakıp kavuran
Gecenin karanlığıydın, gökyüzünün sonsuz mavisiydi gözlerin
Gidende sendin kalanda, bense kaybolmuştum ayrılıkların arasında
Bir gün azraildin tüm hislerimin tek tek canın alan,
Bir gün can verendin yüreğimde asılı kalmış sevda yağmurlarına
Aynamdaki gölgeydin asla silemediğim
Bir çığlık gibi kalmış sesin çınlayan kulaklarımda
Lavları hep içinde kalmış bir volkan gibiydin
Yanardın için için ve yakardı kor gibi sözlerin
Severdin.. bilemiyorum ne kadar çok hiç belli etmezdin
Nefret miydi bu gözlerindeki yoksa aşkın en saf halimi
Hiç bilemedim...
Öldürende sendin, can verende..
Beni benden alıp meçhule armağan edendin
Yalnızlığın çöl ayazında bırakıp giden.. sendin..
Hiç bitmesini istemediğim kalın bir roman gibiydin
Sen olurdum çoğu zaman, unuturdum içimdeki tüm benleri
Usanmadan bekledim, gelmeyeceğini bile bile
Bu sonbaharda vuslatın kıyısında...
Bir demli çay daha söyledim
Aynı ağacın altında,
Yanmış yüreklerin kokusu vardı yine burnumda
Bir yanımda hasretin ağlamaklı gözleri
Bir yanımda vuslatın rengi solmuş çiçekleri
Alacakaranlık bir gün daha, hava ayrılık havası
Seni sana bıraktım külleri savrulsada yüreğimin
Bir kilit daha vurdum kapattım yüreğimin kapısını....
leydielif
resim alıntı
31 Mart 2010
Bir Parça Umut
Suskunum... sessiz akşamların çığlıkları yankılanırken kulaklarımda
Yorgun gözlerim kaybolup gitmiş,kızıl alacası mavinin sonsuzluğunda
Bir şarkı gibi yaşarken hayatın eşsiz namelerini, hep yanılmışım
Bitmiş tükenmiş sevdalar, sadece bir ah kalmış dudaklarımda
Yanmış yüreğimin kimsesiz sokakları, usul usul dağlanmış
Mühür vurmuş ayrılığın gölgesi aşk bana yasakmış
Derin bir nefes gibi kalmış içimde hayallerimin derin çığlıkları
Yalnızlığın mabediyim sanki kaçıp kurtulmak istiyorum gölgelerden
Bir kuşun kanadında uçsam diyorum ve sonsuzluğa karışsam
Ağlamaklı bir hayalin resmi gibi karşımda durur hasretliklerim
Bu kaçıncı vuslatsız geçen gün kaçıncı uykusuz geçen gece bilmiyorum
Bir suçluyum sanki, yalnızlığın içine mahkum edilmiş gibiyim..Sususyorum
Fırtınalar estiriyorum yosun tutmuş gözlerimin hiç bitmeyen hüznüne
Yağıyorum sağnak sağnak bana küskün kalbi kırık hayallerime
Hiç bitmeyen gidişler mi canımı daha çok yakan..
Yoksa hiç gelmeyeceğini bildiğim vuslat mı gündüzlerimi karartan
Çalınmış ruhları takmışım peşime ağıtlar yakıyoruz sanki içimdeki düşlere
Azrail gibi dikilmiş karşıma bensiz kalmış dünlerim anılarsa kanlı ellerinde
Gidiyorum veda etmeden, elveda bile diyemeden... geriye dönmekten korkuyorum....
Bir parça umut var ellerimde belki bir gün diyorum ....Bilmiyorum.....
Leydielif
resim alıntı
18 Mart 2010
ÇANAKKALE ZAFERİ
Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale Boğazı'nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul'a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir.
1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada'dan Boğaz'ın ağzına doğru yaklaştılar. Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar, İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını, Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havan topu ile dövdüler. Cephaneliğimize isabet eden top mermisiyle on bir ton barut havaya uçtu, subay ve erlerimiz şehit düştü, İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde gösteriler yaptı, düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar.
24 Kasım 1914 günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü. bu denizaltıyı gören topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngiliz denizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz'a girdi. Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi batırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on'u ve erlerimizden yirmi dördü şehit düştü.
19 Şubat 1915 günü düşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzilli bir bombardımana girişti. Boğaz'a iyice sokuldular. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine karşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında düşman oldukça bocaladı.
İtilaf devletleri gemileri diledikleri gibi ilerleyemiyor, amaçlarına ulaşamıyordu. Lodos fırtınasını başarısızlıklarının nedeni olarak görüyorlardı. Havalar düzelince yeni saldırılar düzenlendi. Yine sonuç alınamayınca düşman gemilerine komuta eden Amiral Carden görevden alındı. Yerine 17 Mart 1915 günü Robeck atandı. Yeni komutan 18 Mart 1915 günü donanmayla Boğaz'a saldıracağını, yakında İstanbul'da olacağını Londra'ya bildirdi.
Bu arada Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz'a mayın hattı döşenmesi emrini verdi. Aldığı emir gereği Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayın gemisi ile o gece yirmi altı mayın, Boğaz'a on birinci hat olarak döşendi. Boğaz'daki mayın sayısı on bir hat olarak 400'ü aşmıştı.
18 Mart 1915: İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü, üç filo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı'na girdi. Bu donanmanın ilk grubunu oluşturan filoda, İngilizlerin Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible, Lord Nelson ve Agamemnon savaş gemileri bulunuyordu.
