31 Mart 2009

SEN ' deyim


Gölgen aydınlatır olmuş karanlık gecelerimi
Kokun bir tül gibi sarmış yaralı bedenimi
Zaman durmuş sanki bu koca şehir suskun
Yine geçmiş gözlerimden bir veda treni

Hasretin kapısını kapattım artık
Özlem duvarlarını bir bir yıktım
Yağmurlar beni bende bırakın artık
Gecenin içinde kaybolmuş bakışlarım

Durgun bir deniz gibiyim nöbetlerdeyim
Beni benden alıp gittin artık SEN'deyim
Sessiz çığlıklarım yankılanırken sokaklarda
Bomboş kalmış ellerim terkedilmiş şehir gibiyim

Kulaklarımda son kelimen, bana son bakışın
Göz yaşı ektin gönlüme bu sana son aldanışım
Bir tek SEN vardın, birde ben şu dünyada
Sen unutsanda, benim asla unutamayacağım aşkımsın

Yazan:leydielif
(resim alıntıdır)

30 Mart 2009

Tek Kişilik Aşk


Aynaya bakarken yine hayallere dalmış, telefonun sesiyle kendine gelmişti.En yakın arkadaşıydı arayan. Her zaman buluştukları yere çağırıyordu, çok özledim seni diyordu. Çok sevinmişti,evde oturmaktan sıkılmıştı artık. Güzelce giyindi, yüzüne birşeyler sürüştürüp çıktı evden, ben çok güzelim edasıyla...Arkadaşı her zaman oturdukyarı masaya oturmuş, yanında genç bir adam kendini bekliyorlardı. Büyük bir merak uyanmıştı içinde, kimdi bu genç adam ve arkadaşı neden ondan hiç bahsetmemişti. Gülümseyerek geldi yanlarına merhaba dedi kibar bir sesle.Arkadaşı hemen genç adamı tanıştırdı hiç olmadığı kadar mutlu bir ifadeyle. Yeni tanıştığı ve daha kendine söyleyemediği erkek arkadışıydı. Elini uzatırken gözleri genç adamın gözlerine takılı kalmıştı sanki. Yüzünde anlamadığı bir şaşkınlık ifadesi beynine birden bire hücum eden sorular, kalmıştı öylece. Biraz sohbet ettikten sonra; kendisi sohbet boyunca hiç konuşmamış olsada oturdukları mekandan kalkmaya karar verdiler. Genç adam sordu nereye gitmek istediklerini, yüzündeki anlamlı bir gülümsemeyle. Arkadaşı kendinin cevabını beklemeden sinemaya gitmek istediklerini söylemişti bile. Hiç anlamadığı daha önce hiç hissetmediği duyguların içinde kaybolmuştu sanki. Hiç cevap veremeden kabul etmişti arkadaşının teklifini gözleriyle. Hava kararmaya başlamış sinemada son sahneler gösteriliyordu artık. Bir kaç dakika sonra çıkmışlardı sinema salonundan.Arkadaşı ve sevgilisi beraber geçirdikleri güzel gün için kendine teşekkür ederken bir dahaki buluşmaları için söz almışlardı kendinden.Onlardan ayrılmış hızlı adımlarla evinin yolunu tutmuştu karmakarışık düşüncelerin arasında kaybolurken. Niye böyleydi ,ne olmuştu kendine, neden genç adamın gözleri hiç gitmiyordu aklından. Merdivenleri soluksuz çıkmış bir hışımla girmişti odasına. Hiç bir şey düşünemiyordu sanki, tarifi olmayan duyguların içinde kaybolmuştu. Uykusuz bir gecenin ilk dakikalarında dalıp gitmişti yine gözleri çok uzaklara. Gece boyu düşünmüştü neydi kendini bu hale getiren. Olabilir miydi? En yakın arkadaşının sevdiği adama aşık olmuş olabilir miydi. Mantığı asla olmaz desede kalbi sevdanın ateşiyle yanmaya başlamıştı bile. Ne yapacaktı , en yakın arkadaşının yüzüne nasıl bakacaktı düşündü düşündü...
İçinden genç adamı bir daha ne zaman göreceğini düşürken arada bir kendi kendine kızıyor bunu asla yapamazsın diyordu içindeki öfkesini bastırmak ister gibi.Beynindeki bu çığlıkları bastırmaya çalışırken güneş ışıkları aydınlatmaya başlamıştı odasını. Gözleri uykusuzluktan isyan etsede, bir türlü kapanmıyor, sadece genç adamı düşünüyordu. Sabah olmuş okul vakti gelmişti. Annesi kapıdan kendine sesleniyor arkadışının kapıda kendini beklediğini söylüyordu. Nefesi kesilmişti sanki,içindeki suçluluk duygusu sarmıştı bütün bedenini. Hemen kalktı yatağından. Giyindi eline ne geçerse, hiç bir şeyin farkında değildi ne giydiğinin nede eline aldığı kitapların, hala etkisindeydi uykusuz kaldığı gecenin. Sonra kendisini bekleyen arkadaşına doğru ilerlemeye başladı ayakları hiç gitmek istemesede. Derinden bir nefes aldı önce. Yüzünde yalancı bir gülümseme merhaba dedi arkadaşına. Beraber yürümeye başlamışlar okula doğru giderken kendi sessizce arkadaşını dinliyordu. Arkadaşı ise hiç bir şeyden habersiz, erkek arkadaşıyla okul çıkışı buluşacağını anlatıyordu. Bir an duraksadı bir şeyler söyleyecekti. Sustu sonra bende gelebir miyim diyebildi sessizce. Arkadaşı tabi gelebilirsin dedi, elini omzuna atarken. Okula gelmişler, ders saatini beklemeye başlamışlardı. Sonra ayrıldılar okul çıkışı buluşmak üzere.Tek düşündüğü şey genç adamı bir daha görebilmekti. Hiç bir derse girmemiş sattalerce buluşacakları yerde genç adamı beklemişti. İçindeki heyecanı bastırmaya çalışsada engel olamıyordu kalp atışlarının hızlanmasına. Sonra birden sesle irkildi. Arkasının döndüğünde genç adam tam karşısında duruyordu yine gülümsüyordu kendine. Zaman sanki durmuştu o an. Duyduğu tek şey, birazdan duracakmış gibi atan kalbinin sesiydi. Söylemek istediği kelimeler bir bir boğazında düğümlenmiş,sanki ruhu bedeninden ayrılmıştı. Zorda olsa merhaba diyebildi kısık bir sesle. Beraber arkadışını beklemeye başlamışlardı. Genç adamla geçirdiği her an bir ömre değerdi onun için. Arkadaşı yanlarına doğru gülümseyerek gelirken, yine suçluluk duygusuna kapılmış,sanki bütün bedeni içindekileri haykıracakmış gibi için için yanmaya başlamıştı. Yapamazdı,en yakın arkadaşına ihanetlerin en büyüğünü hediye edemezdi. Hemen oradan ayrılmalı, içine düştüğü bu amansız dertten kurtarmalıydı kendini. Bir şeyler bahane ederek hızla uzaklaştı yanlarından. Bir daha asla genç adamı görmeyecek,arkadaşının mutluluğu için , görüşmeyecekti bir daha onunlada. Yaşlar hiç durmadan inerken gözlerinden, sevdanın yağmurları ıslatmıştı yaralı yüreğini. Aşkı bulamadan kaybetmiş, sevdası artık içinde yaşadığı bir efsaneye dönüşmüştü onun için. Bir garip yoldaydı artık, hiç bilmediği düşlere doğru sessiz adımlarla yol alıyordu....
Yazan:leydielif
(resim alıntıdır)

Çok Uzaklarda



Ben miyim her şeyin suçlusu bilmiyorum...

Anlaşılamamak mı en kötü olan,

Yoksa anlamak istemeyen insanların arasında yaşamak mı?

Sorup duruyorum sessizce beni dinleyen taş duvarlara.

Her an ne kadar değersiz olduğunu düşünmekmi...

Yüzümden hiç gitmeyen hüznün sebebi.

Yüreğimde hissetiğim bu acının sebebi ne...

Gözlerim niçin hep boşluklarda dalıp gidiyor..

Yalnızlık şuan karşımda sanki bana gülümsüyor.

Eskimiş bir eşya gibi atılmış bir kenera benden kalanlar.

Yok olmak istiyor kırgın yüreğim nedense bu aralar.

Karanlığım biliyorum, aydınlığa çok uzaktayım.

Bir ben mi varım, bu dünyada sanki tek başınayım.

Yürğimde çukurlar açtım, gömdüm bütün düşlerimi,

Dipsiz bir kuyuya hapsetmişler, gri renkli hayallerimi.

Bensiz kalmış ruhum, kaybolmuş taş kalplerin arasında,

Sönmüş gözlerimdeki yıldızlar, güneşimse çok uzaklarda...

Yazan:leydielif
(resim alıntıdır)

Kahve Molası


Öyle yorgunum ki arkadaşlar ( her zamanki ev temizliği yüzünden)şöyle güzel bir kahve molası vermek istiyorum. O kahve kokusu bile yorgunluğumu almaya yetiyor sanki. Ama yalnız içmek istemedim sizleride davet etmek istiyorum. Diyeceksiniz şimdi sanal kahvemi olur diye valla artık blogda kahve keyfi böyle oluyor. Ama inanın sanki sizlerin sıcaklığını, o içten samimi gülüşünüzü görür gibi hissediyorum. Bu düşünce bile beni mutlu etmeye yetiyor. İnsanın çevresinde böyle anlarında kahve içeceği kimse olmayınca böyle kendine bir yoldaş arıyor dostlarım. Sizlerde benim en yakın dostlarım olduğunuza göre hadi bakalım şöyle güzel bir kahve molası verelim. Unutalım dertleri sıkıntıları . Şöyle bir tarafa bırakın memleket meselelerini. Elinizde bir fincan kahve, en güzel hayallerinize dalın yüzünüzde küçük bir tebessüm, dağıtsın içinidizdeki tüm karanlıkları. Umutlarınızın sizi terk etmesine izin vermeyin. Ne olursa olsun ümitle bakın hayata kahvenizi yudumlarken. Evet dostlarım ben şimdi kahvemi içmeye gidiyorum sizlerede bir yudum kahve tadında sıcacık sohbetler diliyorum. Yeni sohbetlerde görüşmek dileğiyle sevgiyle kalın....

