29 Nisan 2009

Unut Beni



Boş kadehlere sakladım sensizliğimi,

Yüreğimde yarım kalmış ağlıyor sevdam.

Ayrılığın çölünde yaktım hayallerimi,

Bir avuç yas kaldı sensiz akşamlardan.

Korkular bıraktın bana içimi ürperten,

Yitirdim gözlerindeki yıldızları, bir bir söndüler.

Avcı gibi hep peşimde karanlık gölgeler.

Bir selam vermeyen umudumun peşindeyim,

Hasretim o güzel yüzüne, bom bom kalmış ellerim.

Sığmaz oldu sensiz kalmış şehrin sokaklarına ahlarım,

Elveda...Bile diyemedin gözlerimde hala o son bakışın.

Yollar bile isyan etti, gitme kal dedi sana taş kaldırımlar,

Duymadın göklerde yankılanan çığlıklarımı.

Dinlemedim gitme sevdiğim diye yakarışlarımı.

Unut beni sevdiğim, unut gitsin kuşlar uçurduğumuz o tepeyi.

Savur buz gibi esen rüzgara ne varsa benden kalan. 

Yaktım bir bir  kuruttuğum güllerini, 

Birde  gözlerimdeki hayalini.

Küllerin kaldı bana, birde yas tutan sevdam,

Bir gün gelirsem aklına. 

Yüzünde bir tebessüm olsun, 

Gözlerinde sessizce akan bir damla yaş.

Bende unuturum seni hiç düşünme, 

Ruhun ayrıldı bedenimden sen öldün içimde...

Yazan:leydielif

resim alıntıdır

29 Nisan 2009 "Açlık ve Yoksullukla Mücadele Günü"


Bu gün öğrendiğim Açlık ve Yoksullukla Mücadele Günü' nü bende bloğumda yayınlamak istedim . Elimizden gelen çok fazla bişey olmasada bu gün yazacağımız her yazının insanlara ulaşması, açlıktan ölen insanların farkına varmamıza sebep olabilir diye düşündüm. Tek dileğim, dünyada hiç bir insan aç kalmasın.

Blog Catalog:http://www.blogcatalog.com/ ve

Blogger Unite:http://www.bloggersunite.org/event/unite-for-hunger-and-hope

öncülüğünde "Açlıkla,Yoksullukla Mücadele" konusunda tüm blog yazarlarından, ortak bir tavır beklenmektedir...
“29 Nisan'ı Açlık ve Yoksullukla Mücadele günü" olarak, uluslararası tüm blog sahiplerini takım (ekip) halinde 29 Nisan 2009 da, günün anlamı ve önemi konusunda (yani Açlık ve Yoksulluğa Karşı Ne Yapılabilir? Önerileriniz Ne? Çözüm? vb.) sayfanızda eş zamanlı olarak yazmaya davet edilmektedir. Bu yolla tüm insanların bu duruma ilgilerinin çekilmesi amaçlanmaktadır.. Duyarlı tüm arkadaşlara duyurulur."
Ayrıntılar için:
http://www.bloggersunite.org/event/unite-for-hunger-and-hope

Kar amacı gütmeyen organizasyona doğrudan başvurular için:
info@heifer.org




Sessiz Şehrin Sokakları


Yürüyorum, yalnızlığın nemli yollarında, 

Elinden tutmuşum öksüz hatıralarımın.

Kanadı kırık düşlerimi de almışım yanıma,

Umudum almış başını gitmiş, kalmışım yarınsız.

Ruhum bedenime küsmüş sanki yanıyor için için,

Her gün bir çizik atsada yüreğime,

Yalnızlığın zehrini yudum yudum içtim.

Şarkılarda andım unutulmuş sevdaları,

Sen açtın yalnızlığım bu içimdeki mezarları.

Yorgunum, kaybolmuşum, hasretim yıldızlara,

Elimde boş çerçeve, yürüyorum sessiz şehrin sokaklarında.

Dağlarım olsaydı, güvendiğimde karlar yağdırdığım.

Güneşim olsaydı kararmış yürekleri aydınlattığım.

Bir nefes olsaydı içimi ısıtan baş ucumda dursaydı,

Bir ömür boyu  yeterdi bana, bir dikili ağacım olsaydı.

Gül bahçesi gibi ömür bazen gonca gül gibi, bazen solar,

Dikenleri yaksada canımızı , gün olur gül misali mis gibi kokar.

Yine esti içimde umudu fısıldayan rüzgarlar,

Biliyorum, beni bekliyor sevgi dolu yarınlar....

yazan:leydielif

resim alıntıdır

27 Nisan 2009

Sevgiliye Mektup


Kuşlar uçurdum sana, sevginle dolu yüreğimden,

Bir mektup yolladım sevdiğim, her kelimesi bir parça benden.

Bakışlarını özledim , gece gözlerinin içindeki sonsuz sevdamı,

Duvarlara  yazdım her gün, sensiz geçen dakikalarımı.

Dön sevdiğim, bırakma beni buralarda sensiz,

Suya hasret bir çiçek gibi solmuşum, bekliyorum çaresiz.

Rüzgarlara fısıldadım sana olan aşkımın büyüklüğünü,

Karıştırır oldum zamanı, sana adadım gecemi gündüzümü.

Yüreğine hasret kalmışım, gözlerim yolunu gözler,

Seviyorum seni mecnun misali, bu kalp sensiz neyler.

Yakmış ateşi ayrılığın,ruhumun  külleri kalmış geriye,

Sanadır tüm dualarım, belki döner gelirsin diye.

Yabancısın oralarda o koca  şehir sana düşman,

Bitir artık bu hasreti sevdiğim, geçmesin  sensiz tek bir an.

Yazan.leydielif

resim alıntıdır

26 Nisan 2009

Ayrılığın Hikayesi



Ellerim yavaşca ayrıldı ellerinin arasından,

Gidiyorum bile diyemedin, çektin gittin bir şey sormadan

Gözlerimde hiç bitmeyen sevgimin masum damlaları,

Ellerimde senden kalan aşkımın kırıntıları.

Yüzümde duruyor hala arkana bakmadan gidişin , 

Kulaklarımda çınlıyor bir çırpıda elveda deyişin, 

Ey sevgili, tek suçlu sensin taşa dönüşmüş yüreğin.

Yalanmış her kelimen , yalanmış senle geçen günlerim.

Sensizliği ektin, sessiz kalmış odamın duvarlarına,

İhanet ettin senle biriktirdiğim bütün hatıralarıma.

Nefreti öğrettin yorgun yüreğime, sevilmemeyi,

Bir aşk hikayesi değil bizimkisi, ayrılığın hikayesi.

Sevemesin kalbin bir daha, gülmesin hiç yüzün,

Hasret kal benim gibi güneşe, ağlasın seninde gecen gündüzün.

Beddua değil benimkisi senin için dileklerim,

Ömrüm bitsede bir gün, bir daha asla sevmeyeceğim.

Yazan.leydielif

resim alıntıdır

Bitki Çayları(içmek isteyen varsa buyursun)


 Sevgili dostlarım bu günlerde bitki çaylarına merak salmış bulunuyorum. İçlerinde ne ararsanız var. İsteğinize göre ister limonlu İster elmalı hepside birbirinden güzel ve faydalı. Daha adını sayamadığım bir sürü değişik otlar var içlerinde. Ben deniz diyete başladığım için form çayı içiyorum limonlu ve gerçekten çok güzel. Hem rahatlatıyor hemde zindelik veriyor. AYrıca sindirimede yardımcı oluyormuş.Her gün en fazla iki tane içebiliyormuşuz. Sizede tavsiye ederim. Sevgilerimle...

25 Nisan 2009

Sokak Lambaları


Kaldırımlarda yürüyorum ellerim cebimde,

Bomboş kalmış yollar, saat gecenin yarısı,

Sanki bir şey fısıldıyor yolumu aydınlatan sokak lambaları.

Yaslıyorum yüreğimi, içimdeki ahları anlatıyorum.

Hüzünlüyüm bu akşam dertlerimle başbaşayım,

Peşimde unutmak istediğim ne varsa, 

Kırgınım Beni unutan hatıralarıma.

Buz gibi esen rüzgar üşütmüyor bedenimi,

Aydınlatmıyor ışıklar bir gülüşe hasret gözlerimi.

Sırdaşım olmuş taş kaldırmlar, 

En yakın arkadaşımsa güneşi sönmüş akşamlar.

Solmuş yapraklara sarmışım umudumun renklerini,

Başka bahara kalmış yine sevinçler unuttum tebessümleri.

Topladım düşlerimi yüreğimde bitmeyen yalnızlık şarkılarım,

Biliyorum çok uzaklarda beni bekliyor umutlarım.

Bir şarkı söylüyorum yağan yağmurlara dinleyin beni,

Bir ömür geçsede, belki bulurum düşlerimdeki sevgiyi.

Yazan:leydielif

resim alıntıdır

24 Nisan 2009

Kayıp Geceler


Bir hançer saplanmış yüreğimin tam ortasına,

Umudum almış başını gitmiş, çok uzaklara.

Kaybolmuş gecelerim , sönmüş sanki yıldızlar,

Adım yalnızlık benim, gözlerimde sonbahar.

Boş kadehlerde kalmış, sevgiliye yazdığım şarkılar,

Bir bir solmuş, bahçemdeki çiçekler yapraklar.

Yabancısıyım bu şehrin , bakışlar anlamsız,

Korkular sarmış bedenimi , yollarım hep ıssız.

Çalınmış rüyalarım, kabuslar kaplamış uykularımı,

Savurdum hayallerimin üzerine, göz yaşlarımı.

Bir hoş seda gibi geliyor kokusu, portakal çiçeklerinin,

Tozlu bir defter kalmış bana, içinde saklı  hayallerim.

Masallar yazmışım sonu mutlu biten , küçük periler bulmuşum,

Bir sandala binip gitmişim, sonsuz maviliklerde kaybolmuşum.