İkinci grupta İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Ocean, İrresistible, Wengeance Majestic gibi savaş gemileri yer almıştı. Üçüncü filo ise Prince, Bouvet, Suffren gibi Fransız savaş gemilerinden oluşuyordu.
İngilizler ve Fransızlar zayıf Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz'ı kolayca geçebileceklerim umuyorlardı. Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş gemileri şiddetli bir ateşe başladılar. Rumeli Mecidiyesiyle merkez bataryaları şiddetli bir ateşe tutuldu. Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına yüklendi. Bunu gören Dardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı. Az sonra, tüm gemiler, Dardanos'a saldırdı. Dardanos tabyamız saldırılara şiddetle karşı koydu. Bu arada Mesudiye tabyası da ateşe başlamıştı. Mesudiye üzerine ateş açılınca Hamidiye onun yardımına koştu. Bu arada kıyı bataryalarımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladılar. Bunalan düşman kaçmak isterken topçu atışlarıyla karşılaşıyordu. Düşman gemilerine göz açtırılmıyordu. Karşılıklı bu korkunç bombardıman bir saat kadar sürdü. Bu karşılıklı bombardımanı bir yabancı yazar şöyle anlatıyor:
«İnsan manzarayı gözlerinin önünde canlandırabilir. Kaleler, toz duman bulutları içinde kaybolmuşlarda Yıkıntıların arasından arada bir alevler yükseliyordu. Gemiler, çevrelerinde fışkıran sayısız su sütunları arasında yavaş yavaş hareket ediyorlar, bazen duman ve serpintiler arasında iyice görünmez oluyorlardı. Tepelerden ateş eden havan toplarının alevleri görülüyor, ağır toplar yer sarsıntıları gibi gümbürdüyordu.»
Bombardıman sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü. Amiral Robeck Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü. Tam bu sırada müthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak sarsıldılar, manevra kabiliyetini kaybettiler. Bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar görevlerini yapmışlardı. Boğazın berrak sulan üzerinde bir dev gibi yatan Bouvet ve Suffren'e tarihi Hamidiye bataryamızın keskin nişancıları ateş açtılar. Çanakkale Geçilmez kitabının yazarı Alan Moorehead olayı şöyle anlatıyor.
«Saat 13.45'de Suffren'in az gerisindeki Bouvet müthiş bir patlamayla sarsıldı. Güverteden göğe kesif bir duman yükseldi. Gittikçe hızlanarak yana yattı, devrilip gözden kayboldu. Olayı görenlerden birinin ifadesine göre «Bir tabak, suda nasıl kayıp giderse o da öylece kayıp gitti.»
Türk tabyaları, Boğaz'ı geçmeye çalışan düşman gemilerine durmadan ateş ettiler. Bu arada düşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu. Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmaya başlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar. Bu arada düşman savaş gemilerinden İnflexible, İrressitible büyük hasar gördü. Batanlar oldu. Daha sonra Queen Elisabeth ve Agamemnon yaralandı. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nı denizden aşamadılar. Büyük kayıplar vererek: Çanakkale Boğazı'nın geçilemeyeceğini öğrendiler.
İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar. Artık Çanakkale kara savaşları başlıyordu. Kara savaşında düşmanın nereden çıkarma yapabileceği tartışıldı. Mustafa Kemal Kabatepe ve Seddülbahir'den, Alman komutan Von Sanders ise Bolayır ve Anadolu yakasından çıkarma yapılabileceği görüşündeydi. Alman komutanı Von Sanders'in görüşü ağır bastı, ve askerler o yöreye yerleştirildi.
Düşman güçleri 25 Nisan 1918 sabahı Mustafa Kemal'in düşündüğü noktadan saldırdı. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Kocaçimen'de Conkbayır'da, savaştı. Cephanesi biten askerlere:
— Süngü tak emrini verdi. Daha sonra ;
— «Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir» dedi. Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı. Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adeta tüterek kaynıyordu. Düşman dalgalar halinde Conkbayır'a doğru ilerliyordu. Bu arada Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı. Anafartalar Savaşı'nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal'in göğsüne isabet etti. Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı.
— «Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir» dedi. Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı. Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adeta tüterek kaynıyordu. Düşman dalgalar halinde Conkbayır'a doğru ilerliyordu. Bu arada Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı. Anafartalar Savaşı'nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal'in göğsüne isabet etti. Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı.
Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılar kazandı. Düşman şaşkına döndü, bozguna uğradı. Çanakkale kara savaşlarının en önemli cepheleri; Kumkale, Beşike, Bolayır, Seddülbahir, Anbumu, Kabatepe, Conkbayırı ve Anafartalar'dır. 19 - 20 Aralıkta Anafartalar ve Arıburnu cephesi, 8 - 9 Ocak'ta Seddülbahir düşmanlar tarafından boşaltıldı. Böylece 1915 baharında parlak umutlarla karaya ayak basan birleşik düşman ordusu 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gitti.
Çanakkale savaşlarında 250 binin üzerinde askerimiz şehit düştü. Düşman kayıpları ise bu rakamın üstündedir.
Çanakkale savaşlarının unutulmaz kahramanı, Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal'in başarısı ilerde başlayacak Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızın kaynağı oldu.
Bağımsızlığımızı savunmak, yurt topraklarımızı korumak için yapılan savaşlar kutsaldır. Çanakkale, Ulusal Kurtuluş Savaşımız kutsal destan savaşlara birer örnektir.
