
Güneş usul usul aydınlatmaya başlamıştı, odasındaki çiçekleri. Yorgun gözlerini hiç açmak istemesede, güneş sanki onada günaydın kalk artık sabah oldu der gibiydi.Yavaş yavaş doğrulurken yatağından, gözlerini elleriyle ovuşturdu sanki daha uyuyordu. Derin bir nefes aldıktan sonra, sanki hepsi tel tel olmuş saçlarını toplamak için tokasını aradı gözleri. Akşam yatarken açık unuttuğu bilgisayarı takıldı gözlerine. Sonra güldü kendi kendine yine açık unutmuşum dedi. Üzerindeki ağırlığı yavaş yavaş atarken üstüne birşeyler giymeye çalışıyordu. Öyle çok fazla özen göstermezdi üstüne başına. Tabiri caizse paspalın biriydi. Annesi güzel bir kahvaltı sofrası hazırlamıştı kendine. Kızarmış ekmeğin kokusu öyle güzel geliyorduki, yüzünde her zamanki gülümseme hızlı adımlarla gelmişti masanın başına. Anne diye seslendi mutfakta birşeylerle uğraşan annesine. Annesi elinde çay fincanları masaya doğru geliyordu, yılların verdiği yorgunluğun ve çektiği acıların çizgileri hep bir iz bırakmıştı yüzünde. Annesi olmadan asla yemek yemez, her zaman onun yemeğin başına gelmesini beklerdi. Babasını çok küçük yaşta kaybettiği için, anne kız hayatlarında yalnız kalmışlar, birbirlerinden güç alarak ayakta durabilmişlerdi. Üniversiteyi en iyi derecede bitirmiş iyide bir işe girmişti. Evin bütün sorumluluğu genç yaşında kendinin omuzlarına yüklenmişti. Öyle umut dolu öyle sevecen bir kızdıki. İş çevresindede, aile çevresindede çok sevilen , yüzündeki gülümsemeyle tanınan bir kızdı. Arkadaşları onunla vakit geçirmeyi çok severler, sohbetine doyamazlardı. Yaşına göre oldukça olgun , her türlü probleme kesin bir çözüm bulan bir mantığa sahipti.
Hayat ona karşı bazen savaş açsada o asla umutsuzluğa düşmez , içinde bulunduğu sıkıntılı halinden tebessümle çıkmayı başarırdı.
Sabah erkenden kalkmış, İşe gitmek için acele bir şekilde kahvaltısını yapıyordu. Annesi dur yapma desede o eline ne gelirse ağzına götürmüş, en sonunda sıcak çayıda içince ağzını yakıvermişti. Annesi bir tarftan kendine gülüyor bir taraftan da işe götürceği evraklarını düzenliyordu. Annesine sıkı bir şekilde sarıldıktan sonra her zamank igibi seni çok seviyorum canım annem deyip, koşar adımlarla çıkmıştı evden. Öyle dalgın bir şekilde yürüyorduki ne karşıdan hızlı bir şekilde gelen arabayı görüyor nede kendine korkulu gözlerle bakan insanları görüyordu. Acı bir fren sesinden sonra bir çığlık duyuldu. Öyle derinden gelen bir ahdıki bu, sanki evde annesi duymuş gibi, kalbine hiç anlamadığı bir sancı girivermişti. İnsanlar etrafına toplanmış, kimisi durun kıpırdatmayın derken, kimisi hemen hasteneye götürelim diyordu. Kendi ise ne olduğunun farkına hala varamamış , yerden kalkmak istesede vücudu taş kesilmiş gibi hareket edemiyor , nefes almakta zorlanıyordu. Bu sırada çağırılan ambulans gelmiş , sağlık görevlileri hemen müdahale etmişlerdi. Kendisi ise o sırada bilincini tamemin kaybetmiş, dadikalar sonra gözlerini hastane odasında açabilmişti. Annesi baş ucunda oturuyordu gözleri nemliydi. Ellerini sıkıca tutarak beni çok korkuttun canım dedi gözlerinden yaşlar akarken. Bir anda annesinin bu haline kendide dayanamamış, yaşlar gözlerine hücum etmişti hiç durmadan akıyordu gözlerinden.
Gülümsedi ve annem beni seni hiç yalnız bırakır mıyım dedi. O sırada doktorlar girmişti içeriye. Ellerinde bir kaç tane kağıt oraya bakıp birşeyler söylüyorlardı birbirlerine. Sonra ; en kısa zamanda ameliyat olması gerektiğini , yoksa bir daha ayağa kalkamayacağını söyleyivermişlerdi.