29 Mart 2009

Buda noktalı MİM


Değerli arkadaşımız Gürkankalkanblog notkalı mim göndermiş bana kensine saygılarımı gönderiyorum.Ne cevap vermişim bakalım ;
1. Çocukken ne kaçırdğımın farkında değildim onun için çok şey kaçırdım.
2. Çocukken parkta oynamaktan yoksundum.
3. Çocukken kimsenin beni ciddiye almaması yüzünden yaralanmış olabilirim.
4. Çocukken öğretmen olmayı hayal ederdim.
5. Çocukken kocaman bir bebeğimin olmasınI çok isterdim.
6. Evimizde asla yeterli odamız olmadı.
7. Çocukken daha fazla ilgiye ve sevgiye ihtiyaç duyardım.
8. Bir daha asla babaannemi göremeyeceğim için üzgünüm.
9. Yıllar boyunca insanların beni neden anlayamadığını merak ettim.
10.Eski güzel günlerimi ağlayarak geçirdiğim için o günleri kaybımdan dolayı hep kendimi suçladım.

(resim alıntıdır)

28 Mart 2009

Pembe Ayakkabılar


Soğuktan üşümüş ellerini ısıtmak için ceplerine sokmuş,omzuna ağır gelen çantasını zorda olsa taşımaya çalışıyordu. Yine erkenden kalkıp düşümüştü yollara, okula gitmek için.Küçük bedeni nasılda sarsılıyordu buz igibi esen rüzgara karşı koymaya çalışırken. Hafi hafif çiseleyen yağmur yüzüne damlıyor, kitapları ıslanmasın diye çantasını montunun altına saklıyordu.
Çamurlu yolları olan,yağmur yağdığında devamlı çatısı akan bir evde oturuyordu. Annesi ona hem analık hem babalık yapmak zoruna kalmıştı genç yaşında. Babasını bir iş kazasında kaybetmiş, hayatın çekilmeyen acılaryla çok küçük yaşta tanışmıştı. Öyle çok severdi ki annesini; bir dediğini iki etmez onu üzmemek ne bir şeker nede küçük bir oyuncak bebek isteyebilirdi. Biliyordu annesinin ne zorluklarla para kazandığını. Kendisini okutmak için hiç durmadan çabaladığını. Kendiside annesinin bu emeklerini boşa çıkarmamak için derslerine çok çalışır, boş zamanı olduğunda annesine yardım ederdi. Annesi gece gündüz demez bir kaç kuruş daha kazanabilmek icin çalışır dururdu.Boncuklardan kolyeler,tokalar,bilezikler yapar sonrada pazarda satardı.
Okulun kapısına gelmişti ama öyle çok üşümüştüki, küçük burnu kırpkırmızı olmuştu. Koştu sınıfa doğru ısınmak için nefes nefese kalarak.Arkadaşları bir köşeye toplanmış heyecanla bir şeyler anlatıyorlar dikkatle birşyere bakıyorlardı. Merak etti birden , arkadaşlarına yöneldi ne olduğunu görmek için.Arkadaşı yeni bir ayakkabı almış diğer arkadaşlarına onu gösteriyordu yüzünde kocaman bir gülümsemeyle.Ne kadar güzeldi pembe ayakkabıları . Üzerinde gözünü alan simleri yıldız bir tokası vardı hayran kalmıştı ayakkabıya.Birden geri çekildi kendi ayakkabıları gelince aklına.Uçları yırtılmış heryeri çamur içinde kalmış ayakkabılarını saklamak istedi yüzünde kırgın bir ifadeyle.Utandı ,söyleyemedi hiç birşey, ağlamaklı bir ifade vardı yüzünde. Çocuk yüreği bir yandan benimde olsa annem bana da alsa diye düşünürken diğer taraftan kendine kızıyordu.Annem parayı ne kadar zor kazanıyor benim şimdi ayakkabı istemeye hakkım var mı diye içten içe sorularla kendini yatıştırmaya çalışıyordu.
Akşam olmuş dersler bitmiş yine evin yoluna düşme vakti gelmişti. Uzaktan baktı pembe ayakkabılara derinden bir iç çekerek. Eve geldiğinde annesinin henüz eve gelmediğini anlayınca hemen üzerine değiştirdi ortalığı toparladı. Sonra bir güzel annesinin en çok sevidği yemeği, salatayı yapmaya karar verdi. Çok güzel yapıyordu, annesinden öğrenmişti. Sonra küçük elleriyle itinayla yaptı salatayı. Sofrayıda hazırladıktan sonra pencerenin önüne oturmuş annesini beklemeye başladı.Aklında yine pembe ayakkabılar vardı. Geliyordu annesi eve doğru ellerinde poşetler yüzünde her zaman olmayan anlamlı bir gülümsemeyle. Çok sevindi içten içe annesini öyle görünce kapıya fırladı annesini karşılamak için. Kapıyı açar açmaz hemen hoşgeldin annecim deyip sarıldı boynuna. Anneside canım kızım deyip sarıldı sımsıkı. Bütün yorgunlğunu unutuvermişti bir anda. Sonra içeri geçtiler beraber. Annesi elindeki torbalardan bir tanesini göstererek sana bir sürprizim var dedi gülümseyerek. Minik yüreği heyecandan pır pır çarpmaya başlamıştı. Çok severdi annesinin küçük sürprizlerini.
Annesi uzun zamandır bir ayakkabıya ihtiyacı olduğunu biliyor, kızına yeni ayakkabı alabilmek için kuruş kuruş bara biriktiriyordu ve o akşam yaptığı tüm kollyeleri bilezekleri satmış ayakkabı alacak kadar parası olmuştu. Hemen bir mağazaya gitmiş içlerinden en güzelini almıştı kızına.
Büyük bir sevinçle açtı torbayı ve inanamadı gördüğüne. Sevinçten ne söyleyeceğini bilemedi göz yaşları inci gibi inerken gözlerinden.O çok istediği pembe ayakkabılar karşısında duruyordu. Koşarak gitti annesinin yanına, sarıldı yine hiç bırakmayacakmış gibi, elleriyle göz yaşlarını silerken. Anneside göz yaşlarına engel olamamış, kızını böyle mutlu görünce, oda ağlayama başlamıştı.
Hayat onlara ne zorluklar çıkarırsa çıkarsın, yüreklerindeki sevgi onları her zaman ayakta tutacak, çocuksu bir dileğin gerçek olmasını engelleyemeyecekti.Pembe ayakkabılarını baş ucuna koydu o akşam, onlara bakarak uykuya daldı. Çocuk yüreğinde sevinç, gözlerinde pırıl pırıl parlayan yıldızlar vardı o akşam. Annesiyle beraber geçireceği umut dolu sevgi dolu bir ömür onu bekliyordu....

Yazan:leydielif
(resim alıntıdır)

Bir mim daha :)


Sevgili HAkan-can "Maddeler halinde kendinizi kendi cümlelerinizle tanımlayacaksınız..." mimiyle mimlemiş beni kendisine teşekkür ediyorum Bakalım ben nasıl biriymişim;
1-Çok sakin sesseziz bir çocukluk geçirdim. Hiç öyle yaramazlıklarım, başıma gelen ilginç bir olay olmadı.
2-Okul delisi bir öğrenciydim tatilleri hiç sevmezdim. Öğretmenlere karşı ayrı bir sevgim vardı. Hep öğretmen olmak istemişimdir.
3-Üniversite okumak için çok çabaladım hatta iki yıllık bir bölüm dahi kazandım ama gitmek kısmet olmadı.
4- Evlendikten sonra hayatım çok değişti. Farkıl bir şehir farkı insanlar öyle çok şey öğrendim ki burada. Kime güvenileceğini insanların çıkarları için herşeyi yapabileceğini ve beni mutsuz eden insanlardan uzak durmayı öğrendim.
5- Ve hayatıma Kaan Erdem girdiğinde yepyeni bir hayat başladı benim için. Artık yaşamımın tek gayesi onu nasıl daha şartlarda büyüteceğim. Nasıl bir gelecek hazırlayacağım onun için. Başka hiç bir düşüncem yok.
6-İnşallah olursa bir gün çalışmaya başlayacağım . Öğrendiğim en önemli şeylerden biride ne olursa olsun(çok şükür eşimle böyle bir problemim yok hiç bir zaman eksiklik hissetirmedi) ekonomik özgürlüğü olmalı insanın.
7-En kötü zamanlarda bile şükretmeyi, sağlığımızdan daha önemil hiç birşeyin olmadığını, insanı hayata bağlayan en kuvvetli duygunun sevgi olduğunu biliyorum artık.

Özetle, ben böyel biriyim sevgili dostlar. Sizede mutlu sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum....

27 Mart 2009

Boşa Geçen Zaman


Zaman bizim için en değerli hazine aslında. Boşa geçirmeye gereksiz işler yapmaya hiç hakkımız var mı. Bir an sonra ne olacağını bilmeden yaşıyoruz. Ölüm hangi durakta bekliyor bizi ne zaman karşımıza çıkacak haberimiz yok. Nerde ne zaman ne şekilde bir son bizi bekliyor hiç düşünüyor muyuz. Bırakmışız kendimiz dünyanın sorunlarına, üzüntülerine bir koşturmacanın içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Öyle hızlı ve habersizce geçiyorki zaman. Hayaller ,düşler bize yetiyor arada bir düşünüp sıkıntılardan kurtulmaya çalışıyoruz. Sonra yine aynı işler aynı insanlar üzüntüler sıkıntılar bitmek bilmeyen memleket meseleleri. Takılmışız bir rüzgarın peşine nereye isterse oraya sürüklüyor sanki bizi. Halbuki şöyle bir düşünsek ne yapıyorum ben diye. Geçen zaman benim ömrümden çalınan ve asla geri gelmeyecek en değerli hazinem değil mi. Bir daha yaşayabilecek miyim geçen anı. Hayır. Artık bıraksak bu karmakarışık düşüncelerle vardan yoktan sebeplerle kendimizi üzmeyi. İçinde bulunduğumuz şartların bize sunulmuş özelliklerin farkına varsak. Bir çiçeğin kokusunu aldığımızda bir kuşun sesini duyduğumuzda şükür gelse aklımıza. Bir çocuğun gülümsemesi bizide mutlu etse ve geçen ömrümüzü artık boşa geçirmesek ne iyi olurdu. Bekliyoruz bir umutla geçecek bu sıkıntılar elbet bitecek diyoruz . Evet geçip gidecek belki çiçekli yollara dönecek bizimde hayatımız ama görebilecek miyiz acaba. Biz beklerken en güzel anları birden yolun sonu görünmeyecek mi. İŞte bunun için içimizdeki karanlıkları aydınlatmalıyız bir an önce. Sıkıntıları üzüntüleri bizi mutsuz eden ne varsa uzaklaştırmalıyız kendimizden. Küçükde olsa bir umutla yaşamalıyız hergün sabaha uyanırken. Bardağın yarısının boş olduğunu söylemek yerine yarısı dolu demeliyiz yüzümüzde bir gülümsemeyle birlikte. Üzüntülerden sıkıntılardan uzak,sağlıklı, huzurlu ve umutlu zamanlar diliyorum sevgili dostlarım...