12 Mart 2010
Gözlerimde Sonbahar
Özlemler biriktiriyorum odamın köşebaşlarında,
Yalnızlığı gönderiyorum gözlerimden, git artık diyorum...
Soruyorum içimdeki sonbahara, ne zaman biteceksin ,
Bu hüznü bu kederi ne zaman alıp götüreceksin...
Mektuplar yazıyorum cam şişelerin içine, denizin sonsuzluğuna bırakıyorum,
Belki bulur hayallerimi diyorum içimde hiç susmayan çığlıklara inat.
Gülümsüyorum ucu yanmış hatıraların hüzün dolu gözlerine bakarak,
Aynı şarkıyı tekrar tekrar dinliyorum beni benden bile iyi anlatıyor sanki
" Ne ağlarsın benim zülfü siyahım, Buda gelir buda geçer ağlama..yankılanıyor kulaklarımda
Bir ah çekiyor dudaklarım içime yağmurlar yağıyor, soğuk mu bilmiyorum üşüyorum
Keşkeler karşıma çıkıveriyor ansızın, bir tokat gibi çarpıyor yüzüme yarım kalışlarım
İçiyorum yüreğim gibi demlenmiş çayı, unuturum belki diyorum
Gidiyorum çok uzaklara belki gelirim bir gün geri, akşamlar size beni bırakıyoum
Yürüyorum kimsesiz şehrin ıssız sokaklarında, düşelerimi topluyorum
Biriktiriyorum ağlayan gözlerimin yorgun bakışlarında, özlüyorum
Boynu bükük hatıraların yüreğime bıraktığı huzuru, ölüyorum
Her gün bir kez daha, can veriyorum can kırıklarımın dikenli yollarında..
Sonsuzluğa karışıyorum, ruhumun alacakaranlık zindanlarında...
leydielif
resim alıntı
06 Mart 2010
Güneşi Özledim
Havalardan mıdır nedir bilemiyorum ama üzerimde hiç bitmeyen bir bitkinlik, yorgunluk bir isteksizlik var. Devamlı yorgunum, hiç bir şey yapmak istemiyorum . Çevremdeki insanların neredeyse hepsi hasta. İnanın artık bu güneşsiz havalardan öyle bunaldım ki güneşli günleri hasretle bekliyorum. Kurumuş ağaçlarları seyretmek yıldızların kaybolduğu gökyüzüne bakmak ruhumun hiç bilmediği sokaklarda kaybolması gibi bir şey sanki. Şarkılar hep hüzünlü sevinçler yarım, bakışlar anlamsız. Kelimelerimi cümlelerimi bile etkisi altına almış alacakaranlık bir sis bulutu gibi kaplamış sanki yağmurlu havanın kasveti. İnsanların yüzleri asık hayattan yorulmuş omuzları çökmüş zorla yaşıyorlarmış gibi bir halleri var. Yağmur bizim yerimize ağlıyor gibi. Sokak lambalarının rüzgarla birlikte söylediği şarkı çınlıyor kulaklarımda. Boş bom kalmış ağlamaklı kaldırımlar çok uzun süredir yas tutuyor. Canım sıkılıyor, yağmurun arkadaşlık ettiği penceremden hiç bilmediğim meçhule doğru bakıyorum. Gökyüzü hep gri yalnızlığımın rengi gibi. Güneşi özledim gözlerimin içine dolan pırılıtsını. Kuşların sesini duyuyor gibiyim çok uzaklardan gelen bir name gibi. Bekliyorum bu kış hiç usanmadan baharı....
leydielif
Etiketler:
baharı bekliyorum,
bitkinim,
güneşi özledim,
yorgunum
02 Mart 2010
Ne Yapmalıyım Bilmiyorum?
Bu aralar bloğuma yazı yazmak için çok çaba göstersemde nedense tek kelime gelmiyor aklıma yada geliyorda ne diyeceğimi bilemiyorum. Kelimeler küskün, cümlelerin kalbi kırık çıkıp gittiler sanki alacakaranlık gözlerimden. Hep bunu düşünüyorum aslında neredeyse iki yıldır yazdığım bu bloğu kapatsam mı yoksa bir süre ara verip tekrar yazmaya mı başlasam bilemiyorum. Bir kararsızlık içindeyim. Hiç bitmeyen gel gitler yaşıyorum sanki.Ve bloğuma haksızlık ettimiği düşünüyorum aslında. Hiç bir şey yazamadığım bu bloğu kapatmanın artık vakti geldi sanırım. Neyse en kısa zamanda görüşmek dileğiyle bakalım zaman ne gösterecek .. Ya yolun sonu gelmiştir yada yeni bir yol ayrımına gelmişimdir. Her şeyi zaman gösterecek. ...Burada tanıdığım tüm blog dostlarıma çok teşekkür ediyorum. Sizleri tanıdığım için kendimi çok şanslı ve mutlu hissediyorum.Tüm blog dostlarıma sevgi ve saygılarımla....
leydielif
Etiketler:
kararsızlık,
Ne yapmalıyım,
yol ayrımı,
Yolun sonu
27 Şubat 2010
Mutlu bir kadın olmanın tek yolu zayıf olmak değildir!