O an odanın bütün duvarladı üstüne yıkılmış gibi hissetti kendini. Sanki nefes alamıyor, Bir daha yürüyemeyeceğinemi üzülsün yoksa o an annesini mi teselli etsin bilememişti. Gözleri boşlukta donup kalmıştı öylece. Annesi sım sıkı sarıldı bedeni ağlamaktan sarsılırken. Ben sana güveniyorum diyordu. Bunuda başaracaksın , hayata asla yenilmeyeceksin diyordu haykırırcasına. Ameliyat saati geldiğinde içinde hiç anlamadığı bir korku, yüzünde umutsuzluğun verdiği bir hüzün vardı. Aklına getirmek istemesede, ya yürüyümüzsem sorusu gözlerinin önünden hiç gitmiyordu. Ameliyata girmişti artık. Saatler geçmek bilmiyor bir kaç saat geçmesine rağmen hiç kimse birşey söylemiyordu. Annesi dışarda dualar ederek kendinin çıkmasını beklerken, ağlamamak için kendini zor tutuyordu. En sonunda çıkmıştı doktor ameliyathaneden. Yüzünde bir anlam veremediği bir ifade bekliyordu nefes almadan, kızınız yürüyecek demesini bekliyordu. Doktor bir bir anlatmaya başlamış biz elimizden geleni yaptık uyandıktan sonra göreceğiz diyordu. Yine cevaplarını bilmediği belkide cevaplamak istemidiği soruların arasında kaybolmuştu. Bir kaç dakika sonra kendini odasına çıkarmışlar, ancak akşama uyanabileceğini söylemişlerdi. Akşam olmuş gözlerini yavaş yavaş açmaya başlamıştı. Anne diyebilmişti , yorgundu susamıştı. Annesi hemen bir bardak suyla gelmişti başucuna. Suyu içirdikten sonra nasılsın kızım dedi sessizce. Bitmek bilmeyen ağrıların içinde iyiyim diyebilmişti annesine gülümserken. Günler yavaş yavaş geçiyor anne kızın ümidi yavaş yavaş tükenmeye başlıyordu. Hiç bir ilerleme yoktu . Ayaklarını hiç hissetmiyor doktorlar ise , bunun tamamen kendi azmiyle başarabileceğini söylüyorlardı. Küsmüştü sanki dünyaya. O gülen yüzü gülmüyor hatta hiç konuşmuyordu. Çok sevdiği arkadaşlarını bile görmek istemiyordu. Kabul etmişti artık. Yürüyemeyeceğim diyordu kendi kendine. Güneşin battığı gündüzün yerini geceye bıraktığı bir akşam odasına küçük bir kız çocuğu girmişti hiç tanımadığı. Kafası bandajlarla sarılı elinde küçük bir bebek, geçmiş olsun abla demişti yüzünde gülümsmeyle. İçinden; geçmeyecek desede , teşekkür ederim diyebilmişti istemeyerek. Kız çocğu gözlerine bakarak ben öleceğim biliyormusun dedi sanki daha önce ölümle tanışmış gibiydi. Ne diyeceğini ne söyleyeceğini bilememişti. Ölüm diyordu varmıydı daha ötesi.Küçük kız çocuğu devam etti. Ama ben hiç korkmuyorum , abla sende korkma olur mu dedi. Öleceğini bilen ve hala yüzünden o küçük tebessümü gitmeyen küçük kız sanki bir umut ışığı gibi doğmuştu odasına. Sonra bir den kayboluvermişti. Küçük kız gitmişti ama , yüreğinde hiç bilmediği ümidin yıldızları parlamaya başlamıştı bir bir. Küçücük bir kız ölümden korkmuyorsa kendisi bu halinden nasıl umudunu kesmişti. Kendi kendine içten içe kızmış, asla pes etmeyeceksin , korkmayacaksın yılmayacaksın ve eninde sonunda yürüyeceksin deyip, yatakta yavaş yavaş doğrulmaya başlamıştı. Sanki birden ayaklarını hissetmeye başlamış, gözlerinden mutlulğun , ümidin göz yaşları dökülüyordu. Biliyordu , yürüyecekti, eskisi gibi umut dolu sevgi dolu günlerine geri dönecekti. Hayat taşlı dikenli bir bahçede hayat sunsada, o içindeki ümidin çiçekleriyle bu solgun bahçeyi yeşertecek, sonbahara dönmüş ömrünü hiç bitmeyen bir yaz güneşinde geçirecekti...
Yazan:leydielif
resim alıntıdır
5 yorum:
Duygu yüklü bir yazı,dilerim ki herkesin hayatta bir umudu olsun.Yaşamak için,ayakta durabilek için gerekiyor...Küçük bir çocuk neler değiştirmiş..çok güzel yazmışsın.eline ve emeğine sağlık..
artık hüzün dolu bulutları dağıt ne olur.
ben yazılarını okumayı çok seviyorum,ama ağlamaklı oluyorum her seferinde.
hem ümitvar olmak lazım,gecenin en karanlık anı güneşin doğmasına en yakın anıdır.
nezamandir okuyamiyorum senin eserlerini cnm bos bir animda hepsini tek tek okuyacagim
oooooooof of diyom başkada bişi demiyom
yok sen illa ağlatcan beni yaaaa!!
Çok duygulandırdın beni elif çok güzel bir paylaşım evet umutlar olmazsa hayatında bir öenmi kalmaz bence
Yorum Gönder