Yazan.leydielif
(resim alıntıdır)

Kırgınım Sana


Kırgınım sana, yine yalnızım,
Döktün içindeki zehri ansızın.
Sevgi mi bu yoksa bir ceza mı,
Ümitlerimi ,düşlerimi sen çaldın.

Gülüşlerim yalan olmuş, gözlerim nemli,
Rüyalarım,hayallerim senden vazgeçemedi.
Bir damla yaş gibi süzülürken yüzümden,
Bu gönül senden başkasını sevebilir mi...

Aşkların en güzelisin benim için,
Seni senden bile çok sevmişim.
Kırdığın bu kalp senin için atıyor,
Hiç sensiz kalabilir mi yüreğim...


Yazan:leydielif
(resim alıntıdır)

26 Mart 2009

Kırmızı Karanfiller


Sağnak halinde yağan yağmurda ıslanmamak için elindeki şemsiyeyi tutmaya çalışıyor ,bir elinde çanta, diğer elinde hediye paketleri, şemsiyeyi tutmasına izin vermiyordu. Nihayet gelmişti evinin kapısına. Biraz ıslanmış olsada, hediyelerin ıslanmadığını görünce pek bir mutlu hissetmişti kendini. Hemen içeri girmiş elindekileri güzelce yerleştirmişti. Çok sevdiği ablasına sürpriz yapacak, onu ne kadar çok sevidğini bir kez daha göstereceketi.Uzun zamandır almak istedği kolyeyi ablasına almış, o benden daha çok hak ediyor deyip hediye etmeye karar vermişti ablasının doğum gününde. Ne çok severdi ablasını. Dert arkadaşı sırdaşı ve çoğu zamanda kaybettiği annesiydi onun için.Ne zorluklar içinde büyütmüştü kendisini.Babalarını çok küçük yaşta kaybetmişlerdi.Annesi kızlarıyla hayata tutunmaya çalışıyordu.Nerden bilicekti ansızın kendilerini bırakıp gideceğini.Hiç ummadıkları bir anda kaybetmişlerdi annelerini. Dermansız bir hastalık alıvermişti ellerinden bir daha dönmemek üzere annelerini.Bir tek ablası kalmıştı hayatta tutunabildiği. İki kardeş tüm olumsuzluklara rağmen hayata göğüs germişler ve birbirlerinden güç alarak bütün zorlukları yenmişlerdi.Ablası, küçük bir dükkan açmış, bıkmadan usunmadan, el emeği göznuru işleriyle kardeşini büyütmüştü kendi hayatını feda ederek.Tek umuduydu küçük kardeşi. O herşeyin en iyisine en güzeline layıktı. Okumalıydı, hayata karşı her zaman ayakta durmalıydı. Gece gündüz demeden çalışmış, kendisini okutmuş ve iyi bir meslek sahibi olmasını sağlamıştı. Asla hissettirmemeşti anne ve babasının yokluğunu.Ablasına olan bağlılı öyle derinlerdeydiki hep onu nasıl mutlu ederim diye düşüncelere dalardı. Öyle çok seviyorduki ablasını nefesti onun için canından öteydi.
O gün yapacağı herşeyi planlamıştı daha önceden. Ablasının eve gelmeyeceği bir gün, işten erken çıkmış, hediyeler almış, o çok sevdiği pastayıda unutmamıştı. Evi bir güzel süslemiş her yere kırmızı karanfiller koymuştu. Ablası çok severdi kırmızı karanfilleri.Hediyeleri masanın üzerine güzelce dizmiş, pastayıda uygun bir yere yerleştirmişti. Ne kadar çok sevinecekti ablası . Bunları düşündükçe daha bir keyifleniyor, bir an önce akşam olmasını istiyordu. Yorulmuş olacak ki koltuğa uzanıvermişti. Çok uzaklardan gelen bir ses duyuyordu, yardım et diye. Ablasının sesiydi bu. Her yeri arıyor, abla diye çağırıyor, ama bir türlü bulamıyordu ablasını. Tek duyduğu şey ne olur bana yardım et sesiydi. Ter içinde uyanıvermişti abla diyerek. Rüya olduğunu anladığında derinden bir oh çekmişti.
Sonra telefonun sesiyle irkildi.Rüyanın etkisinde kalmış olacak ki açamadı bir an telefonu. Yavaş adımlarla gitti telefonu açmaya.İstemesede açtı telefonu, içinde tarif edemediği bir korkuyla. Hiç bir şey söyleyemiyor, nefes dahi alamıyordu sanki.Ablası aniden rahatsızlanmış ve hastaneye kaldırılmıştı. Yaşlar gözünden durmaksızın akarken, koşarak çıktı evden. Hastaneye varmıştı ama, sanki ruhu terketmişti bedenini. Gözleri sadece ablasını arıyordu.Ablasının yanında çalışan kızı görünce koşar adımlarla gitti yanına. Boğazına düğümlenen kelimeleri zorda olsa söylemiş, ablasına ne olduğunu sorabilmişti. Kız, neler olduğunu bir bir anlatmış, sanki o an bütün dünya başına yıkılmıştı. Ablası uzun zamadır hastaydı ve üzülmemesi için kendisine söyleyememişti.Böbrekleri artık çalışmıyor acil olarak nakil yapılması gerekiyordu. Hemen doktorların yanına koşmuş, böbreğini ablasına vereceğini söylemişti. Doktorlardan bu naklin kesinlikle gizli kalmasını gerektiğini, ablasının bunu duyduğunda çok üzüleceğini ve kaldıramayacağını söylemişti. Doktorlarda bunu kabul etmiş hemen gerekli testleri yapmaya başlamışlardı.Bir kaç saat sonra testlerin uyumlu çıktığı ve naklin hemen yapılabileceği haberini almıştı. Canından çok sevdiği ablasının ölmesine izin vermeyecekti.
Akşam olmuş hava kararmıştı. Amaliyat çok başarılı geçmiş, ablasıda kendide çok iyiydi. Uyanır uyanmaz ablam nasıl demiş, iyi olduğunu öğrenice mutluluk gözyaşlari inivermişti gözlerinden. Ablası uyanmadan hemen üsütünü başını giymiş, solgun yüzünü biraz canladırmaya çalışmıştı. Ablası uyanır uyanmaz kız kardeşini sormuştu doktorlara. Onlarda kendinin uyanmasını beklediğini, birazdan yanına geleceğini söylemişlerdi. Birkaç dakika sonra gelmişti ablasının odasına. Kalbi sevinçten deli gibi çarpıyor, ablam diye hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Sarıldı sonra sımsıkı hiç bırakmamacasına.Ablasının gözlerinden inen yaşları elleriyle silerken, yüzünde nemli bir tebessüm, ablacım kırmızı karanfiller seni bekliyorlar dedi.Sonra yine sarıldılar gözyaşları birbirine karıştı sanki.Birlikte geçirecekleri günler onları bekliyordu.
İki kardeş hayatın bu oyununa yenilmemişler, birbirlerinden aldıkları güçle ayakta kalmışlardı. Kırmızı karanfillerle dolu bir ev, mutluluklarla geçirecekleri yıllar artık çok yakındı...

Yazan:leydielif
(Resim alıntıdır)

Can Kırıkları


Zaman su gibi akıp giderken,

Sorgusuz, sualsiz,

Terketmiş beni umutlar seviçler

Ruhsuz kalmış bedenim herşeyden habersiz

Yüreğimin kıyısına vurmuş,

Demir atmış çok derinlere,

Hiç gitmeyen hüznün gemisi.

Elimde kırık bir çerçeve,

Gözlerimde sonbahar.

Bir bir yapraklarım dökülmüş,

Her gidenin ardından.

Küllerim savrulmuş sanki,

Bu koca şehrin üstüne.

Yollar suskun,ağaçlar üzgün.

Bulutlar bile dargın sanki,

Yağmurlar bana küskün.

Bir yalnızlık şarkısı var dilimde,

Durmadan söylediğim.

Topladım hatıraları bir bir,

Düşlerimi sakladım.

Kimsesiz sokaklardayım,

Yüreğimde can kırıkları.

Gidiyorum çok uzaklara,

Hiç bilmediğim yollardayım.

Yazan:leydielif
(Resim alıntıdır)

25 Mart 2009

Yaz Yağmuru


Bir yaz yağmuru gibi yağdın yüreğime,
Rüzgarlarda fısıldadın aşkı gönlüme.
Mevsimlerin en güzeliydin benim için,
Hiç gelmeyen baharı getirdin ömrüme.

Yıldız oldun gözlerimde parladın,
Beste oldun kulaklarımda çınladın.
Küçük bir tebüssümdün yüzümde ,
Elimde resmin, dudaklarımda hep adın.

Zamansızdı gidişin, sensizim şimdi,
Kadehlerde arar oldum hayalini.
Nerdesin şimdi, hangi yabancı yerdesin.
Bir bir kaybettim düşlerimi, hayallerimi.

Yazan:leydielif
(resim alıntıdır)

24 Mart 2009

Hangi insan bunu yapabilir ki?

Yorum sizin dostlar. Videoyu izleyince sanki nefes alamadım bir an nasıl bir dünyada yaşıyoruz nasıl bir düzen bu anlayamadım ben...