Aile hayatı ve bir dizi diğer görsel faktör nedeniyle (Çok ince ya da kaslı insanlara ait medya görselleri gibi) etkilenerek, özgüvenimizi yitirebiliyor ve vücudumuzdan şikayet edebiliyoruz. Bazı kişilerin daha ince ya da daha kaslı bir vücuda sahip olsalardı, çok daha mutlu olacaklarını söylemeleri yeni duyumlarımızdan biri değil. Neticede; birtakım genellemeler mutluluk ile ince bir bedene sahip olmayı aynı kefeye koymamıza neden olabiliyor. Bu nedenle tüm yaşam sorunları çözülecekmişçesine diyete başvuruyoruz. Aslında sorun kilo olmadığı gibi, diyet yapmak da bir çözüm değil! Gerçek mutluluk içeriden gelir. Duygularınızı tatmin etmek, sağlıklı ilişkiler kurmak, sınırları belirlemek ve huzur bulmak... İçinizdeki gerçek mutluluğu bulmak, dışınıza (vücudunuza) örneğin sağlıklı beslenerek ve fiziksel aktivite yaparak, daha iyi bakmakla sonuçlanabilir. Sadece dışarının (vücudun) bakımına odaklanmak, içerideki acıyı dindirmeye yeterli olmayabilir. Vücut imajınızı geliştirmek için bazı ipuçları • Vücut tipinizi değiştiremeyeceğinizi kabul ederek, vücudunuzu sevmek, ona saygı duymak ve elinizde olanı daha iyi yapmaya odaklanmak iyi bir ilk basamak olabilir. • Kendinize gerçekçi bir kilo hedefi koymak ve sık sık tartılmamak, kendinizi daha iyi hissetmenize yardım edecektir. Gerçekçi olmayan bir kiloya ulaşmayı hedeflemek, kendini kötü hissetme, yanlış beslenme ve düşük yaşam kalitesine davetiye çıkartmaktır. • Siz çok özelsiniz. Kendinizi asla başkalarıyla kıyaslamayın. Fit olduğunuz ve doğru beslendiğiniz zaman, vücudunuzu ve yapabildiklerinizi önemseyin. Bunları çoğunlukla küçümseriz. Kendinizin içsel gücünü değerlendirin. Sizi daha başarılı ve özel yapan karakter kalitenize odaklanın. • Vücudunuzun keyfini çıkartın. Yüzmeye, dans etmeye gidin, yürüyüşe çıkın, bisiklete binin. Egzersiz yapın. Mecbur olduğunuz için değil ama sizi enerjik ve güçlü hissettirdiği için... Bunlardan size uygun olanı seçebilirsiniz. • Mümkün olduğunca, sağlığına önem veren, kendileriyle ve diğer insanlarla iyi ilişkiler kurabilen insanlarla birlikte olmak, kendinizi nasıl hissettiğiniz konusunda fark yaratacaktır. Aynı zamanda, aileniz veya arkadaşlarınızla beraberken,'fazla kilolardan bahsetmekten kaçınarak, olumsuz sohbetlerin bir dereceye kadar önüne geçebilirsiniz. • İçinizdeki'ben'i şımartın. Onu huzura kavuşturanları bulun. Örneğin; müzik, köpük banyosu, sinemaya gitmek, okumak, masaj yaptırmak ya da doğaya yakın olup bahçede çalışmak, sahilde yürümek, yüzmek, güneşin batışını seyretmek. Esas vücut imajı, içinizdeki 'ben’in hissettikleridir ve içinizde iyi hissetmek, dışarıda iyi yansıtmanızın anahtarıdır. Dilara Koçak | |
| Kaynak:http://www.ekolay.net | |
20 Şubat 2010
Elif Hasta Oldu... Dikkat! Virüs Var
Bloğuma uzun süredir birşey yazamıyorum maalesef. Aslında bir süredir çok yoğun geçiyordu günlerim. Hiç bir şeye vakit yetmiyordu. Koştur koştur geçip gidiyordu günler . Taki henüz adını öğrenemediğim bir mikrobun gelip boğazıma yerleşmesine kadar. İlk gün boğazınızın indiğini sanıyonsunuz hafif rapatınız kaçıyor başınız ağrıyo. Bende öyle zannettiğim için eve yakın sağlık ocağına gittim ( not: bizim eve en yakın hastane maalesef 15 kilometre uzaklıkta) ve doktorun soğuk algınlığı için verdiği ilaçları aldım ve içmeye başladım. İkinci gün artık ayağa kalkamıyorum boğazım neredeyse tamamen kapanmış vücudumda ağrımayan hiç bir yer yok ve hala hapları yutmuya devam ediyorum. Tabi geceleri hiç sormayın çünkü uyumak artık işkence haline gelmişti. Üçüncü gün ve artık benim dayanacak gücüm kalmadı ilaçların hiç bir etkisi olmuyor ancak birisinin yardımıyla ayağa kalkabiliyorum. Artık dayanamayacağımı anlayınca hemen özel bir hastaneden randevu alıp kulak burun boğaz doktoruna gittim. Hayatımda geçirdiğim en kötü dakikalardı sanırım. Ben boğazım inmiş zannederken doktor; aslında bir virüs kaptığımı eğer bunu yılda üç kez geçiyorsam bademciğimi aldırmam gerektiğini ve bu mikrobun kalbi ve böbrekleri etkildeğini söyleyince nasıl şoka uğradığımı anlatamam. Tabi böylesi