Yorgun kalmış akşamlarım, güneşe küsmüş sabahlarım.

Sığmamış yüreğime bensiz kalmış sevdalarım.

Yazan:leydielif

resim alıntıdır

Susma Yüreğim


Susma yüreğim, 

Anlat seni pervasızca kırıp geçenleri.

Anlat seni bırakıp gidenleri.

Ağlama yüreğim,

Alış artık zamansız gitmelere,

Hiç bitmeyen özleme, hasrete.

Yanma yüreğim,

Bir kor gibi dağlasada.

Yalan sevdalara aldanma.

Unut yüreğim,

Hasret kaldıklarımı.

Haber vermeden geçip giden zamanı.

Git yüreğim,

Çok uzaklara, dönme geri.

Gözlerimde hala geçmişin izleri.

Duy yüreğim,

Haykırışlarımı; duy artık sesimi

Bitsin artık hüznün, kederin

Ne olur anla artık,  çaresiz bırakma beni

Yazan:leydielif

resim alıntıdır

23 Nisan 2009

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı


Tüm çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramını en içten duygularımla kutlar; daha aydınlık daha mutlu bir geleceğin onların olmasını diliyorum. Büyük önder Atatürk 'ü böyle güzel bir günü çocuklara armağan ettiği için, tüm dünyada geleceğimiz olan çocuklarımıza verilmesi gereken değeri bize en iyi şekilde gösterdiği için, büyük bir minnet ve şükranla anıyorum. Ve 23 Nisan a itafen Çocuklara yazdığım şiirimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu Gün 23 Nisan

Ellerimizde türk bayrakları 

Gülümsüyor çocuklar 23 Nisan sabahı

Renk renk açılmış çiçekler gibi yüzleri

Bu gün bambaşka çünkü çocukların bayramı

En büyük hediyesi Atatürk 'ün 23 Nisan

Varlığımız Türk vatanına olsun armağan

Neşe dolsun çocuklarımızın gözleri

Kutlu Olsun bayramınız bu gün 23 Nisan

leydielif

22 Nisan 2009

Kilitli Kalmış Yüreğim


Bir ben var içimde, benden çok uzaklarda,

Bir ben var ,sanki kaybolmuş yorgun bakışlarda

Yalnızlık azrail misali her gün alıyor sanki canımı,

Salıyorum karanlık gecelere içimdeki tüm ahlarımı.

Cevabı olmayan sorular var avuçlarımda,

Bitmek tükenmek bilmeyen yakarışlarım.

Düşlerim hiç bilmediğim çıkmaz sokaklarda,

Kanadı kırık kuş misali can çekişiyor umutlarım.

Kırık bir saksıda solmuş gitmiş çiçeklerim,

Bir bir yıldızları sönmüş sarhoş gecelerim.

Bir ses, bir nefes  arar durur avare hayallerim,

Unutumuş aşkı sevdayı, kilitli kalmış yüreğim.

İçimdeki sessiz çığlıklarım, yankılanırken odamın duvarlarında,

Yüzümde çiğ damlaları, yüreğimde hüznün sanak yağmurları var.

Gidiyorum beni bulmaya  umudun ıslak yollarında yürüyorum,

Uzatıyorum ellerimi ruhu çalınmış bedenlerin arasına, korkuyorum

Söndürdüm ışıkları, perdeleri kapattım bir bir, gölgelerden kaçıyorum

Bir düğüm gibi kalıyor sözcüklerim dudaklarımda, anlatmak istiyorum;

Ama anlatamıyorum.....

Yazan:leydielif

resim alıntıdır

20 Nisan 2009

Zamansız Gitmeler


Gecelerim uykusuz, gecelerim ayaz,

Adı konmamış bir sevda sanki yıldızlar.

Penceremde dalgın bakışlarım,

Gözlerimde zamansız gitmeler,

Mahşer yeri yüreğim, yanıyor alev alev.

Yağmurlar bana küskün nedendir bilmem,

Yaktım gemilerini sevdanın, dumanı yüzümde,

Küle döndü, senden kalan ne varsa gözlerimde.

Her kelimesi eksik kalmış bir şiir gibiydin,

Yada sonu hiç gelmeyen bir roman.

Ne kelimelerle anlatabildim seni,

Ne unutabildim, aşkın kor gibi yaktı sanki.

Gözlerinin daldığı her yerdeyim,

Dokunduğun her yabancı tende belki.

Arama hiç bir yerde bilmiyorum nerdeyim,

Ben bende değilim artık sesizilğin içindeyim.

Sensiz günleri biriktiriyorum odamın bir köşesinde,

Hatıralarım baş ucumda yetim kalmışlar.

Yitip gitmiş sevgiye ait ne varsa aklımda,

Ruhum kaybolmuş sanki sensiz karanlıklarda.

Ah bu gitmeler varya bir parçamı da almış götürmüş

Kapattım kapılarımı , sanki yollar bile bana küsmüş

Yazan:leydielif
resim alıntıdır

Geçmişin İzleri



Buz gibi esen rüzgar , iliklerine kadar üşütüyordu sanki. Elleriyle soğuktan uyuşan yüzünü kapatmak istesede rüzgar buna izin vermiyor , yürümekte dahi zorluk çekiyordu. Yaşadığı yerde kış mevsimi öylesine sert, öylesine dondurucu geçerdi ki , baharı ve güneşi bir özlem içerisinde bekler dururdu. Nihayet evinin kapısına gelmiş , zorda olsa içeriye girebilmişti. Koşar adımlarla gitti şöminenin yanına. Buz kesmiş ellerini ısıttı önce sonra titreyen vücudunu. Sıcak bir kahve nasılda iyi gelirdi şimdi içini ısıtmak için. Yalnız yaşadığı bu kocaman evde, sessizlik evin tüm duvarlarını kaplamıştı sanki. En yakın dostuysa, uzun zaman önce kendini yapayalnız bırakıp giden elinde sadece yırtık bir resmi kalan annesiydi. Öyle anlar gelirdi ki , kendinden dahi sıkıldığı anlar olur, annesinin o eski resmini karşısına alır , bazen niye bırakıp gittin diye hesap sorar bazense , içinden geçenleri anlatır, yüreğini için için yakan bu yalnız halini unutmaya çalışırdı. Hiç aklına gelir miydi sevdiklerinden, arkadaşlarından dostlarından böyle uzaklara düşeceği. Bazen hiç anımsamak istemediği bir rüyanın içinde olduğunu düşünür uyanınca herşeyin eski halini alacağını eski güzel günlerin geri geleceğini zannederdi. Kafası düşüncelerle öyle karışık bir hale gelmiştki hangisi doğru hangisi yanlış onu dahi bilemez olmuştu.

Elinde sıcak kahve pencerenin karşısına oturmuş lapa lapa yağan karı seyrediyordu içindeki bu bitmez tükenmez çaresizliğine inat. Gözleri dalıp gitmişti yine geçmişin sonsuz güzelliğine. Kulaklarında hala anneannesinin sesi hadi kızım sofraya diye çağırıyordu sanki. Küçük ahşap bir evde yaşıyorlardı, her bastığında yere acayip sesler çıkarırdı yılların eskittiği tahtalar. Bazen korkar, bazense gülerdi annennesine bakarak. Küçük bahçelerinde kahkahalar içinde oyun oynar, bahar geldiğinde çiçek toplayıp anneannesine getirirdi. Annesi devamlı çalışmak zorunda olduğu için kendisine anneannesi bakardı. Babasını hiç görememişti. Kendi doğmadan önce bırakıp gitmişti hiç bilmediği uzaklara. Annesini üzmemek için babasını çok merak etsede soramaz geceleri yatmadan önce hep dua ederdi. Allah'ım babam eve dönsün derdi, pencereden gökyüzünü seyrederken.

Annesi çalıştığı için, eve her zaman yorgun gelir, çoğu zaman bir kelime dahi konuşmadan odasına gider yatardı. Aynı evde olmalarına rağmen, annesine karşı büyük bir özlem içerisindeydi sanki. Başını yaslayıp annesinin gözlerine bakmayı , ona sıkıca sarılıp kokusunu duymayı öylesine özlemişti ki. Çoğu zaman gözlerinde bir damla yaş, yüzünde anne sevgisinin eksikliğinin hüznü olurdu. Yalnız kaldığı zamanlar çocuk kalbiyle annesine güzel sürprizler hazırlar, annesiyle vakit geçirebilmek için yemek bile yapmaya çalışırdı. Bir gün annesine içinde hissettiği duyguları şiir yazarak anlatmaya karar verdi. Bir elinde kalem , gözlerinde annesinin o güzel yüzü yazmaya başladı. Annecim seni nasıl özlüyorum biliyor musun, Sana sarılmayı kokunu duymayı çok özlüyorum, Ne olursa olsun seni benim annemsim, Seni herşeyden çok seviyorum. Dörtlüğün sonunda gözyaşlarını tutamamış kağıdın üzerine bar damla göz yaşı da düşüvermişti. Annesinin geleceği vakit geldiği için hemen güzel bir zarfın içine yerleştirdi zarfı . Annesi gelmeden odasına bırakacak,mektubu odasında bulup okuyacaktı. Eline aldığı zarfı annesinin odasına götürmek için odasından çıkarken, anneannesinin kapıda ağladığını farketti. Zarfı hemen cebine saklarken ne olduğunuda merak temye başlamıştı. O an ne diyeceğini bilemesede anneannesinin göz yaşlarını silmeye çalışıyor , meraklı bakışlarla gözlerinin içine bakıyordu. Sıkıca sarıldı anneannesi canım torunum diyerek. Bedeni ağlamaktan sarsılırken , anlatmaya başlamıştı bir bir, hiç bilmek istemeyeceği gerçekleri.