Kaynak:İnternethaber.com

Yaşanmamış Düşler


Gece yarısı olmuş, elinde bitirmek için soluksuz okuduğu romanı, uykuya dalmıştı. Rüyalar görmüştü içinde pembe çiçeklerin olduğu. Yine hayellerinin arasında kaybolmuştu. Sabah olmuş güneş kendini odadan içeriye bırakıvermişti .Gözlerini ovuşturarak uyanmaya çalışsada, bedeni yataktan kalkmayı reddediyor, ayağa kalkacak kuvveti kendinde bir türlü bulamıyordu. Zorda olsa kalkmıştı yataktan. Aklında akşam yarım kalan romanı,elinde bakmaya çalıştığı saat ve bir türlü kaç olduğunu anlamayamadığı zaman. Kendine geldiğinde yine işe geç kaldığını anlamıştı her zamaki gibi. Koştura koştura arabasına binmeye çalışırken çantasını yere düşürmüş, içindeki herşey yerlere saçılmıştı. İşe geç kaldığına mı üzülsün yoksa kendine küfürlermi savursun bilememişti ne yapacağını. İçinden sabır dileyerek hemen topladı çantasından düşenleri. İş yerine nasıl geldi onu dahi anlamadan hemen masasına geçip başlamıştı çalışmaya. Yalnız bir hayattı onun yaşadığı. Bazen durgun denizler gibi sessiz sakin geçerdi günleri. Kendini hiç bırakmayan hayallerinin peşine düşer onlar nereye götürürse oraya giderdi habersizce geçen zamana inat. Bazense fırtınalar kopardı içinde. Herşeyden vazgeçer hatta hayatından bile. Sonrada esme yine deli deli deyip kendini sakinleştirirdi. Çevresinde çoktu arkadaş diye geçinen.Yüzen gülüp arkasından en olmadık şeyleri söyleyen. İçindekileri anlatacağı, dertlerini paylaşacağı biri olmamıştı yada istememiş miydi acaba.
İşlerden çok sıkılmış olaca ki, kalktı masasından pencereye doğru yürümeye başladı. İçeride olan hava sanki boğuyordu onu. Duvarlar yine üstüne üstüne gelmeye başlamış, beynine bir kurşun gibi saplanan insan sesleri, onu dışarı çıkmaya zorlamıştı. Bahçeye koşar adımlarla çıkmış, gökyüzünü gördüğünde derin bir nefes almıştı . Bu iş hiç kendine göre değildi. Bir ağacın gölgesinde oturmuş, sonsuzluğa dalıp giden gözleriyle öylece kalmıştı oturduğu yerde. Yaşanmamış düşleri vardı hiç aklından çıkmayan. Yaşayamadığı sevdası hep yüreğindeydi. Vuslat ne zamandı kavuşabilecek miydi o peşinden koştuğu hayallerine. Karanlık gecelerini yıldızlar aydınlatacak mıydı bir gün.İçinden çıkamayacağı düşüncelere dalmış, bir boşluğun içinde kaybolup gitmişti sanki. Güneş yavaş yavaş batarken, içindeki korkular gün yüzüne çıkmaya başlıyor, sanki kendine esir ediyordu.
Hayata bir sıfır yenik başlamış, ailesini kötü bir kazada kaybetmişti. Kaybettiği sadece ailesi değildi. Geleceği, umutları, düşleri onlarda bir bir uçup gitmişti kendinden. Hep bir mücadeleyle, hayata karşı verdiği savaşla geçmişti ömrü. Bu sıradanlığa, her geçen anın kendinden çalınmasına izin vermeyecekti artık.Kafasında bir şimşek çakmış; artık kimsenin hayatıma karışmasına izin vermeyeceğim deyip hızla çalıştığı odaya çıkmıştı. Patronun karşısına geçmiş, her zaman yapmak istedeği ama bir türlü yapamadığı şeyi yapmış, artık bu iğrenç işyerinde çalışmak istemiyorum demişti yüzünde kocaman bir gülümsemeyle. Vermişti artık kararını. Bu güne kadar biriktirdiği paraları artık değerlendirme zamanı gelmişti. Yüreği onu nereye götürürse oraya gidecekti. Her zaman rüyalarında yaşadığı, uyanınca son bulan düşler olmayacaktı artık. Yaşanmamış düşleri, bir türlü gerçek olmayan hayalleri olmayacaktı . Ertelemeyecekti yapmak istedği şeyleri. Yarım bırakmayacaktı artık hayatını. Hemen eve gelmiş bir yandan sevinç çığlıkları atarken, bir yandan bavulunu hazırlamaya başlamıştı. O çok istedği yolculuğa çıkacak, sonrada içindeki ses nereye isterse oraya gidecekti hiç bir şeyi umursamadan hiç bir şey düşünmeden. Geçip giden hayata dur deme vakti geçmemişti hala. Elinde bavulu evin kapısına geldi ve gökyüzüne bakarak hayat ben geliyorum diye bağırdı. Sanki herkes duysun istiyordu.
Hiç bilmediği bir yolculuk onu bekliyordu; nereye gidecekti, kendiside bilmiyordu......

Bir Mim daha..



Evet sevgili dostlar yeni bir mimle karşınızdayım. Sevgili aysed arkadaşımğz beni sizi en çok etkileyen kitap mimiyle mimlemiş. Kendisine sevgilerimi gönderiyorum. Benim en çok etkilendiğim kitap Ayşe Kulin'in ADI AYLİN romanıdır. Aynı romanı iki kez okudum. Gerçek bir hayat hikayesi.Tam anlamıyla muhteşem bir roman. Hiç bir zaman unutamayacağım ve tüm arkadaşlarıma tavsiye ettiğim bir roman.Bir türk kızının hayat hikayesini anlatıyor.Öyle ilginç bir hayat hikayesi varki kitabı okudukça hayran kalıyorsunuz bir an önce sonu gelsin istiyorsunuz.Üniversiteye hazırlanmak için bir sene boyunca evimize yakın olan halk kütüphanseni gitmiştim. Orada öyle çok roman okuma fırsatım olmuştuki. Ama hiç unutamadığım roman bu. Bazen diyorum filmini yapsalar çok muhteşem olurdu.
PEki siz hangi kitabtan etkilendiniz;

hakan-can
caprice diyari
pammuk

23 Mart 2009

Son Bakışın


Yalnızım şimdi, sensiz akşamlardayım.

Zamansız gidişin içimde bir kor,

Bir volkan gibi, için için yanmaktayım.

Ellerimde eski mektuplar,

Hatıralar sarmış dört bir yanımı.

Sensizliği anlatır olmuşum.

Bana bakan suskun duvarlara.

Hayalin karşımda sanki,

Kokun hala odamda.

Unutamadığım bir sen, var hala.

Gözlerimde son gülüşün,

O son bakışın varya....

Sessizliği dinliyorum, sensizliği belkide,

Kim olduğumu bile unutuyorum.

Çaresizliğin içinde kaybolurken.

Topladım bir bir, ne varsa senden kalan,

Kuruttuğum gülleri savurdum,

Beni sensiz bırakan yollara.

Ağladım, haykırdım sensizliğe,

Bırak beni bırak artık,

Öylece kalayım,

O son gülüşünle...

Yazan:leydielif
(resim alıntıdır)

22 Mart 2009

Yine Bir MİM


Evet dostlar yeni bir mimle daha mimlenmiş olmaktan gurur duyuyorum. Sevgili caprice diyari beni ölmeden önce yapmak istediğin 10 şey mimiyle mimlemiş. Kendisine çok teşekkür ediyorum sevgilerimi gönderiyorum.Aslında bayağı düşünmem gerekti bu konuda. Niye derseniz benim öyle çok yapmak istedğim şey varki hangisini ilk ona yazmam gerekiyo karar vermem biraz zor oldu. İşte yapamazsam gözümün açık gideceği şeyler;

1-Mısır piramitlerini görmek istiyorum
2-Kabeyi ziyaret etmek istiyorum
3-Bir gün en çok satan roman yazarı olmak istiyorum
4-Hayalimdeki mesleği yapabilmek(hayalimdeki meslek ressamlık arkadaşlar benim resmede birazcık kabiliyetim var kursa dahi gitmiştim ama oda çoğu şey gibi yarım kaldı)
5-Eşimle beraber uzun bir tatile çıkmak(mümkünse Avusturya taraflarına gitmek istiyorum )
6-Dünya turuna çıkmak istiyorum
7-Şiir kitabı çıkarmak istiyorum
8-İki katlı müstakil bir evimin olmasını ve bahçesinde mangal yapmayı istiyorum :)
9-Eski arkadaşlarımla bir araya gelmek hepsine ayrı ayrı hesap sormak istiyorum(beni niye unuttunuz bakim)
10-Çok ilginç rüyalar görüyorum . Ve biraz acayip gelsede bu rüyalardan film senaryosu yazmayı düşünüyorum o derece yani. Hatta gerilim filmi senaryosu. Bu rüyaları nasıl görüyürum bende çözemedim :)

SEN




Yıldızlar gibiydin,
Aydınlatırdın karanlık gecelerimi.
Sıcacık bir dost eliydin,
Isıtırdın biçare yürğimi.

Şiir gibiydin,
Okudukça içime işleyen.
Tebessümdün yüzümde,
Ağlayan gözlerimi güldüren.

Sevda gibiydin,
Her an kalbimde büyüyen.
Hüzünlerin en güzeliydin,
Beni benden alıp götüren.

Zaman gibiydin,
Habersizce geçip giden.
Sanki aldığım nefes SEN' din,
Beni hayata döndüren.


Yazan:leydielif
(resim alıntıdır)

Yine Aranızdayım


Blog dostlarıma hediye :)


Sevgili blog dostları memlekete gitmeden önce yazdığım veda yazısına verdiğiniz cevaplar için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum . O güzel dilekleriniz sayesinde çok güzel bir üç gün geçirdim.Sizlere de sanal da olsa Maraş dondurması getirdim :) .Umarım beğenirsiniz. Memleketin havası bile yetiyor insanı mutlu etmeye. Doğduğum yerin, nereye gidersem gideyim benim için ayrı bir yeri, ayrı bir değeri var . Daha şehre girer girmez sanki otobüsün içindeki hava bile değişiyor. Şehir sanki bana hoşgeldin diyor . Sanki o benden daha çok seviniyor beni gördüğüne.Gördüğüm tüm insanlar tanıdık geliyor nedense. Bütün ailemin orada olması benim için ayrı bir sevinç kaynağı. Özlenmek çok güzel bir duygu, daha bir kıymetli hissediyor insan kendini ama devamlı bu özlem içinde yaşamak, en muhtac olduğun zamanlarda onların yanında olmaması insanı gerçekten çok üzen bir durum. Ama inşallah bende çok yakın bir zamanda memlekete sevdiklerimin yanına taşınıyorum. Şu an onun telaşı içindeyim.Yeni bir yaşam,yeni bir ev ve inşallah isteğim gibi bir iş beni bekliyor olacak. Şimdilik bunların hayalleriyle idare ediyorum. İnşallah gerçek olduklarında sizlerle de paylaşmak istiyorum. Hayallerin gerçeğe dönüştüğü umutların peşimizden koştuğu mutlu ve huzurlu günlerde görüşmek dileğiyle sevgiler....