ağır bir hastalık içinde iğne yazdığını söyledi. Çok şükür iğne korkum falan yok olsa bile o kadar ağrının arasında onu duyacağımı bile düşünemiyorum.Ayrıca bulaşıcı olduğunu evde kullandığım herşeyi ayırmam gerektiğini insanlarlada fazla yakın olmamam gerektiğini söyledi. Tabi bu benim için ayrı bir korkuydu çünkü bu mikrobun oğluma yada eşime bulaşmasını asla istemiyordum. Doktordan çıkar çıkmaz hemen iğneleri aldık ve birini yaptırdım. İlk gün hiç bir şey fark etmsede ikinci günden sonra ağrılarımın hafiflediğini birazcıkta olsa rahatladğımı söyleyebilirim. Bu günse yani üçüncü iğneyide yaptırdıktan sonra artık ayağa kalkabiliyorum hala yutkunma problemim olsada ilk günlerime göre oldukça iyi sayılırım. Sevgili dostlar hastayken öyle çok şey düşünme vaktiniz oluyorki hayattaki herşey siz olmadanda öylece ilerliyor. Siz sadece bakmakla yetiniyorsunuz. Tabi ağrılar sızılar içerisinde. Ne içinde bulunduğunuz evin ne sahip olduğunuz diğer şeylerin hiç bir önemi kıymeti yok. Eğer sağlığınız yerinde değilse dünyanın bir anlamı yaşamın bir anlamı yok. Ayağa kalkıp kendiniz için aldığınız bir bardak suyun bile ne kadar önemli bir şey olduğunu keşfediyor yediğiniz her yemeğin aslında ne kadar lezzetli olduğunu tekrar hatırlıyorsunuz. Daha önce neden kendime daha çok dikkat etmedim neden böyle hasta oldum diye kendi kendinize kızıp duruyorsunuz.İnsan başına gelmeden anlamıyo bazı şeyleri yada aldırmıyo nedense. Ama ben öyle bir anladımki EN büyük zenginliğin SAĞLIK olduğunu, ve bunun asla unutulacak bir şey olmadığnı. Bunun için sizde böyle olmak istemiyorsanız kendinize dikkat edin HASTA OLMAYIN.. Sağlıklı günler dileklerimle....
leydielif
11 Şubat 2010
Sessizliğimin Sesi
Sessizliğimin sesiydi sonsuzluğa uzanan gözlerim
Damla damla gözyaşıydı içime akan ağlamaklı şiirlerim
Acı bir selaydı şarkılar, kulaklarımda çınlayan
Ve bir vedanın son sözleriydi, hiç unutulmayan
Haykırıştı aslında gülümseyişim, belkide bir ah!
Bir yıldızın kayıp gitmesiydi, dönmemek üzere gidenler
Hüzün iklimi hüküm sürüyordu yalnızlığa açılan bahçemde,
Yas tutan çiçeklerim kurumuş yapraklarına ağlıyordu sessizce
Çok uzaklardan bir ses geliyordu, yankılanıyordu kimsesiz sokaklarda
Ölüm gibi bekliyordu yalnızlığın nefesi bir adım ötede
Sinsi bir avcı gibi kurmuştu tuzağını gülümseyen gözlerime
Kapatmıştı tüm yollarımı karanlık gölgesiyle
Demir atmış gümüş renkli güneşin kızıl düşmüş sahiline hayallerim
Belki yolunu bulur da gelir bir gün kapıma unutulmuş düşlerim
Ne desem boş ne desem yalan gibi gelir sözler, cümleler
Şair olmak buysa eğer, bir ömür yalan söylemeye değer...
leydielif
resim alıntı
09 Şubat 2010
Bir Varmış Bir Yokmuş
Bir varmış bir yokmuş, bir kadın sabah kalkmış, aynaya bakmış ve kafasında yalnız üç kıl saç görmüş.
"Hımm, demiş galiba bugün saçımı örgü yapacağım!!."
"Hımm, demiş galiba bugün saçımı örgü yapacağım!!."
Öyle de yapmış, günü de harika geçmiş!!.
Ertesi gün kalkmış,
aynaya bakmış,
Kafasında iki tel saç kalmışmış....
Ertesi gün kalkmış,
aynaya bakmış,
Kafasında iki tel saç kalmışmış....
"H-M-M," demiş,
"Bugün saçımı ikiye ayıracağım demiş."
Dediğini de yapmış, harika bir gün geçirmiş..
Bir ertesi gene kalkmış,
aynaya bakmış, kafasında tek tel saç var.
Bir ertesi gene kalkmış,
aynaya bakmış, kafasında tek tel saç var.
"Tamam, tamam demiş...artık bugün at kuyruğu yaparım..."
Öyle de yapmış, ve çok çok güzel bir gün geçirmiş...
Öyle de yapmış, ve çok çok güzel bir gün geçirmiş...
Daha bir ertesi,
aynaya baktığında,
Kafasında bir tek tel bile kalmamışmış!!!.
"WoW!" diye bağırmış.
"Bugün saç derdim yok!!!!"
Bakış açısı herşeydir!!!.
Gerektiğinden kibar ol!!!,
Tanıdığın herkes kendi savaşını yaşamakta zaten!!!!.
Basit yaşa,
cömertçe sev,
yürekten düşün sevdiklerini,
Tatlı konuş.......
Hayat, fırtınanın geçmesini beklemek değildir ki!...
Yağmurda dansetmeyi becerebilmektir!!!!!!.
alıntı....
06 Şubat 2010
Ferhat Göçer - Götür Beni Gittiğin Yere
Hasretle bekleyen kalplere, her gün biraz daha özleyenlere ve araya mesafeler girdikçe sevgisi artanlara gelsin..