Annesi gitmişti bir mektup bırakarak. İçinde bulunduğu duruma daha fazla katlanamayacağını , başka bir ülkede iş bulduğunu ve her şey yoluna girdiğinde tekrar döneceğini yazmıştı mektubunda. Anneannesi anlattıkça elindeki zarfı tüm gücüyle sıkıyor , devamlı aynı cümleyi tekrar ediyordu içinden. Sende bırakıp gittin beni. Gözlerinden yaşlar hiç durmadan inerken ayağa kalktı ve bağırdı kapıdan sokağa doğru. Anne seni asla affetmeyeceğim. Koşar adımlarla gitmişti odasına. Yazdığı mektubu elinde paramparça etmiş, öfkeden çakmak çakmak olmuş gözlerini aynaya dikmiş, sanki o an hayatla hesaplaşıyordu.

O anı hatırladığında hala içten içe annesine kızıyor, kendisini böyle terkedip gitmesine bir türlü anlam veremiyordu. Anneannesi kendine çok iyi bakmış üniversiteyi bitirdiği yıl ölmüştü. Hayattaki tek varlığıydı ve oda gitmişti. Hayat onu hem annesiz hem babasız bırakmıştı. Anneanneside ölünce yapayalnız kalmış , hayatın tüm zorluklarını tek başına yükleneceği bir ömür geçirecekti. İçinde biriktirdiği bu öfkeye inat çekip gitmeliydi bu anılarla dolu şehirden. Hiç bilmediği uzaklara, başka hayatların yaşandığı diyarlara gitmeliydi.

Gerçek olmuştu tüm hayalleri. Aniden çıkan bir iş teklifi ile çok uzak bir ülkeye taşınmıştı. Arkasında geçmişe ait olan ne varsa bırakarak. Hatıraları bir bir gömmüştü sanki eski evlerinin duvarlarına. Şimdi mutluydu, yüreğinin bir yarısı hala geçmişin izlerini taşısada. Sıcacık kahvesini yudumlarken ah anne dedi. Tek suçum senin kızın olmak mıydı acaba; diye sordu kendi kendine. Gecenin karanlığı çökmüştü evin sessiz duvarlarına. Uyku gözleriyle dans ederken, o hala bölük pörçük hatıraları düşünüyor, yavaş adımlarla odasına doğru gidiyordu. Sessiz ve yalnız dünyasını geçmişin izleri aydınlatıyordu.....

Yazan :leydielif
resim alıntıdır

6 Soruluk Mim


Hakan-can 6 sorudan oluşan yeni bir mimle mimlemiş kendisine sevgilerimi saygılarımı gönderiyorum sorular ilginç olunca cevaplar öyle olacak galiba bakalım nasıl cevap vermişim:

1. Yıl sonunda zengin olmak koşulu ile bir yıl boyunca her gece kabus görmek ister miydiniz ?

Aslında her gece durmaksızın her gece rüya gören ve genelde bu rüyalarının korku filminden farksız biri olduğumu düşünecek olursak bu çok kolay olurdu herhalde. kendimi bildim bileli görüyorum kabus nerde paralarım :)))

2. Kör olma ve sağır olmak arasında nasıl bir seçim yapardınız?

Sağlığın ne kadar kıymetli olduğunu bilenlerdenim. Kısa bir süre önce duyma problemi yaşadığım için asla duymaktan vazgeçmem. Arada bir gözlerim karardıdğındada anlıyorum ki Allah hiç kimseye böyle acılar yaşatmasın. İksindende vazgeçemezdim. Çok şükür ALlah'ım.

3-Öleceğiniz anı bilmek ister miydiniz?

Bilmek istemezdim ama ben çok sık ölümü düşünenlerdenim. Nerdeyse her gün aklıma gelir acaba benim ölümüm nerde nasıl diye ama zamanını bilmek dehşet verici bir şey olurdu galiba. İnsan kendini nasıl hazırlayabilir ki ölüm bu. Bu dünyada yapamadıklarına mı üzülsün yoksa öbür dünyada hesabı nasıl vereceğinemi . Düşünmesi bile zor.

4. Bu gecenin son geceniz olacağını öğrenseniz, birine söylemediklerinizden dolayı üzülür müydünüz?

Ben sevdiklerime her zaman içimden geldiği gibi konuştuğum için söylemek istediğim bir şey olmazdı. Sadece beni unutmamalarını söylerdim.

5. Bir yıl boyunca herşeyin mükemmel olduğu, ancak yıl sonunda o yılı unutacağınızı bile bile yaşanmasını ister miydiniz?

İsterdim güzel olacaksa eğer insanın içi huzurla dolacaksa bir küçük tebessüm bile olsa unutacak olsam bile yaşamaya değer.

6. Eviniz yanıyor, aileniz ve siz kurtuldunuz. Son bir kez daha eve girme şansınız olsa, neyi kurtarırdınız?

O an aklımda olan tek şey sevdiğim kişilerin zarar görmemesi olurdu. Ama oldu içeri girseydim sanırım babaannemin fotoğrafları ve bana aldığı sandık olurdu. Benim için kıymet biçilemez eşyalar onlar çünkü.

İşte benim cevaplarım bunlar. Bakalım diğer arkadaşlarımızın cevapları nelermiş;

http://gribulut35.blogspot.com/

http://renginim.blogspot.com/

http://nehirozturk.blogspot.com/

19 Nisan 2009

Kutlu Doğum Haftası



Peygamberimizin dünyayı teşrifleri olan Mevlid-i Nebevî (Hicri Rebiulevvel ayının 12. gecesi), asırlardır milletimiz tarafından "Mevlid Kandili" olarak kutlanmaktadır.Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı, yüzyıllar önce bir ilim ve kültür bayramı şeklinde kutlanan mevlid geleneğini canlandırmayı amaçlamış, bu düşünce ile de Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı, "Kutlu Doğum Haftası" olarak ilân etmiştir. 2009 yılı "Kutlu Doğum (Hz. Peygamberi Anma ve Peygamberlere Saygı) Haftası" hepimize mübarek olsun.



Alıntıdır...

18 Nisan 2009

Bir Avuç Toprak


Papatyalar haber salmış, baharı getiriyoruz sana,

Güller kokusunu rüzgara savurmuş, hüznü sonsuzluğa.

Kır çiçekleri gibiyim, kalbim renk renk açılmış sanki,

Menekşeler umut olmuş gözlerime,

Bir küçük tebessüm bana hediyesi.

Hayallerimi saklamışım karanfillerin arasına,

Yapraklarına yazmışım düşlerimi

Bulutlara uçurmuşum hiç bitmeyen ümitsizliğimi

Martılar dans ederken sonsuz maviyle,

Yakamozlar pırıl pırıl, yıldız gibi gözlerimde

Bir demli çayda unutturur derdi kederi,

En güzel namedir gönlüme, bir dostun sesi.

Hatıralar çağırır durur çok uzaklardan beni.

Yıldızları topladım bir bir, yüreğime sakladım,

Hiç olmasın karanlıklar, güneş hiç batmasın.

Umudun ışığı alsın götürsün beni, gökkuşağının arasına,

Nisan yağmurları yağsın, hiç durmadan avuçlarıma.

Bir çiçek bahçesi gibidir hayat, sararıp solar kimi zaman,

Kimi zaman yeniden açar, bir tebessümdür yüzümüzde,

Yüz yıl yaşasak da dünyada, bir avuç topraktır bize kalan.

Yazan:leydielif

resim alıntıdır



17 Nisan 2009

Elveda Sevdiğim


Hiç bitmeyen bir özlemsin benim için,

Tarifsiz duygularımın, gece bekçisisin.

Belkide bir düşsün, belkide bir rüya,

Şakaklarımdaki beyazların suçlusu sensin.

Gözlerimdeki hüzün yağmurları hep sana.

Anlamsız bakışlarda kayboldum, gri sonbaharlarda,

Topladım sensiz hatıraları, savurdum rüzgarlara.

Kaderim miydin benim yoksa günahım mı...

Kızıl alacası şafaklarda, hiç bilmediğim yollardayım.

Kapılar kapanmış, taş duvarlar suskun,

Sanki koca şehir yasta, kaldırımlar dargın.

Bilmem ki nedir beni gecelere mahkum eden,

Siyah gözlerin mi yoksa hançer misali sözlerin mi...

Her gün yavaş yavaş öldüren.

Saplanmış yüreğime kör bir bıçak gibi,

Elveda sevdiğim deyişin...

Kör olmuş sevdamın gözleri, titriyor ellerim.

Firar etmiş tebessümlerim, birde hayallerim,

Alışırım sensizliği hiç düşünme sen beni,

Aşkımı aldım yanıma, sensizde mezara girerim...

Yazan:leydielif
resim alıntıdır


16 Nisan 2009

Sevda Yanığı


Kaybolurken gözlerinin sonsuzluğunda,

Aldanmışım, sensiz gecelerin yıldızlarına.

Gidiyorum, cebimde aşkımın kırıntıları.

Yüreğimde, bitmeyen bir sevda yanığı.

Bir ayrılık şarkısı duyuyor kulaklarım,

Sanki rüzgar söylüyor, usulca dinliyorum.

Düşerken yağmur damlaları, taş kaldırımlara,

Ah diyorum , sevmeseydim seni keşke.

Ruhumu açtığın mezarlara gömmeseydim.

İçiyorum sensiz zamanı yudum yudum,

Kahrediyorum, seni benden alan o güne,

Alıp başımı gitsem diyorum, kaf dağındandan da ötelere.

Yeniden doğsam küllerimden, unutsam sensizliği,

Sonu mutlu biten masallarda yaşasam,

Bir küçük çocuk olsam, zümrüt yürekli.

Silsem kalbimden, beni benden eden ümitsizliğimi.

Çaresi ne söyleyin bana, dinermi bu sızı...

Hala dumanı tütüyor, yüreğim sevda yanığı...