18 Mart 2009

Memlekete gidiyorum

Kahramanmaraş'ın kalesinden bir görünüm

Bir kaç iş dolayısıyla memlekete gidiyorum sevgili blog dostları. Hem özlem gidermiş olacağım hemde işlerimi halledeceğim. Tabi bu gezmeye en çok Kaan Erdem sevindi. Anneanneye babaaneye kavuşucak. Bütün gün hadi gidelim anne deyip durdu. Döndüğümde çok daha güzel yazılar ve şiirler yazacağıma inanıyorum. İnşallah bir sorun olmazsa pazartesi günü geri döneceğim. Bu arada birde düğün var onuda çıkaracağım aradan. Burada tek başına otur otur çok sıkılmıştım zaten. Banada iyi gelecek umarım bu düğün. İşte böyle dostlarım. Gelince görüşmek üzere tüm blog dostlarına ayrı ayrı sevgilerimi gönderiyorum....

Git


Sus artık, söyleme yalan sözlerini

Sus ki seni hep sevgiyle ansın yüreğim

Git arkana bakmadan ,

Gözyaşlarımı silmeden git

Sensizde yaşarım, senli sevdamı.

Ne hatıraların kalmış bende,

Ne verdiğin sözler.

Buğulu bir cama yazılmış sanki,

Tek tek silinmiş gözlerimden.

Sonlarım olmuşsun her zaman,

Yarım kalışlarım...

Eskittim hayatımda ne varsa.

Kurudu içimdeki bütün çiçekler.

Bir bir gömdüm düşlerimi,

Yüreğime açtığın mezarlara.

Bomboş kalmış ellerim.

İsyanım kimsesiz sokaklarda yankılanmış.

Vazgeçmişim herşeyden.

Kendimi bile unutmuşum,

Gerçek sandığım yalanların içinde.

Mevsimlerden güz, günlerden ayrılık

Hiç bitmeyen yollar gibi geçiyor ömrüm.

Git arkana bakmadan,

Ne varsa senin olan alda git.

Git artık ne olur, canımı acıtmadan.

Yazan:leydielif

17 Mart 2009

Kırmızı Balık

(Kaan Erdem Namı diğer kırmızı balık :) )
Kırmızı balık


Şimdi nerden çıktı kimdir bu kırmızı balık diye düşünenleriniz olacaktır elbet. Tahmin edebiliyorum. Sevgili dostlarım oğlum Kaan Erdem kreşe başladı başlayalı ağzından düşürmediği bir şarkı bu. Sözlerini tam bilmediği için kendi uyduruyo . Şarkının tamamı şu ' Kırmızı balık kaç kaç'. Bırakırsanız akşama kadar sizinle beraber bağıra çağıra bu şarkıyı söyleyebilir. Bende ne yapayım çaresiz ona eşlik ediyorum. Bazen oğlumu, kırmızı balık nerdesin diye çağırıyorum. O derece yani. Kırmızı balık geldi. Kımzı balık kaçtı. Hiç bir şey söylemiyor başka. Belki sizde bana eşlik edersiniz diye düşündüm ne dersiniz .. Hadi bakalım hep beraber Kırmızı balık kaç kaç ....

Paraşüt Mim'i


Sevgili Bekriya arkadaşımız paraşüt mimiyle mimlemiş içimed biraz korku olsada çok sevindim kendisine çok teşekkür ediyorum. Şimdi gelelim sorulara:

1- Paraşütle atlamaya karar verdiniz ve ilk atlayışınızı yapmaya hazırlanıyorsunuz. Yerde sıranızı beklerken yukardan atlayanları seyrediyordunuz... Aklınızdan neler geçiyor?

Bu kararı nasıl vermişim onu çözemedim henüz.Atlayanları seyrederken sanırım tek düşündümğüm şey benim ne işim var burada vazgeçtim evet vazgeçtim demek olurdu.

2- Sıranız geldi ve uçak üç bin metreye yükselirken siz de kendinizi hazırlıyorsunuz. Arkanıza hiç bakmadan önünüzde açılan kapıya geliyor ve kendinizi aşağıya bırakıyorsunuz. Aşağıya atlarken ne diye bağırıyorsunuz?

Tamam buraya kadarımış arkadaşlar hocam hakkınızı helal edin öbür tarafta görüşürüz ben vazgeçtiiiiim diye bağırarak atlardım herhalde.

3- Güvenli bir biçimde yere indiniz. Paraşütünüzü toplarken bir eğitmen size doğru geliyor ve bir şeyler söylüyor. Eğitmen ne söylüyor.


Yere indiğim anda kendimi kaybedeceğim için ambulans çağırın bayıldı diye etrafa bağırırdı herhalde.

İnanın bu mimi yazarken bile öyle heyecan duydumki .Siz bırakın paraşütle atlamayı, ben de çok kötü yükseklik korkusu vardır zaten, aşağıya bile bakamam atlamayı hayal dahi edemiyorum...Kalpten giderim mazallah :)
Siz ne yapardınız peki;

Opal
bulutun gözyaşları
bir beyaz mendil
hayat

16 Mart 2009

Sensizim


Unutulmuş şarkılarda andım seni.
Kırılmış kadehlerin arasında aradım.
Bir damla yaş oldun gözlerimde ,
Dört duvar arasındayım, sensizim, yalnızım

Gülüşünü sakladım yüreğime,
En güzel hediyeydi senin sevdan bana.
Şimdi hem deliyi hem de divane.
Göklerde yankılanan bu ahlar hep sana.

Geçer mi bir ömür sensiz hiç bilmiyorum.
Gölgemden bile kaçar oldum ,vurgunlardayım.
Bir gün gelir miyim aklına diye hayal ediyorum,
Küle dönmüş yüreğime, artık kilit vuracağım.

Yazan:leydielif

Sevmek Zamanı


Yine akşam olmuş, mesai saati bitmiş, evine gitme zamanı gelmişti. Evde bekleyen olmayınca, gitmek de gelmiyordu içinden. Biraz daha oyalandı masasının başında. Belkide hiç gitmek istemediği, yalnızlığın kendisini beklediği ev(i) çok uzak geliyordu.Dışarı çıktığında derinden bir nefes aldı, içindeki tüm kirlerden arınmak istermiş gibiydi. Buruşmuş elbiseleri, dağılmış saçları birde uykuya hasret gözleri vardı.Elleri cebinde, sisli bir sonbahar akşamı içini tireten havaya rağmen üşümüyormuş gibi yaparak eve gidiyordu yavaş adımlarla. Başını yere eğmiş sanki bir şeyler arıyordu. Belki kaybettiği hayalleriydi yada beynini hiç bırakmayan düşünceler yine ağır gelmişti . Evinin kapasına gelmişti sonunda. Uzun uzun baktı karanlık pencerelerine. Ne zaman aydınlanacaktı,ne zaman hayalindeki yuvaya dönüşecekti bu ıssız ve karanlık pencereler. Ümitsiz düşüncelerin içinde kaybolup gitmişti yine. Kapının önüne oturmuş karanlığın şehri nasıl kapladığını izliyordu. Yalnızlıkda her gün bu saatlerde onun hayatını kaplıyordu aynı karanlığın gündüzü kapladığı gibi. Yorulmuş bedeni bile artık dayanamıyordu, günden güne artan çaresizligine. Yanından geçen insanların seslerini dinliyor, artık yalnızlığın sesini duymak istemiyorum diyordu kendi kendine. Yavaş yavaş merdivenleri çıkıyor, bir taraftanda anahtarlarını bulmaya çalışıyordu. Bütün ceplerine bakmasına rağmen yoktu anahtarları. İçinden kendine küfürler savuruyor ,kapıyı zorla açmaya çalışıyordu. Çıkan sesleri duyan alt komşusu ki iki yıldır komşu olmalarına rağmen birbirlerini ilk defa göreceklerdi, yukarı çıktı sessiz adımlarla. Paspal giyimli bir adam, kapıyı zorla açmaya çalışıyordu. İçini bir korku kaplamış eve girmeye çalışan adamı hırsız zannetmişti. Cesaretini toplayıp bağırdı sanki apatmanda herkesin duymasın ister gibi ne yapıyorsunuz orada...
Zaten kendine öfkeli adam kapıyı açamadığı için daha bir öfkelenmiş birden arkasında duyduğu bu sesle irkilmişti. Aniden dönüverdi kim diye. Karşısında korkudan gözleri kocaman olmuş, simsiyah saçları yüzüne dökülmüş ,üzerinde yatak pijamaları olan genç bir kız duruyordu.O anda ne diyeceğini bilememiş , genç kızın kendini hırsız zannetiğin anlayınca ben burada oturuyorum diyebilmişti . Artık kim olduklarını öğrenmişlerdi. Genç adam utangaç bir halde anahtarlarını iş yerinde unuttğunu, dışarıda kaldığını anlatmıştı genç kıza. Oda yüzünde bir tebessüm, kendisini daha önce hiç görmediğini ,o yüzden bağırdığın söylemiş birde özür dilemişti. Sonra kapıyı açmak için bir kaç anahtar getirmişti genç kız. Belki açar bunlar demişti. Bütün anahtarları denemişler en son anahtarda lütfen artık bu açsın diye içlerinden dualar etmişlerdi. Sonunda açılmıştı kapı. Uzun zamadır hiç olmadığı kadar mutluydu genç adam. Anahtarları genç kıza geri vermiş nasıl teşekkür edeceğini bilememişti. Sonra iyi akşamlar deyip ayrıldılar kapıdan. Evine girebilmişti nihayet. İçindeki mutlulukda neyin nesiydi. Kendine geldiğinde nasıl bir hayatım var benim, iki yıldır aynı binada yaşadığım komşumu ilk defa görüyorum dedi, kendine yine öfkelenmişti. Her şeyden hatta hayattan bile bihaberdi çünkü. Işıkları açtı bir bir. Evin içi aydınlanınca sanki kendi iç dünyasıda aydınlanıyor, karanlık gölgelerden kurtuluyordu.
Uykusuz geçireceği bir gece daha başlamıştı . Elinde eskilerden kalma bir radyo, her zaman dinlediği aynı kanal ve işte yalnızlığa dair şarkılar, sanki tüm evi kaplayıvermişti yine. Ama o gece farklıydı sanki. Gözlerinde genç kızın gülümsemesi, kulaklarında insana rahatlık veren o ince sesi vardı. Sadece onu düşündü bütün gece. Sabah erkenden kalkmış belki yine görürüm diye umutlanmıştı. Ne oluyordu kendine bir türlü anlam veremiyordu. Bu haller çok uzaktı ona.
Karşılaştılar merdivenleri inerken . Genç kız tekrar özür dilemiş, çok kortuğu için böyle bir şey yaptığın söylemişti. Genç kız iki yıldır üniversiteye gidiyor ve ailesinden uzakta tek başına oturuyordu . İşyerine geldiğinde herşey farklıydı onun için artık. Sanki gözlerindeki siyah gözlükleri çıkarmış, güneşin aydınlattığı bir dünyaya bakıyordu artık. İlk görüşte aşık olmuştu aklından hiç çıkaramadığı genç kıza. İçindeki mutluluk öylesine büyüktü ki, arkadaşlarını selamladı bir bir. Tanıdığı tanımadığı herkese merhaba dedi. Akşam olduğunde işyerinden hemen çıkmış, koşar adımlarla evinin yolunu tutmuştu yine. Genç kızı görecekti belki. Evin önüne geldiğinde ışıklarının yanmadığını görünce daha bir sevinmişti, eve gelmemişti henüz . Bekledi kapının önünde dakikalarca. Umudunu kaybettiği anda iyi akşamlar diyen ince bir sesle irkildi. Genç kız tam karşısında gülümüsyerek kendine bakıyordu. Sanki heyecandan dili tutulmuş, söylemek istediği kelimeler bir bir boğazına düğümlenmişti....Günler öyle hızlı geçmiştiki. Her gün beraber çıkıyorlardı evlerinden. Genç kız okula gidiyor ,genç adamsa içinde büyüttğü aşkıyla, hayat daha bir sıkı sarılmış bir şekilde işine gidiyordu. Bir akşam yine işten dönmüş kapıda genç kızı bekliyordu. Söyleyecekti artık bütün duygularını. Ne cevap verecekti, oda sevecek miydi kendisini. Cevaplayamadığı sorular, kalp atışlarını iyice hızlandırmış, artık nefes alamaz olmuştu. Gelmişti genç kız, yine yüzünde bir tebessüm karşısında duruyordu. Uzun uzun baktıktan sonra gözlerine, Seni Seviyorum dedi. Genç kız öylesine mutlu olmuştu ki. Onun söylemek isteyipde söylemeyediğini, ilk gördüğü andan beri sevdiği adam söyleyivermişti. İçindeki heyecana daha fazla dayanamayarak, bende Seni Seviyorum dedi ve sarıldı sıkıca . O anda zaman durmuştu sanki.Öyleki bu hiç geçmesini istemedikleri an, iki genç aşığın beraber geçirecekleri bir ömrün ilk dakikalarıydı. Ve zaman sevmek zamanıydı, aşkın zamanıydı artık. Yalnızlığın sesi susmuştu adeta, bir daha hiç seslenmemek üzere...