05 Şubat 2010
Sevgi Bildirimi
Sevgili arkadaşım Demet'in bu bildirimi beni gerçekten çok mutlu etti. Sevginin, dostluğun, arkadaşlığın varlığını tekrar bana hatırlattıkları, en zor zamanlarımda yanımda oldukları için tüm blog dostlarıma en içten, en samimi sevgi ve saygılarımı gönderiyorum. Burada edindiğim dostluklar, arkadaşlıklar, sıcak sohbetler hayatıma yeni bir yön verdi diyebilirim. Artık kocaman, içi sevgi dolu bir evde tüm dostlarımla birlikte yaşıyor gibi hissediyorum kendimi.
Kimi zaman hüznümü mutsuzluğumu paylaştım sizlerle yaslanacak bir omuz oldunuz her zaman hissettim varlığınızı; kimi zaman mutluluğumu sevicimi paylaştım sizlerle ortak oldunuz bir kat daha mutlu ettiniz beni. Aslında öyle güzel şeyler yazmak içimde sevgiye dair ne varsa anlatmak istiyorum ama bu duygularımı anlatacak kelimeyi bulamıyorum. Ve tüm blog dostlarıma itafen yazdığım dörtlükle sevgilerimi gönderiyorum:
Bir çiçek bahçesi gibi renk renk açmış yürekleriniz
Mehtapta parlayan yıldızlar gibi sevgi dolu gönülleriniz
Ve bir çocuğun tebessümü kadar samimi dilekleriniz
Tüm güzellikler güzel dilekler armağan olsun size
Bu dostluğun ömür boyu sürmesi dileğiyle
Kucak dolusu sevgiler, benden herkese....
leydielif
Etiketler:
arkadaşlık,
dostluk,
içten,
samimi,
sevgi,
sevgi bildirimi
04 Şubat 2010
Kaan Erdem in Resim Merakı ve Cillou
Caillou resim yapıyor.
ve işte tablolarımızdan biri
Bu aralar oğlumla yaptığımız tek şey durmaksızın resim yapmak boyama yapmak. Elinde boya kalemleri evin tüm odalarını gezerek her odaya ayrı tablolar yapıyor. Sonrada yapıştırıcıyı bulup duvarlara tek tek asıyoruz. Evimiz artık resim galerisi gibi oldu diyebilirim. Sanırım bu resim merakı benden geçti ona. Bende kendimi bildim bileli resim yapmayı çok severim. Okul yıllarında da arkadaşlarımın resimlerini bile ben yapardım. Aslında tek isteğim herkesin tablolarına hayranlıkla baktığı bir ressam olabilmekti ama neyse... İnşallah eğer oğlumun resim yapmaya kabiliyeti olursa onu sonuna kadar destekleceğim.Belki benim hayalimi o gerçekleştirebilir...
Kaan pek fazla tv seyretmeyen bir çocuk olmasına rağmen bu aralar aslında uzun bir süredir bir çizgifilme takıldı ki sormayın gitsin. Onunla yatıp onunla kalkıyoruz. Cillou adında çok şirin 4 yaşında bir erkek çocuğunun başından geçen olayları anlatan aslında benim de sevdiğim bir çizgifilm. Oğlumun seyrettikleri konusunda çok hassas bir anne olarak neden bu kadar çok sevdiğini anlamak için bende onunla beraber çizgi filmi seyrediyorum. Ve gerçekten uzun süredir çocuklar için yapılmış, şiddetten uzak aile sevgi ile güzel mesajlar veren çocuğun ailesiyle olan ilişkisini oldukça güzel bir şekilde ortaya koyan nadir çizgifilmlerden diyebilirim. Bazen çok mükemmelmiş gibi görünsede oğlumun seyrederkenki o mutlu hali beni çok mutlu ediyor.Ve gözlemlediğim kadarıyla konuşma şeklinden tutunda söylenenlere karşı verdiği tepki dahi değişti diyebilirim. Cillou ne yapıyorsa ne öğreniyorsa Kaan da onunla birlikte öğreniyo. Bazen diyorum keşke diğer çizgi filmlerde böyle güzel ve çocuklara örnek teşkil edecek çizgi filmler olsada bizde kaygı içerisinde olmasak.
Birde annelere bir tavsiyede bulunmak istiyorum .Bazen hiç yapmak istemediği şeyleri oyuna dönüştürerek isteyerek hatte seve seve yapabileceği şeylere dönüştürmemiz mümkün. Mesela sayı saymayı çok sevdiği şekerlerle yaparsanız , ve sayabildiği zaman bir tane verirseniz emin olun saymayı daha çabuk öğrenecektir. Çocuklarda ödüllendirme gerçekten işe yarıyor. Yoksa hem siz üzülüyorsunuz hemde çocuğunuzla aranızda ciddi problemler çıkmasına neden oluyor. Onun için ne siz üzülün nede çocuğunuz üzülsün. Ailenizle beraber geçireceğiniz mutlu ve huzurlu bir ömür dileğiyle....