Yazan:leydielif
resim alıntıdır

15 Nisan 2009

ATATÜRK


Ulu Önder Atatürk fikirleriyle ileri görüşüyle her zaman örnek alınıcak yüce bir şahsiyettir. Sevgili Öykü nin yeni başlattığı mim hareketine bende katılmak istedim sevgili öykücüm sevgilerimi gönderiyorum böyle güzel bir mimde bende var olduğum için çok mutluyum.

Gittin


Sensizliğin efkarını çekerken içime,

Her nefeste zehirleyen sigara dumanı gibi,

Gözlerimde son vedan, kulaklarımda son sözün,

Gitme diye haykırsam da, gölgelerin arasında,

Gittin... Hiç bilmediğim bilmek istemediğim bensiz diyarlara.

Yüreğim sus...Suski kanamasın her adını anışımda,

Ayrılğın o kör kurşun yarası gibi açtığı yarası.

Ellerim aramasın kimsesiz duvarların arasında,

Yanmış kül olmuş resimlerini.

Bütün ahlar sana, gece gözlerine sevdiğim,

Hayalin mi karşımdaki, yoksa zamansız gidişin mi.

Beni amansız dertlere ortak ettin, hainsin.

Bir uçurumun ucundayım, ölüm bir nefes kadar yakın,

Bir adım var sensizliğe veda edişime, dilimde sen.

Nar gibi sevdan yakmış ruhumu, külleri savrulmuş,

Esiri olsamda yalan sözlerinin, en büyük hatamsın biliyorum.

Gözlerimi kapatıp son nefesimi verirsem bir gün,

Unutma, ben seni değil, seni sevmeyi seviyorum...

Yazan:leydielif
resim alıntıdır

13 Nisan 2009

Küçük Kız


Güneş usul usul aydınlatmaya başlamıştı, odasındaki çiçekleri. Yorgun gözlerini hiç açmak istemesede, güneş sanki onada günaydın kalk artık sabah oldu der gibiydi.Yavaş yavaş doğrulurken yatağından, gözlerini elleriyle ovuşturdu sanki daha uyuyordu. Derin bir nefes aldıktan sonra, sanki hepsi tel tel olmuş saçlarını toplamak için tokasını aradı gözleri. Akşam yatarken açık unuttuğu bilgisayarı takıldı gözlerine. Sonra güldü kendi kendine yine açık unutmuşum dedi. Üzerindeki ağırlığı yavaş yavaş atarken üstüne birşeyler giymeye çalışıyordu. Öyle çok fazla özen göstermezdi üstüne başına. Tabiri caizse paspalın biriydi. Annesi güzel bir kahvaltı sofrası hazırlamıştı kendine. Kızarmış ekmeğin kokusu öyle güzel geliyorduki, yüzünde her zamanki gülümseme hızlı adımlarla gelmişti masanın başına. Anne diye seslendi mutfakta birşeylerle uğraşan annesine. Annesi elinde çay fincanları masaya doğru geliyordu, yılların verdiği yorgunluğun ve çektiği acıların çizgileri hep bir iz bırakmıştı yüzünde. Annesi olmadan asla yemek yemez, her zaman onun yemeğin başına gelmesini beklerdi. Babasını çok küçük yaşta kaybettiği için, anne kız hayatlarında yalnız kalmışlar, birbirlerinden güç alarak ayakta durabilmişlerdi. Üniversiteyi en iyi derecede bitirmiş iyide bir işe girmişti. Evin bütün sorumluluğu genç yaşında kendinin omuzlarına yüklenmişti. Öyle umut dolu öyle sevecen bir kızdıki. İş çevresindede, aile çevresindede çok sevilen , yüzündeki gülümsemeyle tanınan bir kızdı. Arkadaşları onunla vakit geçirmeyi çok severler, sohbetine doyamazlardı. Yaşına göre oldukça olgun , her türlü probleme kesin bir çözüm bulan bir mantığa sahipti.
Hayat ona karşı bazen savaş açsada o asla umutsuzluğa düşmez , içinde bulunduğu sıkıntılı halinden tebessümle çıkmayı başarırdı.
Sabah erkenden kalkmış, İşe gitmek için acele bir şekilde kahvaltısını yapıyordu. Annesi dur yapma desede o eline ne gelirse ağzına götürmüş, en sonunda sıcak çayıda içince ağzını yakıvermişti. Annesi bir tarftan kendine gülüyor bir taraftan da işe götürceği evraklarını düzenliyordu. Annesine sıkı bir şekilde sarıldıktan sonra her zamank igibi seni çok seviyorum canım annem deyip, koşar adımlarla çıkmıştı evden. Öyle dalgın bir şekilde yürüyorduki ne karşıdan hızlı bir şekilde gelen arabayı görüyor nede kendine korkulu gözlerle bakan insanları görüyordu. Acı bir fren sesinden sonra bir çığlık duyuldu. Öyle derinden gelen bir ahdıki bu, sanki evde annesi duymuş gibi, kalbine hiç anlamadığı bir sancı girivermişti. İnsanlar etrafına toplanmış, kimisi durun kıpırdatmayın derken, kimisi hemen hasteneye götürelim diyordu. Kendi ise ne olduğunun farkına hala varamamış , yerden kalkmak istesede vücudu taş kesilmiş gibi hareket edemiyor , nefes almakta zorlanıyordu. Bu sırada çağırılan ambulans gelmiş , sağlık görevlileri hemen müdahale etmişlerdi. Kendisi ise o sırada bilincini tamemin kaybetmiş, dadikalar sonra gözlerini hastane odasında açabilmişti. Annesi baş ucunda oturuyordu gözleri nemliydi. Ellerini sıkıca tutarak beni çok korkuttun canım dedi gözlerinden yaşlar akarken. Bir anda annesinin bu haline kendide dayanamamış, yaşlar gözlerine hücum etmişti hiç durmadan akıyordu gözlerinden.
Gülümsedi ve annem beni seni hiç yalnız bırakır mıyım dedi. O sırada doktorlar girmişti içeriye. Ellerinde bir kaç tane kağıt oraya bakıp birşeyler söylüyorlardı birbirlerine. Sonra ; en kısa zamanda ameliyat olması gerektiğini , yoksa bir daha ayağa kalkamayacağını söyleyivermişlerdi.
O an odanın bütün duvarladı üstüne yıkılmış gibi hissetti kendini. Sanki nefes alamıyor, Bir daha yürüyemeyeceğinemi üzülsün yoksa o an annesini mi teselli etsin bilememişti. Gözleri boşlukta donup kalmıştı öylece. Annesi sım sıkı sarıldı bedeni ağlamaktan sarsılırken. Ben sana güveniyorum diyordu. Bunuda başaracaksın , hayata asla yenilmeyeceksin diyordu haykırırcasına. Ameliyat saati geldiğinde içinde hiç anlamadığı bir korku, yüzünde umutsuzluğun verdiği bir hüzün vardı. Aklına getirmek istemesede, ya yürüyümüzsem sorusu gözlerinin önünden hiç gitmiyordu. Ameliyata girmişti artık. Saatler geçmek bilmiyor bir kaç saat geçmesine rağmen hiç kimse birşey söylemiyordu. Annesi dışarda dualar ederek kendinin çıkmasını beklerken, ağlamamak için kendini zor tutuyordu. En sonunda çıkmıştı doktor ameliyathaneden. Yüzünde bir anlam veremediği bir ifade bekliyordu nefes almadan, kızınız yürüyecek demesini bekliyordu. Doktor bir bir anlatmaya başlamış biz elimizden geleni yaptık uyandıktan sonra göreceğiz diyordu. Yine cevaplarını bilmediği belkide cevaplamak istemidiği soruların arasında kaybolmuştu. Bir kaç dakika sonra kendini odasına çıkarmışlar, ancak akşama uyanabileceğini söylemişlerdi. Akşam olmuş gözlerini yavaş yavaş açmaya başlamıştı. Anne diyebilmişti , yorgundu susamıştı. Annesi hemen bir bardak suyla gelmişti başucuna. Suyu içirdikten sonra nasılsın kızım dedi sessizce. Bitmek bilmeyen ağrıların içinde iyiyim diyebilmişti annesine gülümserken. Günler yavaş yavaş geçiyor anne kızın ümidi yavaş yavaş tükenmeye başlıyordu. Hiç bir ilerleme yoktu . Ayaklarını hiç hissetmiyor doktorlar ise , bunun tamamen kendi azmiyle başarabileceğini söylüyorlardı. Küsmüştü sanki dünyaya. O gülen yüzü gülmüyor hatta hiç konuşmuyordu. Çok sevdiği arkadaşlarını bile görmek istemiyordu. Kabul etmişti artık. Yürüyemeyeceğim diyordu kendi kendine. Güneşin battığı gündüzün yerini geceye bıraktığı bir akşam odasına küçük bir kız çocuğu girmişti hiç tanımadığı. Kafası bandajlarla sarılı elinde küçük bir bebek, geçmiş olsun abla demişti yüzünde gülümsmeyle. İçinden; geçmeyecek desede , teşekkür ederim diyebilmişti istemeyerek. Kız çocğu gözlerine bakarak ben öleceğim biliyormusun dedi sanki daha önce ölümle tanışmış gibiydi. Ne diyeceğini ne söyleyeceğini bilememişti. Ölüm diyordu varmıydı daha ötesi.Küçük kız çocuğu devam etti. Ama ben hiç korkmuyorum , abla sende korkma olur mu dedi. Öleceğini bilen ve hala yüzünden o küçük tebessümü gitmeyen küçük kız sanki bir umut ışığı gibi doğmuştu odasına. Sonra bir den kayboluvermişti. Küçük kız gitmişti ama , yüreğinde hiç bilmediği ümidin yıldızları parlamaya başlamıştı bir bir. Küçücük bir kız ölümden korkmuyorsa kendisi bu halinden nasıl umudunu kesmişti. Kendi kendine içten içe kızmış, asla pes etmeyeceksin , korkmayacaksın yılmayacaksın ve eninde sonunda yürüyeceksin deyip, yatakta yavaş yavaş doğrulmaya başlamıştı. Sanki birden ayaklarını hissetmeye başlamış, gözlerinden mutlulğun , ümidin göz yaşları dökülüyordu. Biliyordu , yürüyecekti, eskisi gibi umut dolu sevgi dolu günlerine geri dönecekti. Hayat taşlı dikenli bir bahçede hayat sunsada, o içindeki ümidin çiçekleriyle bu solgun bahçeyi yeşertecek, sonbahara dönmüş ömrünü hiç bitmeyen bir yaz güneşinde geçirecekti...