Yazan:leydielif

15 Mart 2009

Geçiyor Zaman


Bir sevdadır yaşamak kimi zaman,

Kimi zaman bir ayrılık acısı.

Herşeyi öğretmiş bize ama,

Bir parçamızı da alıp gitmiş.

Karaya vurmuş gemiler gibi,

Yosun tutmuş yüreğimiz.

Sığmayız hiç bir yere ,

Bazen fırtına gibi eseriz.

Yağmurlara anlatırız dertlerimizi,

Bulutlarla konuşuruz.

Bu kalabalık dünyada,

Çoğu zaman yalnızız.

İçimizde büyüttüğümüz,

Umutlardır bizi yaşatan.

Göz yaşlarımız en yakın dostumuz.

Hayellerimiz vardır bizi hiç bırakmayan.

Aşkı sevdayı düşlerde yaşarız.

Üç günlük ömrümüz var,

Hepimiz yolcuyuz.

Bize hiç sormadan,

Nasılda geçiyor zaman.


Yazan:leydielif

Mutluluk Mim'i


Hakan-can arkadaşımız yeni bir mimle mimlemiş beni. Benu mutlu eden şeylerin neler olduğunu yazmamı istemiş. Çok sevindim böyle bir mimle mimlendiğime bakalım beni neler mutlu ediyormuş;
-Beni en çok mutlu eden şey yeni bir şiir yazmak.
-oğlumun hasta olmadığı her an mutluyum.
-Basküle çıktığımde verdiğim her gram beni çok mutlu ediyor:)
-Yaz mevsimini çok seviyorum güneşi görmek kimi mutlu etmezki
-Fotoğraf çekmek benim için ayrı bir sevinç
-Annemin sesini duymak beni her zaman mutlu eder.
-Yeni bir korku filmi seyretmek ayrı bir sevinç kaynağı benim için( Biraz acayip oldu tabi benim gibi şiir yazan biri nasıl korku filmi izler demeyin çünkü nerdeyse sadece korku filmi izliyorum bende anlamıyorumki kendimi)
-Sürprizler ve hediye almakda çok mutlu eder beni
-Bolg dostlarımın benim için yazdıkları yorumlarını okumak benim için çok büyük mutluluk(ayrıca mim yazmakda mutlu ediyor beni)
Aslında beni mutlu etmek çok kolay üzmek de öyle eğer hepsini yazmaya kalkarsam ki öyle bir şey yapmayacağım biraz uzun sürecek sanırım ..Şimdilik bu kadar ayrıca başka bir konuda ayrıntılı yazarım inşallah .Aslında Hakan-can öyle güzel bir zamanda mimlemişki bende tam mutluluk üzerine şiir yazmıştım. Aslında beni nelerin mutlu ettiğini orada çok daha detaylı anlattım. Tüm bolg dostlarıma sevgilerimi gönderiyorum.
Peki sizi neler mutlu ediyor söyleyin bakalım:
Opal'in renkleri(Opalcim)
Yeniden doğmak(Sevgili AşkınAy)

Öykü
Annelerle hayata dair(flame)

14 Mart 2009

Bir Yudum Mutluluk


Kimi zaman bir yağmur damlasıdır,

Kimi zaman inci gibi düşen bir göz yaşı.

Esen yelin sesindedir, kulağımıza fısıldar gelişini

Bazen aşktır, bazen vuslat, ne tarifsiz bir duygudur

Yüreğimizdeki bir yudum mutluluk.

Bir sel gibi götürür yürgindeki hüznü, kederi

Yaz yağmurları alır kış mevsimlerinin yerini

Bir dostun gülümsemesidir ,bir yıdızın parlaması,

Bir kuşun ötüşünde saklıdır belki ,

Yeni açmış bir gülün kokusundadır.

Bir çift güzel sözdür, ağlayan yüzleri güldüren,

Bir şarkının sözleridir bizi alıp götüren.

Eski güzel günleri hatırlamaktır,

Demli bir çaydır,denize karşı içilen.

Derin bir nefestir bizi kendimize getiren.

Görmektir ,duymaktır,dokunmaktır mutluluk,

Dalıp dalıp gitmektir ,çok uzaklara.

Kitap okumaktır kimileri için kokusu bile yeter,

Okuyunca bir bir onları, insanı sanki sarhoş eder.

Çok kolaydır aslında mutlu olmak ,

Öyle çok uzaklarda aramamak gerekir.

Bir ağacın gölgesinde oturmak yeter,

Bir çocuğun gülümsemesidir belki,

Her an içimizdedir aslında hep bizimledir.

Bir yudum mutluluktur, hayatın ta kendisi.


Yazan:leydielif

Senli Günlere Hasretim




Serin bir bahar akşamı, yine sen geldin aklıma,

O simsiyah gözlerinde kaybolduğum anlar.

Hiç bitmeyecekti, hani sensiz bırakmayacaktın,

Hasretinin üzerine birde, gözyaşlarımı çaldın.

Senli günlerin hasretindeyim uzun zamandır.

Resmin başucumda, gözlerim takılı kalmış gülüşüne,

O çok sevdiğim kokun hala odamın içinde.

Anılarla yaşıyorum sen gittin gideli,

Bom boş bir dünyada kalmışım sanki.

Gülmüyorum artık, belkide gülemiyorum,

Bir veba gibi yüreğimde acısı ayrılığın.

Küstüğüm sen misin yoksa hayatın kendisimi,

Onu bile bilmiyorum, sensizim işte var mı ötesi...

Bir nefestin sanki, ölümle yaşam arasındaki o ince çizgiydin.

Canımı da aldın gittin bilmediğim uzaklara.

Şimdi bir ben var karışmda, kim olduğunu bilmediğim.

Yabancıyım hayallerime, düşlerime, hatıralarıma,

Böyleyim işte bu aralar, ışığı sönmüş yıldızlar gibiyim.

Senli günlerdeyim yine, bitmeyen hüzünlerdeyim.

Yazan:leydielif

13 Mart 2009

Opalcimin MİMİ


Sevgili Opal daha öncede yazdığım bir konuda beni mimlemiş ama ben onun için tekrar yazmaya karar verdim. 1983 K.maraş doğumluyum. Lise bittikten sonra çok istememe ve çalışmama rağmen üniversiteye gidemedim. Hala içimde bir uhde asla pes etmedim okuycağım bir gün üniversiteyi.Sonra hayat arkadaşımla tanışıp evlendim. Maraştan ayrıldıktan sonra Adana ya yerleştik iş dolayısıyla. 6yıldır burada oturuyorum. Bu arada küçük oğluşum KAan Erdem hayatımın neredeyse tamamını kaplıyo. 4 yaşında ve maşallah çok hareketli bir çocuk.
Her zaman yüzünde bir tebesssüm içinde hiç eksik olmayan hayaller ve birde şiirlerim işte bunlardan ibaretim. Yine şiir gibi oldu. Sonra burada hikaye yazmayada başladım. Bakalım daha neler getirecek hayat bize bekliyorum..
Opalime tekrar teşekkür ediyorum beni tanımak isteiği için. Bende onu tanıdığım için çok mutluyum sevgilerimi gönderiyorum ...