02 Şubat 2010
EZEL
Bu dizi ile ilgili ne çok şey söylendi. İlk bölümünden beri takip ettiğim senaryosuyla olsun oyuncularıyla olsun gerçekten kaliteli bir yapım olduğunu düşünüyorum. Kimileri yabancı bir dizinin kopyası olduğunu kimileri çok karışık olduğunu kimileri de çok saçma olduğnuu söylediler. Ama bence bu dizi hayatımızdaki tüm duyguların harmanlandığı gerçeklerin anlatıldığı hemde en gerçeklerin anlatıldığı bu güne kadar yapılmamış çok kaliteli ve izlenmeye değer bir dizidir. Günümüz dizilerine şöyle bir bakacak olursak hayatımızda olan biten şeyleri anlatan kaç tane dizi var. Sadece aşk ve ayrılık üzerine kurulu bu dizilerin artık popülaritesini yitirdiği de bir gerçek. Bu dizide ne arıyorsanız var. İntikam, aşk, ihanet, ihtiras, dostluk, arkadaşlık, aile sevgisi, gözyaşı, mutluluk.....
En önemliside ne biliyormusunuz bu dizide insanlara verilmeye çalışılan öyle güzel bir mesaj var ki bilemiyorum kaçımız anlıyor kaçımız görüyor.Bir insan ne kadar iyi olursa olsun kötülük düştümü peşinize bir kere, asla kaçamazsınız. İhanet girmişze gözlerinize , intikam kurşun gibi saplanmışsa yüreğinize, artık sizde, size kötülük yapanlardan olmuşsunuz demektir. Siz ne kadar ben onlar gibi değilim, ben kötü değilim deseniz de aslında onlar başarmıştır. Sizide aralarına almışlardır. Sonra çıkmaya çabalarsınız hatta vazgeçtim artık herşey bitti dersiniz ama bir de bakmışsınız ki boağazınıza kadar gömülmüşsünüz çamurun içine. Her çırpınış biraz daha içine çekiyordur sizi içine. Hayatın kendiside böyle. Siz ne yapmak isterseniz isteyin, ne düşünürseniz düşünün, hiç bilmediğiniz bir rüzgar alıp götürmüş sizi hiç bilmediğiniz bir yere. Farkına bile varamamışsınız. Vazgeçmişsiniz hayallerinizden, anılarınızı bir uçurumdan aşağı bırakmışsınız...Terkettiğinizi sandığınız geçmişiniz bir düşman gibi çıkıvermiş karşınıza. Öyle bir hale gelmişki yaşamaya çalıştığınız hayat bile vazgeçmiş sizden. Herşeyden hatta kendinizden bile kaçar olmuşsunuz. İşte böyle bence bu dizi hayatın kendisini bizzat anlatan insanları kendi gerçekleriyle başbaşa bırakan ve düşünmeye sevkeden bir dizi. Bakalım daha neler olacak.. Bekliyoruz...
leydielif..
18 Ocak 2010
Kar Tanesi
Kaybolsam diyorum sisli sabahların gözlerinde,
Çığlıklarımı salsam rüzgarlara çok uzaklara götürse...
Uçsam bir kelebeğin kanadında, maviye bulansam,
Can bulsam kurumuş bir dalın ucunda, çiçek çiçek açsam.
Hiç sönmeyen yangınlar var yüreğimn terkedilmiş sokaklarında,
Durmadan yankılanır sen kimsin diye yalnızlar rıhtımında.
Geceler bir kurşun gibi saplanmış güneşimin şakağına,
Tükendi hayallerimin umudu dar ağacında,
Can çekişiyor başucumdaki hatıralarım.
Ağıtlar yakıyor sessizce yağıyor yüzüme anılarım,
Üşüyorum ayaz gecelerin kül yığını kaldırımlarında,
İnadına yürüyorum sonu olmayan sis kaplamış yollarda...
Bitiyorum damla damla, eriyorum kar tanesi gibi çaresizce,
Ölüyorum bir kez daha, karanlık çökünce düşlerimin gözlerine....
Leydielif
resim alıntı
13 Ocak 2010
Yorgunum Birazda Suskun
Sebebini hiç bilmediğim bir yorgunluk var bedenimde, ruhumun her zerresinde. Gözlerim güneşin batışı gibi dalıp gidiyor öylece hiç bilmediğim uzaklara. Hayat bir nehir gibi akıyor yanıbaşımda, bense gölgelerin araında kaybolmuşum sadece hatıralar kalmış baş ucumda. Biraz sessiz biraz tenha kalmış yorgun akşamlarımın karanlık sokakları.Tanıdık sesler arıyorum sis çökmüş kış ayazı sabahlarımda. Sıcacık muhabbetler, küçük bir tebessüm bekliyorum yalnızlığımla vedalaşmak istiyorum aslında.
Çok mu bencilim diye düşünüyorum ara sıra. Ne çok şey istiyorum hayattan diyorum. Ama diyorum ne para benim isteğim ne mal ne de mülk... Sadece gözlerime baktığında herşeyi anlayan, anlatmak istemeseniz bile varlığıyla her derdinize çare olan candan öte canlarınız vardır ya ben öyle birşey istiyorum işte. Hayallerimle el ele tutuşup gökkuşağı renklerinin arasında dolaşmak istiyorum. Kaybolmak istiyorum düşlerimin loş ışıklı kaldırımlarında. Hüzünlü şarkılar tesbih olmuş dilimde tekrar ediyorum durmadan. Her geçen yıl kar gibi yağmış saçlarıma, bir çizgi gibi kalmış yüzümün kurumuş topraklarında. Yarım kalmışları birde can kırıklarını savurmuşum bedenimi ürperten rüzgara.Sadece anılar kalmış odamın bir köşesinde beni sessizce izleyen, küçük bir kız hala gülümsüyor izi kalmış gözlerimde...
leydielif...