Yazan:leydielif
resim alıntıdır

12 Nisan 2009

Siyah Beyaz


Üşüyorum...

Mevsim bahar olsada.

Bir kuş gibi ürkek yüreğim...

Cesur gibi dursada.

Siyah beyaz yaşıyorum hayatı.

Görmüyor gözlerim,

Umudu, sevgiyi, ışığı.

Taş misali buz tutmuş,

Kırgın kalbim.

Tutsak, karanlık gecelere,

Yorgun gözlerim.

Çivi gibi çaktım pencereme,

Yalnızlığı, bir de düşlerimi.

Buğulu cama yazdım,

Eski püskü hayallerimi.

Bir çığlık var içimde,

Hiç duyulmayan,

Bir ah var dilimde,

Hiç unutulmayan.

Bir şarkı yazdım,

Baş harfi Hüzün.

Nağmelerde andım,

Sevdamı, kalmadı başka sözüm...

Yazan:leydielif
resim alıntıdır

Kaybolup GittiĞim Düşünceler


Ne yazacağımı çok düşündüm aslında. Bir kaç gündür hiç bir şey yazamıyorum ya bir şeyler eksikmiş gibi geliyo. Bu ilham perisi bu aralar bana küs galiba tek kelime dahi gelmiyor aklıma. Hayatımdakı karmaşıklık sanırım beynimide etkilemeye başladı. Önümüzdeki bir ay içerisinde ne olacak ne yapacağım hiç bilmiyorum. Bir belirsizliktir gidiyor bakalım. Kendime dahi kafam bozuk, yaptığım herşeye yerli yersiz sinir oluyorum. Durmaksızın ne olacak, eve ne zaman taşınacağım diye binbir tane soru; kendi kendime cevaplamak zorunda kalıyorum. Şimdi istediğim uzun bir uykuya dalmak ve uyandığımda hayal ettiğim herşeyin gerçek olması. Bütün sorunlar çözülmüş, geçmek bilmeyen zaman bir anda geçivermiş bütün sevdiklerim yanımda. Bu hayal bile öyle iyi geliyorki . Nerdeyse hergün gelip geçiyor gözlerimin önünden.
Kendimi gözü çok uzaklara dalmış karmakarışık düşüncelerin arasında kaybolup gitmiş bir şekilde buluyorum hiç farkında bile olmadan. Sonra ne düşündüğümü bile unutuyorum gözlerim artık bana itaat etmekten yorulmuş öylece dalıp gitmeye başlamış durumdalar. Aslında bu aralar hikaye yazmayı istiyordum ama onun içinde güzel bir ortam ,sessizlik ve bir fincan kahve gerekiyo. Eğer evimin şuanki halini size bir anlatabilseydim sanırım benim niye bu kadar saçma sapan şeyler yazdığımı tahmin ederbilirdiniz. Küçük bur odada yaşamanın verdiği sıkıntımı bunları bana yaptıran yoksa içerde duran kolilerin ne zaman gideceklerini bilmeden öylece bana bakmalarımı onu hala çözmüş değilim. Bir özlemle beklediğim bahar bile anlamını kaybetmiş durumda. Arada bir aşağıya insem uzun uzun ağaçları çiçekleri seyretsemde sanki onlarda benim karmaşık dünyamada benimle beraber yüzmeye başlıyorlarmış gibi geliyo. Anlayacağınız dostlarım bu aralar moralim eksilerde , keyifse bana küskün ne yazık ki.
Umud ediyorum bu zamanlarda geçecek ve ben yine eskisi gibi şiirler ve hikayeler yazabileceğim. Şu an içimde geçenleri sizlerlerlede paylaşmak istedim umarım sizide bu keyifsiz kelimelirimle sıkmamışımdır. Sevgiyle kalın...

10 Nisan 2009

Bir Mim Daha


Yine bir mimle karşınızdayım sevgili dostlarım. Sevgili Pandora beni ilginç bir mimle mimlemiş kendinise kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum. Mimin konusuna gelince sormuş bana
erkek olsaydınız neler yapar ya da yapmazdınız? İşte cevaplarım
1-Her zaman temiz üstüne başına dikkat eden tertipli düzenli bir erkek olurdum. 2-Yalnız kalacağım zamanın çok olacağını düşündüğüm için yemek yapmak da dahil herşeyi öğrenirdim.
3-Annemi ve babamı elimden geldiğince daha iyi şartlarda yaşatmaya ve her zaman onların yanında olduğumu hissetirmeye çalışırdım.

4-Futbol gibi hobilerim olsa bile zamanımı boşa geçirecek işlerle uğraşmaz resim gibi daha sosyal g bir hobim olurdu.

5-Asla sigara içmez , Bir centilmen gibi davranmaya ve türkeçiy en iyi şekilde kulanmaya çalışırdım.
6- Asla küfür etmezdim. Sağlıklı yaşamaya özen gösterir yaşlansam bile göbeğim olmasına izin vermezdim.

7-Kadınları birazdaha anlamaya çalışır hayata birazda onların gözünden bakmaya çalışırdım.
8-Çok iyi bir baba olurdum. Hayatamı çocuğuma daha iyi bir gelecek hazırlamak için çalışmakla geçerdi.
9-İyi bir işim olması için çok çalışır asla tembellik yapmazdım.

10-Hayattan zevk almayı bilir, olmadık şeylere sinirlenmez, küçük bir tartışmada dahi kavga etmeye kalkmazdım.

Evet sevgili dostlarım benim düşüncelerim böyle ; peki sizin düşünceleriniz ne ;
Meltem ( http://nehirozturk.blogspot.com/)
Nalan (http://benden-esintiler.blogspot.com/)
Opal (http://opalinrenkleri.blogspot.com/)

Kitap Kokusu


Ilık bir yaz akşamı elinde hiç soluk almadan okuduğu roman, yine çok uzaklara dalıp gitmişti. Güneş son pırıltılarıyla aydınlatmaya çalışırken odasını, duvarlara sanki kitapların kokusu sinmişti. Hayat gibiydi onun için kitaplar. Her sayfası başka bir alem, her kelimesi ayrı bir anlam katardı, yalnız yaşadığı grileşmiş hayatına. Genç bir delikanlıydı asi ruhuyla.Kendini anlamak istemeyen insanlarla dolu bir dünyada yaşadığını düşünüyordu. En çok sevidği şey ne futbol maçlarıydı, nede arkadaşlarıyla birlikte geçirdiği zaman. Tek tutkusuydu kitaplar. Okulda boş zamanlarının çoğunu kütüphanede geçirir, kitapların kokusu bile yeterdi yalnız yüreğini mutlu etmeye. Eline geçen her fısatta yeni kitaplar alır , özenle yerleştirirdi odasının en güzel köşesine. Annesi ve babası devamlı çalıştıkları için kendisiyle fazla ilgilenmezler, yalnız dünyasının farkına bile varamazlardı. Büyümüştü artık kendi başının çaresine bakabilirdi.
Bir sabah erkenden kalkmış, hemen üzerine birşeyler giymiş kaçarcasına çıkmıştı evden. Yıllardır yaşadığı ev yabancı gibi geliyordu artık kendine. Karmakarışık düşüncelerin içinde kaybolmuşken, küçük bir kitapçıya takıldı gözleri. Daha önce nasıl fark etmemişti. Yüzünde kitapları görmenin verdiği bir gülümsemeyle yavaşca kapıdan içeri girdi. Derin bir nefes aldı önce, o çok sevdiği kitapların kokusunu çekti içine bir çiçeği , yağmur sonrası tertemiz olan havayı koklar gibi kokladı. Öyle güzel bir yerdiki burası . Daha önce hiç görmediği, adını bile duymadığı kitaplar vardı. İçeride sadece kendisini olması biraz ürkütsede içini , kitapların varlığı unutturuyordu kötü ne varsa aklında.
Benimde böyle bir odam olsa kitaplarla beraber yaşasam, ne iyi olurdu diye geçirdi aklından. Kitapların arasında dalıp gitmişti ki, yaşlı bir adamın sesiyle irkildi. Delikanlı hangi kitabı arıyorsun, dedi biraz yorgun, biraz titrek bir sesle yaşlı adam. Bir an ne söyleyeceğini bilemesede, bilmiyorum ama herhangi biri olabilir dedi sesssizce. Yaşlı adam yüzünde bir tebessümle hadi benimle gel, tam sana göre bir kitabım var dedi. İçinde hiç bilmediği bir sevinçle, küçük adımlarla takip etmeye başladı yaşlı adamı. Uzun bir koridoru geçtikten sonra, renk renk kitapların olduğu bir yere geldiler. Bir yandan nasıl bir kitap alacağının merakını duyarken, bir yandan acaba içlerinde ne yazıyor diye kendine kendine sorular sormaya başlamıştı. Yaşlı adam bu ilginç kitapların arasından bir tanesini aldı üzerindeki tozları sildi yavaşca. Sonra kendine uzattı ve dediki; bu kitap senin ama kitabını sonun merak edip asla önce okumayacaksın. Eğer böyle yaparsan kitabı bana geri getiriceksin . Yaşlı adam bu sözleri söylerken kendisi gözlerini kitaptan alamıyor, bir önce okumak istiyordu. Sanki bütün vücudunu sarmıştı merak duygusu. Bir sevinçle aldı kitabı ve teşekkür ederek çıktı küçük kitapçı dükkanından. Hızlı adımlarla eve giderken kitabı okumaya başlamıştı bile.Genç bir şövalyenin hikayeseni anlatıyordu elindeki kitap. Hayat ona ne kadar zorluklar yaratırsa yaratsın, o hiç vazgeçmiyor ve eninde sonunda kötülere karşı galip geliyordu.Ülkesini her zaman adaletle yönetiyor halkına büyük bir sevgi duyuyordu. Düşmanlarına karşı hiç bir zaman kin beslemeyen, herşeyi konuşarak, anlatarak çözülebileceğini anlatan ve herkes tarafından çok sevilen bir şövalyeydi. Odasına girmiş gözlerini kitaptan ayırmadan oturuvermişti yatağının üzerine. Okudukça sanki içinde umut yıldızları parlamaya başlıyor , kitaptaki şovalye gibi hissediyordu kendini. Birden duraksadı. İçindeki dayanılmaz merak duygusu kemirmeye başlamıştı içini. Neden sonunu okumamaması gerekiyordu, yaşlı adam neden bunun üstünde bu kadar durmuştu. Bir türlü anlayamamıştı.Küçük bir sınva mıydı bu kendisi için hazırlanmış. Yaşlı adam neden bu kitabı kendine vermişti. Aklına bin bir tane soru gelsede yenilmemişti merakına. Azimle büyük bir sabırla okudu kitabı sonuna kadar. Kitabın en sonunde el yazısıyla şöyle bir paragraf yazıyordu;
Hayat ne kadar zor olursa olsun , çevrendeki insanlar ne kadar uzak gibi görünsede gözlerine, bu hayat senin ve ancak kendin güzelleştirebilirsin. Yalnızlığa , umutsuzluğu inat sevgiyle hiç bitmeyen bir ümitle bak dünyaya. Kırıcı olma ki sende kırılmayasın, her zaman güzel şeyler düşün ki hayatında güzelliklere yer olsun. Hiç bir zaman yenilmemelisin bu acımasız dünyaya.Yüreğindeki eşsiz güzellikleri paylaş, ki artısn mutluluğun. Üzüntülerini anlatki azalsın içindeki sıkıntıların. Sevmekten sevilmekten asla vazgeçme. Yoksa gamla sıkıntıyla hiç çekilir mi bu fani dünya...
Paragrafın tamamını okuduktan sonra sanki sihirli bir değnek dokunmuştu kırgın umutsuz yüreğine. Hapsolduğu karanlık düşüncelerden kurtulmuş , ümit ışıklarının aydınlattığı , sevgi güneşinin doğduğu bir düyaya adım atmıştı sanki. Yüzünde hiç olmayan bir tebessüm, gözlerinde pırıl pırıl yıldızlar , ve hiç olmadığı kadar huzurluydu.
İçindeki bu mutluluğu sevinci herkesle paylaşacaktı artık. Hayatını solmuş yaprakların arasında değil, bir gül bahçesinde geçirecekti. Sevgi dolu umut dolu yeni bir hayat onu bekliyordu...
Yazan:leydielif
resim alıntıdır