Denize Gömülen Hatıralar


Elinde kovası, çok sevdiği balık avından dönüyordu hava kararırken.Akşamdan tüm hazırlığını yapar,ağlarını bir bir kontrol eder, oltasın durumunu gözden geçirirdi. Sonrada her sabah erkenden kalkar, küçük motoruna atladığı gibi, sonsuz maviliklerde kaybolurdu. Balık avlamak onun için sanki hayatın bir parçasıydı. Deniz kenarında küçük bir kulübede yaşıyordu tek başına. Hayat ona öyle acımasız oyunlar oynamıştı ki, o eski günlerinden sonra tek başına bu kulübede yaşamaya başlamış, arayanı soranı kalmamıştı. Ailesiyle, arkadaşlarıyla öyle güzel günler geçirmişti ki. Hiç aklına gelir miydi bir gün bu hale düşeceği. Onun hayatı, çok sevdiği eşiyle başlamıştı. Komşularının kızydı eşi. Onu uzaktan uzağa çok sevmiş sonundada kavuşmuştu ona. İki güzel evlat vermişti kendisine hayat arkadaşı. Bir kız, bir erkek. Öyle çok seviyorduki onları. Çocuklarına öylesine düşkün bir babaydı ki. Hiç bir dediklerini iki etmez, ne isterlerse yapmaya çalışırdı. Hali vakti yerindeydi. Çok geniş bir çevresi vardı işi dolayısıyla. Her ortamda çok sevilen, toplantıların şeref konuğu, çok iyi bir patrondu. İşyerindeki çalışanlarına her zaman çok iyi davranır, onlarada çok güvenirdi. Öylece geçip gidiyordu, güzen günler. Ama hayatı boyunca unutamayacağı günler onu bekliyordu. Önce işleri ters gitmeye başlamıştı.Çok güvendiği arkadaşları bir bir sırtından vuruyor, sonrada yüzüstü bırakıp gidiyorlardı. En sonunda içine düştüğü kötü oyunun farkına varsada, iş işten geçmiş nerdeyse herşeyini kaybetmişti. Bu kaybedişler, evdede huzursuzluğa ,bitmek bilmeyen kavgalara sebep olmaya başlamıştı. Gözünden sakındığı çocukları bile ona sırtını dönmüş, kendine destek olması gereken eşi bile eğer işlerini yoluna koymazsa, evi terk edeceğini söylemişti. Artık en uyku uyuyabiliyor ,nede ne yapacağını kestirebiliyordu. En zoru neydi diye düşündü kendi kendine. İşlerinin kötü gitmesimi, yoksa ailesinin kendisene sırtını dönmesimi karar veremedi bir türlü. Bir şeyler yapmalıydı, ne olursa olsun hayatını düzene koymalıydı tekrar. Çok riskli bir işe girecek ya tamamen kaybedecek yada eksi güzel günlerine geri dönecekti. Evde oturmuş kara kara düşünürken telefon çaldı. Heyecanla kendisi açtı. Sadece dinliyor hiç bir şey söyleyemiyordu. Olmamıştı. Bu işide kaybetmiş, hiç bir şeyi kalmamıştı artık. Oturduğu evi dahi kendinin değildi. Akşam olmuş, evdeki herkesi karşısına almış, olan biten herşeyi anlatacaktı. Önceden ne konuşacağını planlasada, kendine dikktle bakan eşinin ve çocuklarının gözlerindeki, seni hiç bir işe yaramazsın ifadesini görünce, hepsini unutuvermişti. Son bir cesaretle konuşmaya başladı, anlattı boğazına düğümlenen cümlelerle. O, eşinin ve çocuklarının ne olursa olsun kendisini bırakmayacağını, herşeye tekrar başlayacaklarını düşünürken, onlar daha konuşması bitmeden hemen yanından ayrılmışlar ve evden ayrılmak için toparlanmaya gitmişlerdi. O anda dünyası başına yıkılmıştı. Şöyle bir düşündüğünde kendine destek olacak hiç kimsenin olmayışına içten içe üzülmüş, çevresindeki tüm insanların eşi ve çocuklarınında dahil maddiyata bu kadar önem verecekleri aklının ucundan dahi geçmemişti. Böyle düşüncelere dalmışken kapının sesiyle irkildi. Gitmişlerdi, kendisini tek başına bırakmışlardı. Artık hiç bir şey düşünemez olmuştu sanki. Duvarların altında kalmıştı. Nefes dahi alamaz olmuştu. Hayatında hiç birşeyi kalmamış, bu canı niye taşıyorumki deyip evde duran tabancasını kafasına dayamıştı. Bir yandan Allah'ım ben bu hallere düşemek adammıydım diye kendine kızıyor, bir yandan ailesinin kendini böyle terk etmesine öfkeleniyordu. Artık kaldıramıyordu bu kadar çok acıyı. Tabanca hala elinde; tek çarem ölüm başka çarem yok diye ağlıyor, ama tetiği bir türlü çekemiyordu.Ağladı ağladı. Hiç durmadan sabaha kadar ağladı o gece. Sabah olduğunda sanki ruhundaki tüm kirlerden arınmış elinde ttuğu silahı yere fırlatarak koşar adımlarla evden ayrılmıştı. Ne yapacağını nereye gideceğini bilmeden öylece gidiyordu. Sonra denizdeki pırıltılar takıldı gözlerine.Uzun uzun seyretti masmavi alabildiğince uzanan denizi. Yüzünde bir tebessüm kendi kendine; bu gün yeni hayatımın ilk günü dedi.... Yanık kokusuyla kendine gelen adam, yine o eski günleri hatırlamış o silahın tetiğini çekmediğine şimdi daha çok seviniyordu. Şimdi yalnızdı, ama çevresinde ne sahte yüzler vardı, nede parası olmadığı için kendinden yüz çeviren insanlar. Öyle mutluyduki. Balıklarını ateşten aldı ve gülümseyerek iyiki siz varsınız dedi. Yine tek başına oturmuş, yemeğini yemeye başlamıştı.. Geride bıraktığı hiç bir şeyi düşünmüyor, hatıralarını sanki her balığa çıkışında tek tek denize gömüyordu. Her gün daha bir mutlu hissediyordu kendisini. Bu hayat onundu ve artık böyle devam edecekti...

11 Mart 2009

Bazen ben...


Bazen sanki bir boşluğun içindeymişim gibi hissediyorum. Çevremde olan biten herşey öylece akıp gidiyor ben yokmuşum gibi. Aslında öyle çok şey haykırıyorumki dünyaya. Hiç kimse duymuyor sanki beni. Kulaklarını sadece beni duymamak için kapatıyorlar. İçimde beni yiyip bitiren şüpheler kalbimde nedenler niçinler...Ve daha bir sürü cevapsız soru istesemde cevaplarını bulamadığım. Aynada baktığım ben miyim diye düşünüyorum. Sonu olmayan bir roman gibi hissediyorum kendimi. Kelimeler tükeniyor ama beni anlatan, anlatsada hiç kimsenin anlamadığı yada anlamak istemediği bitmeyen bir roman gibi. Kaybolmak geliyo içimden. Hiç bilmediğim kaldırımlarda dolaşmak , hiç yaşamadıklarımı yaşamak istiyorum. Ne yapıyorum ne hissediyorum onu bile kestiremiyorum. Kendimden ümitlerimden kaçıyorum artık. Hayallerimi bir sandığa kilitlemek, sonrada unutmak istiyorum orada onları. Ne onlarsız yaşayabiliyorum ne onlarla birlikte yapabiliyorum. Gözlerimde kainat manasız bir boşluk gibi geliyor. Değer verdiklerim bir bir unutuyorlar kim olduğumu. İçimden hep aynı dileği tutuyorum Allah'ım unutulmak istemiyorum.Şimdi kaç dostum hatırlıyor beni, kaç kişinin aklından geçiyorum. Bu sorunun cevabını asla yanıtlamak istemiyorum.Hiç demek öyle zor geliyorki. Kendimi bildim bileli, gerçek bir dostum olsun istedim hep. Arada bir beni hatırlasın. Umutsuz düşlerimin arasından çıkarsın beni. Gecelerime yıldız olsun. Güneşsiz günlerime bir ışık. Ama hep unutulan oldum hiç bir zaman hatırlanmayan. Bir söz vardır ya İnsan ancak unutunlunca ölür diye; sanırım ben bir kaç defa ölüyorum her gün unutanları hatırladıkça. Hak ettim mi bilmiyorum. Bir gülümseme ,bir çift güzel kelime bile yeterdi aslında beni dipsiz kuyulardan çıkarmaya. Olmadı ne karanlık gecelerim aydınlandı, ne kışlarım bahar oldu. Yalnızlığımla başbaşayım, bir tek o bırakmıyor beni, tek dostum o, biliyorum...

10 Mart 2009

Seni Çok Seviyorum



Gökteki yıldızlar kadar uzaktın bana,

Bazen bir nefes kadar yakın.

Hayallerin en güzeliydin benim için,

Çölün ortasındaki bir su damlası gibiydin.

Ne şiirler yazabildi aşkımı,

Ne romanlar anlatabildi.

Bir deli sevdaydı yüreğimdeki.

Bir sen vardın dünyada birde ben sanki.

Anlamsızdı geride kalan her şey.

Seninle geçen her an bir ömre değerdi.

Yıldız oldun karanlık gecelerime,

Şarkı oldun dilimde hiç bıkmadan söylediğim.

Haykırıyorum dünyaya herkes bilsin istiyorum,

Her şeyimsin sen aşkım SENİ ÇOK SEVİYORUM.