11 Ocak 2010
Hastalıkta Sağlıkta
İki seven kalbin bir araya gelmesi, birlikte bir ömür geçirmesi kadar güzel bir şey olamaz sanırım bu hayatta. Sevincinde üzüntüsünde, hastalığında sağlığında, varlıkta yoklukta bir ömür geçirmek için söz vermişler için hayat daha bir yaşanılır daha bir çekilir hale geliyor bence. BEN in son bulup biz olması, onsuz herşeyin anlamını yitirmesi, siyah beyaz olan ömrümüzün rengarenk olması gibi bir şey sanki...
Bu aralar dinlemekten hiç usanmadığım ve eşimin bana armağan ettiği bu şarkıyı bende tüm evli çiftlere armağan etmek istiyorum.İinşallah mutluluğunuz bir ömür boyu devam eder. Şarkının en sonunda söylediği gibi ....Bizde bu sevda sürdükçe, Ölsek de yanyanayız....
Bu aralar dinlemekten hiç usanmadığım ve eşimin bana armağan ettiği bu şarkıyı bende tüm evli çiftlere armağan etmek istiyorum.İinşallah mutluluğunuz bir ömür boyu devam eder. Şarkının en sonunda söylediği gibi ....Bizde bu sevda sürdükçe, Ölsek de yanyanayız....
08 Ocak 2010
Bir Elvedanın Anatomisi
Bakışların cam kırıkları gibi batarken,
Bir kurşun gibi salınmışsın yüreğimin namlusuna.
Şah damarıma saplanıp kalmış elveda deyişin,
Her adımın azrail gibi almış canımı, ve soluksuz bırakmış .
Şimdi sensiz karanlık gecelerim,
Kelimelerim intahara meyilli,
Şiirlerimse çoktan ölmüş..
Gömülmüş aldınışlarımın dipsiz çukurlarına,
Bağışlanmayı bekleyen bir mahkum gibi beklemekte.
Depremler var şimdi yüreğimin senli topraklarında,
Vuslatlar paramparça olmuş,
Kırılmış ruhumdaki aynalar.
Gözlerimde kalsada senden kalan yağmurlar,
Damla damla eritsede bedenimi,
Seni sensiz yaşayamam yar...
leydielif
05 Ocak 2010
Belki Bir Gün
Şöyle bir düşündümde bu gün, yaşadığımız hayat, sahip olduğumuz bedenimiz, hatta ruhumuz ; sanki başkalarına aitmiş de zorla sahip olmuşuz gibi geldi.İnsanlardan habersiz kendi kendine dönen dünya bile kocaman bir yalandan ibaret olmasa her şarkının içinde, ozanların sazının telinde Yalan Dünye diye geçer miydi. Bir sonunun olduğunu bile bile herşeyden bihaber öylece yaşayıp gitmek olsa olsa kendini kandırmak olurdu sanırım. Yaşadığımız hayatımız yada yaşamak zorunda olduğumuz bize ait zannettiğimiz ömrümüz çoğu öylece baktığımız bir tablo gibi soğuk bir duvarda asılı kalmış gibi durmakta. Karmakarışık renkler, düzeltilmek istenen yanlışlar ve tekrar yapılan hatalar, hiç bitmeyen yollar çizilmiş istesekde getirememişiz sonunu. Kimsesiz bir ağaç kondurmuşuz sisli bir dağın yamacına. Yalnızlığın her harfini ayrı ayrı çizmişiz ruhumuzun kırık aynalarına. Siyah beyaz olmuş bazen herşey, gece gibi siyahlar kaplamış gözlerimizi, beyaz düşler yağmış kimsesiz sabahlarımıza. Kimsenin açamadığı kapılar çizmişiz yüreğimizin sevda yanığı kokan sokaklarına. Yıldızları toplayıp hayallerimizin başucuna koymuşuz.
Öylece kaldığımız anlar öyle çok olmuşki nefes almak bile zor gelmiş, yaşamaksa istemeyerek okuduğumuz bir roman. Bitmek bilmemiş sayfalar, her kelimesini her harfini ezberlemişiz. Mutluluğun içimize işlediği zamanlar su gibi geçip gitmiş. Farkına bile varamamışız. Anlatamadığımız boğazımızda düğüm düğüm kalan ne çok şey varmış aslında. Göz yaşları anlatmış, yağmış usul usul, sis çökmüş yüzümüze. Her gün bir parçaya daha bölünmüş, gerçek sandığımız yalanların içinde kalan ruhumuz. Ne kadar feryat etsede kimse duymamış sesini, belkide duymak istememiş. Kah gülmüşüz ağlanacak halimize kah ağlamışız mutluluktan sevinçten. Yıllar geçmiş gitmiş hiç dönüp bakmamışız arkamıza belkide bakmak istememişiz. Korkmuşuz hatalarımızdan, asla ulaşamadığımız yüreğimizde hapsolmuş hayallerimizden. Umudu bir güvercinin kanatlarına koymuşuz arada birde olsa kanatlarını çırpsın diye. Sevgiyi mutlulğu rüzgara savurmuşuz gözlerimiz karardığında bir nefes gibi yüzümüzde essin diye. Bu hayatı yaşıyoruz belki bir gün
.........................olur diye....................
Not: Noktalı yeri sizlerin doldurmasını istedim. Her kesin dileği farklı kim bilir belki bir gün...
leydielif
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



