Günaydın Herkese


Bu gün nedendir bilmiyorum bütün arkadaşlarıma günaydın demek istedim. Gününz aydın yarınlarınız güllerle dolu olsun.İçimdeki sevinci mutluluğu birazcıkta umudu sizlerle paylaşmak ve istedim. Olur ya bazen yüreğimizdekiler sığmaz olur içimize, deli gibi haykırmak isteriz dağa taşa. Bu gün ben öyle hissediyorum kendimi. Gözlerimde huzurun verdiği yıldızlar, ellerimde mis kokulu çiçekler var . Güneş daha bir parlak bugün sanki bana gülümsüyor. Sadece hüzünlü şiirleri değil böyle içimden gelen mutluluğu da sevincide sizlerle paylaşmak istedim. Biliyorum biz kocaman bir aileyiz aslında. Aramızdaki mesafeler ne kadar olursa olsun kelimeler, cümleler bazen küçük bir gülümseme hiç kopmyacak bağlarla bağlamış bizi birbirimize. Bazen içimi döktüğüm en yakın arkadaşım olmuşsunuz bazen kahve içmeye gelen karşı komşum. Öyle sıcak öyle güzel bir dostluk bağı bizimkisi. Kimilerine göre sanaldır belki yalan. İnsan her zaman yüreğindekini karşıdaki insan içinde düşünür. Eğer sen yalan değilsen hissetiklerinde dost bildiklerinde yalan değildir. Her zaman yanımda olduğunuz için hiç sıkılmadan, bazen hüzünlü bazen mutsuz bazende mutluluğu anlatan şiirlerimi okudğunuz ve o güzel yorumlarınızla yolumu aydınlattığınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Huzurlu ,mutlu ,kederden üzüntüden uzak, sağlıklı ve bol paralı :) bir ömür diliyorum kucak dolusu sevgilerimle....
Leydielif

08 Nisan 2009

Hüznün Buğusu


Bir şarkı tutturmuşum, dilimde hep aynı nakarat,
Gizli bakışlarda, arıyorum gölgemi içimde bir ah,
Tozlu yollarda yürüyorum, dalgın gözlerime inat,
Bir BEN var özlediğim sanki kaybolmuş, heyhat.

YAR diyorum, kör bir bıçak gibi kessede yüreğimi,
Alıp başımı gitsem dumanlı dağlar bana yol gösterir mi...
Bir ırmak gibi çağlasam, gecelerim gündüze döner mi...
Küllerimi savurdğum deniz, beni bana geri getirir mi

Hüznün buğusu var penceremde, üzerinde çığlıklarım
Bir gün cevabını bulacak mıyım, hiç tükenmeyen soruların.
Hani vardı ya rıhtımda, yudum yudum içtiğim hatıralarım
Bu da geçecek, bitecek biliyorum, bu benim son baharım.

Canımı acıtıyor kararmış yürekler, kaçıp kurtulmak istiyorum.
Yalnızlığım aldım yanıma, bir parça umutla birlikte gidiyorum.
Ağıtlar yakmış peşimde hatıralarım, sanki onlara veda ediyorum.
Yolcuyum , son durak yakın, bir rüzgardım sanki estim geçiyorum...

Yazan:leydielif
resim alıntıdır

Yaz Yağmuru


Bir yaz yağmurunda ıslanmış yüreğim,

Kifayetsiz kelimelerin esiri olmuş gözlerim.

Yıldızları toplamışım bir bir

Karanlık gecelere inat güneş gibi doğmuşum

Sanik kaybolup gitmiş hatıralarım

Hiç bilmediğim diyarlara

Hapsolmuş beyaz düşlerim

Sanki dipsiz bir kuyuya

Ellerim bomboş üşüyor bedenim

Duvarlar bile susmuş

Tek tek solmuş çiçeklerim

Bir güvercinin kanadına sarmışım

Uçup gitmiş hayallerim

Bir gülün kokusu,

Belki küçük bir tebessüm

Alır götürür beni çok uzaklara

Rüyalarda yaşarım aşkı sevdayı

Küçük bir papatyadır en yakın arkadaşım

Unutulmuş bir roman gibi sararmış

Atılmış bir köşeye umutlarım

Bir yaz yağmuru anlatır bana

Belkide usul usul esen bir rüzgar

Sevmeyi, sevilmeyi, hüzünlerin en güzelini

Fırtınalar kopan deniz gibidir

Sessizce bekleyen kalbim

Biraz kırık, biraz ürkek

Küçük bir serçe gibiyim...


Yazan.leydielif
resim alıntıdır

07 Nisan 2009

Smart Blogger Ödülü


Sevgili dostlarım ;
DÜN BUGÜN (http://dunbugun1.blogspot.com/)
Hakan-Can (http://hakan-can.blogspot.com/ )
Arka Mahalle İle Bir Gün (http://enguzeltatlar.blogspot.com)
beni bu ödüle layık görmüşler kendilerine çok teşekkür ediyorum beni çok mutlu ettiniz inanın.Sevgilerimi saygılarımı gönderiyorum.

Oyunun kuralları:


Ödülü verenin linkini yayımlamak.

Ödülü verdiğin kişilere mutlaka haber vermek.
Bu ödülü verdiğin blog sahibinin linkini vermek.


Ben bu kurallara uymasam ve bu ödülü tüm blog dostlarıma hediye etsem daha iyi olacak sanırım oyun bozanlık yapmış olmam umarım. Bütün dostlarım bu ödülü fazlasıyla hak ediyorlar bence. Sevgilerimle....

06 Nisan 2009

Bitmeyen Ayrılık



Hayallerim umutsuzlukla sarmaş dolaş dans ederken
Düşlerim yine kaçıp gitmiş, hüzün yağmurlarında ıslanmış
Dudaklarımda ismin, bir şakı gibi durmadan söylerken,
Senin bana hediyen, hiç bitmeyen kör olası ayrılıkmış.

Yalnızlığın buğusu var gözlerimde, hiç silinmeyen,
Ateşten bir kor gibi avuçlarımda, sensiz yüreğim.
Dağlar taşlar biliyor aşkımı, bir tek sendin bilmeyen.
Bekliyorum ne gelen var giden, bomboş kalmış ellerim.

Yasaksın bana biliyorum , şimdi çok uzaklardasın,
Hata mısın yoksa günah mı rüyalarımda bile yoksun.
Sanki hiç sızısı dinmeyen sol yanımda bir sancısın,
Şimdi nerdeyim bilmiyorum ,rüzgar misali savurdun.

Kafanı taşlara vursan da, her gün ağıtlar yaksan da,
Sende bileceksin bir gün azar azar ölmeyi, anlayacaksın.
Sevemedi, sevenide mahvetti yazacak mezar taşında,
Beni benden ettin hainsin, ama sende yanacaksın.

Yazan:leydielif
resim alıntıdır

Kardelenler


Kardelenler açsın inadına, kar yağmış gönlüme,
Nisan yağmurları yağsın, dalgın gözlerime.
Denizler gibi coşsun, dalgalara yoldaş olsun,
Martılar kıskansın halimi, anlatsınlar beni herkese.

Kumlara yazsam aşkımı, gökler şahit olsa,
Haykırsam dünyaya, sesim dağlarda yankılansa.
Bir bulut olsam, sessizce yağmurlar yağdırsam,
Gökkuşağında yürüsem, meltemler beni uçursa.

Kaybolsam sonsuz maviliklerde, hiç bulunmasam,
İçsem kadeh kadeh sarhoş olsam, unutsam herşeyi.
Külleri savrulmuş yüreğime, yıldızlar kondursam,
Diyar diyar dolaşsam, arayıp bulsam kardelenleri...

Yazan:leydielif
resim alıntıdır

05 Nisan 2009

Mevsimlerim


Mutsuzum yine, efkarın tam ortasındayım,

Aldanışlarım var, yalnızlığa olan itiraflarım.

Duygularım var, taş kaldırımlar gibi soğuk,

Öksüz kalmış bir çocuk gibi, yarım kalmış bir yanım.

Tutsağı olmuşum sanki karanlık gölgelerin.

Sessiz bir çığlıkmı içimdeki yoksa bir serzeniş mi...

Bomboş sokaklarda yankılanır ahlarım, dualarım.

Göz kapaklarımda bir isyan var uykusuz gecelere,

Gri bulutlar gibiyim, dargınım yıldızlara, güneşe.

Yırtık bir resimde kalmış yorgun hatıralarım.

Hep inanmışım masallara , her gülen yüze aldanmışım.

Bir bir terk etmiş beni hayallerim, umutlarım.

Parlayan bir yıldız gibi içimde durur mısralarım.

Sonbahar ayazı gibi geçiyor geceler, üşüyorum,

Dalından koparılmış bir yaprak gibi, solmuş renklerim.

Serseri bir avcı gibiyim, çıkmaz yollarda yürüyorum,

Biraz gri biraz asi , kışa dönmüş mevsimlerim...

Yazan:leydielif
resim alıntıdır

04 Nisan 2009

İŞTE, EN İLGİNÇ KORKULAR... SİZDE HANGİSİ VAR?


Hayatımızı etkileyen yüzlerce korku var. Küçük yaşlarda doğuyor, TV ile tetikleniyor. İşte bazı tuhaf korkular.

Genellikle çocukluk yıllarında yaşananların etkisiyle ortaya çıkan yüzlerce "fobi" çeşidi insanların hayatını olumsuz etkiliyor.
Dicle Üniversitesi (D.Ü) Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aytekin Sır, korkunun, insanlığın varlığından beri var olan bir olgu olduğunu belirterek, genellikle çocukluk döneminde yaşanan olayın ileri yaşta benzer ya da farklı şekillerdeki korkular olarak ortaya çıkabildiğini söyledi.
Hayatın belli dönemlerinde ve modern çağla birlikte korkuların da değişebildiğine değinen Prof. Dr. Sır, "Örneğin bebekler ilkin yüksek sesten korkarlar. Zamanla bunu aşar ve daha sonra başka korkuları başlar. Ayrıca modern çağla birlikte korkularda değişimler olabilir...
Örneğin daha önceleri ay ve güneş tutulmasından korkulurken, artık sebepleri bilindiğinden bunların yerini UFO’lar (tanımlanamayan yabancı nesneler) ve uzaylıların dünyayı istila edeceği gibi korkular alabiliyor" dedi.

Sonradan da oluşur

Fobilerin belli bir yaştan sonra da oluşabileceğii söyleyen Aytekin Sır, "Örneğin deprem yaşayan biri tekrar deprem olacağı, evinin üstüne yıkılacağı ve havasız kalacağı korkusunu yaşayabilir" diye konuştu.

Televizyon tetikleyebiliyor

Televizyonun da korkuları tetikleyebildiğini vurgulayan Sır, seyredilen bir korku filminin insanlarda korkuyu tetikleyebildiğini ve film senaristlerinin de bu korkulardan hareket ettiklerini ifade etti.
Son zamanlarda büyücülük ve sihirle ilgili filmlerin de yapıldığını ve bunların çocuklar üzerinde çok ciddi olumsuz etkiler bıraktığını anlatan Sır, korkuların gelişmemesi için en uygun yöntemin çocuklara hep güven telkin etmek ve korkularının üzerine gitmelerini sağlamak olduğunu kaydetti.
Sır, en yaygın psikiyatrik rahatsızlıkların korkular olduğunu ve yapılan çalışmalara göre bunların toplumdaki yaygınlığının yüzde 10 civarında olduğunu sözlerine ekledi.

BAZI FOBİLER
Aviofobi: Uçuş korkusu.
Klostrofobi: Kapalı yer korkusu.
Batofobi: Derinlik ya da yüksek binaların yanından geçmekten korkusu.
Ailurofobi: Kedilerden korkma.

Arakibutirofobi: Yerfıstığı ezmesini yerken damağa yapışmasından korkma.

Venüstrafobi: Güzel kadınlardan korkma.
Politikofobi: Politikacılardan korkma.
Peladofobi: Kel insanlardan ya da kelleşmekten korkma.
Fobofobi: Korkmaktan korkma.
Eisoptrofobi: Aynalardan korkma.

Erotofobi: Cinsellikten korkma.

Filofobi: Aşık olmaktan korkma.
Agirofobi: Caddelerden korkma.

Antropofobi: İnsanlardan korkma.
Araknofobi: Örümceklerden korkma.
Tokofobi: Gebe kalmaktan ya da çocuk doğurmaktan korkma.
Triskaidekefobi: 13 sayısından korkma.
Tripanofobi: İğne olmaktan korkma.

Musofobi: Farelerden korkma.

Nekrofobi: Cesetten korkma.
Ofidiyofobi: Yılanlardan korkma.

Okofobi: Taşıtlardan korkma.
Rantofobi: Her şeyden korkma.

Gametofobi: Evlenmekten korkma.
Ksenofobi: Yabancıdan korkma.
Tapofobi: Canlı canlı toprağa gömülme korkusu .

Amnezifobi: Hafızasını kaybetmekten korkma .
Aritmofobi: Sayılardan korkma .
Helyofobi: Güneşten korkma .
Karnofobi: Etten korkma .
Lökofobi: Beyaz renkten korkma .

Nozokomefobi: Hastanelerden korkma .

Testofobi: Testlerden ya da sınavlardan korkma .

Venüstrafobi: Güzel kadınlardan korkma .


Kaynak:www.habervitrini.com

Aşk mı...



Nasıl bir aşktı içimdeki,

Kendime bile anlatamıyorum.

Demir atmışsın gönlüme,

İstesemde vazgeçemiyorum.

İnanmıyorum artık masallara,

Yalancısın, sanki bir büyücü.

Bir ben miyim sevdayla yanan...

Hep dudaklarımda sevda türküsü.

Perde oldun gözlerimde,

En büyük özlemimdin düşlerimde,

Hiç arama bulamazsın,

Gömdüm seni yüreğimin içine.

Rüzgar gibi geçtim ömründen,

Neyim varsa aldın gittin.

Hatıralarla başbaşayım şimdi,

Sen günahlarımın bedelisin.

En büyük hatamsın biliyorum,

Aşk mı... artık inanmıyorum.

Yazan:leydielif
resim alıntıdır

03 Nisan 2009

Vazgeçmek Yok


Bir elinde fırçası bir elinde tual, öylesine dalmıştı ki resim yaparken ,sanki yaptığı resmin içinde yaşayan bir hayal kahramanı gibiydi. En büyük tutkusuydu resim yapmak. Düşlerini, hayallerini renklerle birleştirir,üzüntülerini,kederlerini,her fırça darbesiyle bırakırdı kağıdın üzerine. Yaşamaktı onun için resim yapmak,hayatın ta kendisiydi.
Annesi arada bir odasına gelir neler yaptığını şöyle bir kontrol eder yaptığı resimleri her zaman çok beğenirdi. Evde kendini destekleyen tek kişiydi aslında. Babası resim yapmasına her zaman karşı çıkmış, resim yaptığını her gördüğünde bağırmış çağırmış ,sadece ders çalışacaksın böyle boş işlerle uğraşmayacaksın diye tehditler savurmuştu. Kızındaki büyük kabiliyeti fark edememişti.Ne büyük bir hata yaptığını anlayacaktı elbek bir gün.
Okulda arkadaşları çok severdi onu. Resme olan yeteneği hem arkadaşlarının hemde öğretmenlerinin sevgizini kazandırmıştı ona. Koridorda arkadaşlarıyla konuşurken ,resim öğretmenleri hızlı adımlarla ona doğru geliyordu. İçinde hiç anlamadığı bir merak uyanıvermişti. Yüzünde şaşkın bir ifade sessizce öğretmenini dinlemeye başladı. Öğretmeni sevinçle anlatmaya başlamıştı.Dünya çapınça liseler arası bir resim yarışması yapılacaktı.Ve eğer kazanırsa iki yıl boyunca burslu olarak yurt dışında eğitim fırsatını yakalayacaktı. İçindeki heyecan artık yüzüne yansıyor yavaş yavaş tebessüme dönüşüyordu. Sonunda beklediği fırsat gelmişti. Hayatını değişterecek geleceği için büyük bir adım olacaktı. Ve bunu hiç kimse engelleyemeyecekti. Bir an bababasının öfke dolu bakışları geldi gözünün önüne. Asla vazgeçmeyeceğim dedi ,kararlıydı,bu yarışmaya girecekti.
Eve gider gitmez hemen odasına gitmiş,yeni aldığı boyaları ,fırçaları çıkarmış büyük bir heyecanla onlara bakıyordu. Sanki gözlerinde yıldızlar parlamaya başlamıştı. İçinden nasıl bir resim yapacağını düşünürken,birden kapısı açıldı. Babasıydı gelen.Yüzünde yine aynı kızgın ifade,sesinde aynı öfke vardı. Yinemi çıkardın o gereksiz şeyleri dedi sinirden ellerini ovuştururken. Ne söyleyeceğini bilemimiş elindeki boyaları ve fırçaları hemen çekmeceye kaldırıvermişti. Öyle acıyorduki yüreği. Nasıl yapardı bunun babası kendine. En çok destek vermesi gerken kişi oyken , o resim yapmasına bile izin vermiyor engel olmaya çalışıyordu. Babası ,kendiyle arasına aşılmaz taştan duvarlar örmüştü sanki. Ne zaman okşamıştı başını kızım diye. Yada ne zaman sevgiyle sarılmıştı. Kendini bildi bileli,hep böyle öfkeli, aynı evde olmalarına rağmen sanki aralarında çok uzun mesafeler vardı. Babası gider gitmez fırçalarını boyalarını tekrar çıkarmış, yine ne resim yapacağım diye düşünmeye başlamıştı. Babasının bu yersiz öfkesine yenilmeyecekti. Yorgun gözleri yavaş yavaş kapanırken, yüzünde bir tebessüm yarışmanın yapılacağı günü hayal ediyordu.
Zaman su gibi akıp gitmiş, yarışma gününe bir gün kalmıştı. Gece dememiş gündüz dememiş,bir hırsla yapmıştı resmini. Annesi geçen zaman boyunca kendine devamlı destek olmuş,babasından gizlemesine yardım etmişti.Resimlerin teslim edileceği gün erkenden kalkmış yaptığı resmi özenle kaplamıştı . Babası görmeden evden çıkarması gerekiyordu.Sessiz adımlarla evden çıkmaya çalışırken babasının sesiyle irkildi. Elindeki ne diye sordu babası. O an ne diyeceğini bilememiş adeta donup kalmıştı. Sanki babası elindeki resmini alacak yine kendine bağıracak çağıracak belkide yarışmaya girmesini engelleyecekti. O an annesi girmişti odaya. Okuldan istemişler resim dersleri çin deyip geçiştirmeye çalışmış,okula geç kalacaksın hadi git artık demişti, yüzünde marek etme ben senin yanındayım ifadesiyle. Annesine tebessümle bakarken hızlı bir şekilde çıkıp gitmişti evden okula doğru. Büyük bir heyecanla resmini öğretmenine teslim etmiş öyle bir rahatlamıştıki. Artık sabırla yarışma sonucunu bekleyecek, kazansada kaybetsede bu yarışmaya katılabildiği için içinde büyük bir seviç olacaktı.
Günler geçmiş, yarışma sonuçlarının açıklanacağı gün gelip çatmıştı. Okula nasıl gelmişti hiç anlayamamıştı. Heyecandan hiç bir şey düşünemiyor kazındım mı kaybettim mi diye soruların arasında kaybolup gidiyordu. Sınıfta arkadaşlarıyla beraber öğrtmenlerinin gelmesini bekliyorlardı. Sonunda görünmüştü öğretmenleri kapıda. Öğretmeni sevinçle yanına doğru gelmeye başlamış, kendisi adeta nefes alamaz olmuştu. Öğretmeni kazandınn ,sen kazandın derken gözyaşlarına engel olamamıştı. Zaman durmuştu sanki o an. Sevinçten akan gözyaşları akarken yüzünden, kalbi mutluluktan deli gibi çarpmaya başlamıştı. Kazanmıştı, hayallerine doğru büyük bir adım atmış, umutlarının o sonsuz ışığında yepyeni bir hayata doğru yelken açmıştı.....

Yazan:leydielif

02 Nisan 2009

Lütfen Yardım Edin!


Arkadaşlar benim bloğa birşeyler oluyor. Anlayamıyorum bir türlü sebebini. Önce resimleri açamadım.Neyse sonre geldi. gece 11 den sonra resim ekleyemiyorum. Ama en ilginç olanı benim Antakya dan girdiğimi gösteriyo şu hangi şehirden girildğini gösteren link. Ne yapacağımı bilemiyorum. İlgili arkadaşlar varsa bana yardım edebilir misiniz lütfen. Özellikle bu resim aktarma olayını çözemedim. Gece 11 den sonra niye gitmiyor ben Adanada oturuyorum Antakya gösteriyor. Bir sorum daha var video göndermek istediğimde bloggereyüklemek yerine ki çok uzun sürüyor direkt olarak youtube dan veya başka bir video sitesinden video yüklemek istediğimde ne yapmam gerekiyo onuda çözemedim. yani arkadaşlar bu sorularıma cevap verebilecek cesur bir arkadaşamız olursa çok sevinirim. İki gündür hiçbirşey yazamıyorum bunlarla uğraşmaktan. Yardımlarınızı bekliyorum...

01 Nisan 2009

Yalan


Gitmek istiyorum hiç bilmediğim uzak diyarlara,

Göçmen kuşları gibi sonsuzlukta yol almak.

Herşeyden, herkesten uzaklaşmak istiyorum,

Dönüşü olmayan mavi bir yolculuğu çıkmak...

Esen rüzgar alıp götürsün beni diyorum.

Hırçın dalgaların arasından kaybolmak istiyorum.

Göz yaşları yağmasın artık yağmur gibi gözlerime,

Yalnızlık, uçup gitsin karanlık gölgeleri de alıp yanına.

Çaresizliğimi kapatsınlar, zindanların en karanlığına.

Ümitsizliğime kelepçeler vursunlar,

Demir kapılar kapatsınlar hüzünlerimin üzerine.

Hiç karanlık olmasın istiyorum, yıldızlar parlasın gözlerimde.

Ruhum arınsın özlemlerden ,hasretlerden, kederlerden

Her gün bir can daha vermeyeyim, her gidenin ardından.

Bir parçamıda alıp gitmesin bensiz kalmış hayallerim.

Kabus gibi çökmesin üzerime sessiz çığlıklarım.

Ömrüm güz gibi geçip gitmesin ,baharı getirsin bana kuşlar,

Ağaçlar selam versin bana, çiçekler gülümsesin.

Yıllar hesap verin bana, saçlarıma ak düşürdünüz bilmemki ne zaman

Halim yok anlatmaya , yarım kalmış okuduğum roman,

Yine karma karışığım sanki kayboldum haykırışlarda,

Neyim kalmışki iki dörtlük şiir den başka, oda yalan.

YAzan:leydilelif
(resim alıntıdır)

Umudun Işığı



Aslında hangi kelimeyle başlayacağımı çok düşündüm. Konu yaşamak zorunda olduğumuz sorunlar, çektiğimiz acılar olunca kelimeler benim için daha bir anlam kazandılar. Evet yaşamımızın nerdeyse tamamını kaplayan, belkide bizi yaşamaya zorlayan sıkıntılarımız problemlerimiz, bazen içinden çıkamayacağımızı sandığımız anlar. Şöyle bir düşündüğümüzde ne kadar çok çalmışlar ömrümüzden. Sanki o an bizi bizden alıp götürmüşler, hiç bilmediğimiz tanımadığımz karanlık gölgelerin yaşadığı bir dünyaya. Bazen gözyaşlarımız eşlik etmiş bize, bazen pervasızca haykırdığımız çığlıklarımız. Farkına varmadan kırmışız en sevdiklerimizi. Yenik düşmüşüz kimi zaman, yorulmuşuz durmadan bu karanlık günlerle savaşmaktan, kabuğumuza çeklimşiz. Bir dost etli aramışız bizi çekip çıkaracak belkide; doya doya ağlamak istediğimiz başımızı yaslayabeliciğimiz bir omuz yetermiş üzüntümüzü kederemizi unutmaya. Hep yalnızlığımıza anlatmışız düş kırıklıklarımızı ,uçup giden hayallerimizi. Uykusuz gecelerimiz olmuş, güneşin doğuşunu beklemişiz. Ama geçip giden her sıkıntı aslında bizi biraz daha cesaretlendirmiş, hayata daha bir hırsla tutunmaya çalışmışız. İçinden çıkmaya çalıştığımız yüreğimizde iz bırakan her umutsuzluk, zorluklara karşı nasıl ayakta durcağımızı öğretmiş bize. Hani derler ya hayat okulu diye, işte o okulun en zor dersidir, ne sorun olursa olsun ne kadar karanlık olursa olsun önümüz, yılmadan hep ayakta durarak güneşin yüzümüzü aydınlatmasını beklemek. Aslında hayatın ta kendisidir mücadele etmek , en zor anımızda ümidimizi kaybetmeden dimdik ayakta durabilmek.
Bizi bekleyen zor günler olsada , asla geçmeyeceğini zannettiğimiz sıkıntılar gelsede başımıza, gecenin en karanlığında kalsak da unutmayalım ki bir kaç dakika sonra güneş doğacak aydınlanacak her yer. Ne yapacağını, ne edeceğini düşünmekten yorgun düşen gözlerimiz gülümseyecek. Yaşadığmız her acı olay, güzel günlerin kıymetini daha bir öğretecek bize. Kısacık ömrümüzün her anının ne kadar değerli olduğunu gösterecek, alnımızın akıyla çıktığmız her sınav. Yüreğiniz de her zaman bir umut ışığına yer olsun ,olsunki en karanlık zamanınızda ayakta tutabilsin sizi, aydınlık günlerinizin habercisi olsun. Ne olursa olsun yaşamak bu hayatı ,bir çiçeciği alıp koklamak ,gülümsemek belkide içten ,her şeye değer.
Bende size her zaman umutlu ,hüzünlerden uzak,,aydınlık bir ömür diliyorum dostlarım...

Yazan:leydielif
(resim alıntıdır)