Yazan:leydielif (Eşime İtafen yazdığım bir şiir)

09 Mart 2009

Yalnız Kalmak Yok


Ellerinde bavulu heyecanla treni bekliyordu. Hafiten esen rüzgar insanı çok uzaklara götürüyordu sanki . Sonunda gelmişti beklediği tren. Yolcular iner inmez trene binmiş,sabırsızca hareket etmesini bekliyordu. Daha önce hiç yalnız yolculuğa çıkmadığı için, arada bir içine bir korku giriyor, sonrada alışırsın boş ver deyip gülümsüyordu kendi kendine. Tren hareket etmişti sonuda. Cam kenarına oturmuş alabildiğince uzanan ayçiççeği tarlalarını seyre dalmıştı. Öyle güzel görünüyorlardı ki. Hayatı hep onların arasında geçmiş ,onlardan ayrılmanın hüznü çökmüştü gözlerine. Ne çok severdi ayçiçeklerini.
Uzun zamandır görmediği teyzesinin evine gidiyordu ve çok mutluydu. Önceleri hep teyzesi gelir, kendisine bir sürü hediye getirirdi. Çok severdi teyzesini. Bu sefer kendisi gidecek ve teyzesine sürpriz yapacaktı.Birbirinden güzel hediyelerde almıştı teyzesine. Zaman geçtikçe sabırsızlanıyor daha ne kadar yolumuz kaldı acaba diye söylenip duruyordu. Gelmişti sonunda tren garına. Daha inmeden aramaya başlamıştı gözleri teyzesini. Teyzesi ise dışarıda onu bekliyor, kalabalığın arasından bulmaya çalışıyordu. Koşarak geldi teyzesinin yanına. Ellerindeki bavulları yere bırakmış, teyzem seni çok özledim deyip sarılıvermişti. Teyzeside hadi çabuk araba bekliyor gitmemiz lazım diyor bir yandanda seni nasıl özledim biliyormusun pıtırcğım diyordu. Teyzesi ona küçüklüğünden beri pıtırcığım der kendisininde çok hoşuna giderdi. Artık yolculuk bitmiş eve gelmişlerdi. Öyle güzel bir evdiki bu. Kocaman bahçesi olan, güllerle dolu ,deniz kenarında bir evdi.Çok beğenmişti teyzesinin evini. Çok güzel bir oda hazırlanmıştı kendisi için. Elinde bavulu öylece kalmıştı odasını görünce. Mutluluktan ne söyleyeceğini bilememiş gözlerinden akan yaşlarla teyzesine sarılmıştı sıkıca .
Bir kaç gün geçmiş yavaş yavaş alışmaya başlamıştı teyzesinin evine. Her gün erkenden kalkıyor gülleri tek tek kokluyor ayçiçeklerine olan özlemini göderiyordu. Yüzmeyi bile öğrenmişti. Her akşam teyzesiyle beraber kumsala yürüyüşe çıkıyorlar, uzun bir geziden sonra elinde kocaman bir pamuk şekerle eve geri dönüyorlardı. Öyle güzel geçiyorduki zaman. Bir gün yine kumsala gezmeye gitmiş, akşam olunca geri dönmeye karar vermişti. Teyzesinin işi olduğu için gelememişti. Kapıya gelmiş, zili çalmaya başlamıştı. Bir kaç dakika geçmesine rağmen, kapıyı hiç kimse açmıyor evde hiç kimse yokmuş gibi görünüyordu. İçine bir korku düşmüştü. Acaba teyzesi komşularınamı gitmişti. Haber vermeden gitmez ki dedi içinden. Sonra pencerelerden içeriye bakmaya başladı. Bir pencerenin açık olduğunu görünce oradan içeriye girmeye karar verdi. Biraz zorlansada sonunda evin içine girebilmşti. Teyzesini aramaya başlamış ama bir türlü bulamamıştı. Sonra banyo geldi aklına. Koşarak banyoya gitti. Kapısını açtğında yerde yatan teyzesini görünce korku dolu bir çığlık attı. Teyze ne oldu sana diye. Bir yandan hıçkıra hıçkıra ağlıyor, bir yandanda teyzesine ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Teyzesi kendi kumsala gidince işlerini bitirmiş birde duş alayım demişti. Banyoya girmişti ama tam duş alacağı sırada birden ayağı kaymış başını taş zemine çarpmıştı. Attığı çığlığı duyan komşular hemen eve koşmuşlar ne olduğunu anlamaya gelmişlerdi. Hemen kapıyı açmış, gelen komşulara ambulans çağırın diye var gücüyle bağırmaya başlamıştı. Sonra koşarak teyzesinin yanına geri dönmüştü.Bir kaç dakika sonra ambulans gelmiş sağlık görevlileri teyzesinin başını vurduğunu hemen hastaneye götürülmesi gerektiğini söylemişlerdi. Ambulansla birlikte hastaneye gitti teyzesiyle beraber. Hastaneye varmışlar teyzesine hemen müdahale etmişlerdi doktorlar. Çevresindeki herkese teyzesine ne olduğunu soruyor, hiç durmadan ağlıyordu. Dakikalar geçmek bilmiyor, kimes hiç birşey söylemiyordu. Sonunda doktor çıkmıştı odadan. Dikkatle doktora bakıyor, yalvarırcasına iyi bir şeyler söylemisini bekliyordu. Doktor tam zamınında getirmişsiniz başını çok kötü çarpmış. Eğer biraz daha geç kalsaydınız kaybedebilirdik hastayı, dedi. Dünyalar onun olmuştu sanki. Teyzesini kurtarmıştı. O kadar çok seviniyorduki; canım teyzem bir daha seni asla yalnız bırakmayacağım diyordu kendi kendine. Sonra teyzesinin kaldığı odaya çıktı. Sessizce kapıyı araladı. Yüzü morluklar içinde kalmış teyzesi kendisine bakıyordu. Hemen yanına gitti ,yavaşca oturdu yanına. Teyzem nasılsın dedi gülümseyerek.Pıtırcığım, senin sayende çok iyiyim dedi, gözlerinden iki damla yaş akarken. Özür dilerim teyze diye ağlıyor, seni hiç yalnız bırakmamalıydım diye kendine kızıyordu. Sonra elleriyle göz yaşlarını silmiş, artık hep beraberiz seni birdaha bırakmayacağım demişti teyzesine .
O günden sonra evden ayrılmış yalnız yaşayan teyzesinin yanına taşınmıştı. Artık nereye giderse gitsin teyzesiyle beraber gidiyor, bir daha yalnız kalmak yok diyordu teyzesine gülümseyerek. Teyzesiyle birlikte geçireceği, çok güzel günler onu bekliyordu...

08 Mart 2009

İki Yabancı


İkiside aynı şirkette çalışıyordu. Sanki iki yabancıydılar birbirleri için. İkiside yalnız yaşıyordu. Her gün göz göze geliyorlar ama, sanki birbirlerini görmüyorlardı. Gül, aşırı duygusal ve içine kapanık bir kızdı. Kader ona kötü bir oyun oynamış, hayatta hiç kimsesini bırakmamıştı. Yalnızlığın verdiği bir suskunluk vardı gözlerinde. Can ise, hayatta herşeyden zevk almasını bilen, zamanını çok iyi değerlendiren, her zaman pozitif düşünen biri olması sebebiyle arkadaşları tarafından çok sevilirdi.Birbirlerinden habersiz geçiyordu günleri. Bir gün asansörün önünde karşılaşıvermişlerdi. Gül başını hiç kaldırmıyor, sıkıntılı bir şekilde asansörün gelmesini bekliyordu. Can'sa kendi kendine şarkı söylüyor, gelen geçeni seyrediyordu. Beraber binecekleri asansörde başlayacak bir aşktan habersiz, bekliyorlardı asansörü. Asansör gelmiş ikiside binmişti. İkisinden başka binen olmamıştı asansöre. Aynı kata çıkacaklardı. Tam gelmişlerdiki inecekleri kata, asansör aniden durdu. İçini korku kaplayan Gül, ne yapacağını bilemez bir halde, ne oldu yaa diyebildi kızgın bir sesle.Can'sa sanki hiç birşey olmamış gibi merak etmeyin çalışır dedi gülümseyerek. Gül biraz sakinleşmiş, Can'ın sözleriyle korkusu azalmıştı .Onbeş dakika geçmiş hala asansörde hiç bir kıpırdama olmamıştı. Gül iyice korkmaya başlamış, korkunun verdiği cesaretle, Canla sohbet etmeye başlamıştı. Siz bizim katta çalıyorsunuz değilmi dedi Can'a. Can da, evet bir yıldır bu şirkette çalışıyorum dedi gülümseyerek. Gül, Can'ın bu rahat haline bir yandan kızıyor, içten içede gülüyordu. Zaten böyle şeyler hep beni bulur dedi, asansörün düğmelerine ısrarla basarken. Can'sa onu sakinleştirmeye çalışıyor merak etme çalışır birazdan deyip, teselli ediyordu. Bu güne kadar Gül'ü hiç bu kadar yakından görmemiş onunla hiç konuşmamıştı.Gül; simsiyah gözleri olan, fiziği düzgün çok güzel bir kızdı. Nasıl bu güne kadar fark edememişti anlayamadı. Can'ın kendine dikkatli bir şekilde baktığını gören Gül, ne yapacağını bilememiş, eli ayağına dolanmıştı. Sadaca gülümseyebilmişti. Sonra asansör birden çalışmaya başlamış ve çalıştıkları kata sonunda çıkmışlardı. Gül içinden bir oh çekerek masasının başına oturmuş, hemen işlerine koyulmuştu. Cansa Gül 'ü düşünüyor aklından bir türlü o kendine bakan simsiyah gözleri çıkaramıyordu. Günler geçiyordu. Arada bir göz göze geliyorlar Can ısrarla Gül'e bakarken Gül kaçamak bakışlarla hemen ayrılıyordu oradan. Can artık birşeyler yapmalıyım diye düşündü. Ve aklına çok güzel bir fikir gelmişti. Gül gelmeden işyerine geliyor, Gül'ün masasına bir tane kırmızı gül bırakıyor, sonrada gelince dikkatle onu iziyordu. Ne tepki verecekti bilmiyordu. Gülse gelen her gülü masasında boş duran vazoya bırakıyor, birde kim olduğunu bilsem iyi olurdu diyerek gülümüsüyordu. Bir ay geçmiş ve hala her gün masasında bir gül bulan Gül, artık çok merak ediyordu bu gizli hayranını. Aslında asansörde olanlardan sonra oda Can'ı aklından hiç çıkaramamış, ama ne yapacağınıda bilememişti. İçten içe ne olur gülleri o göndersin diyor, sonrada yok o göndermemiştir deyip çaresizce oturuyordu masasının başına. Bir gün şirkete çok erken gelmiş, işlerini erken bitirmek için çalışmaya başlamıştı. Bir ara masasından ayrılmış tam geri döneceği sırada, Can'ın masasına gülü bıraktığnı görmüştü. Yüreğinde öyle bir mutluluk hissetmiştiki, tüm cesaretini toplamış ve hızlı adımlarla Can'a doğru yürümeye başlamıştı. İçinde birkitirdiği herşeyi anlatacak Can' onu ne kadar çok sevidğini söyleyecekti. Can'ın karşısına geçmiş gözlerinin içine bakıyordu.Kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpıyor, kelimeler duduklarında ama bir türlü söyleyemiyordu.Derin bir nefes almış tam herşeyi söylemek için cesaretlenmişti ki, Can yavaşca elleriyle dudaklarına dokundu ve gözlerinin içine bakarak, seni seviyorum biliyor musun dedi. Gül o anda ne yapacağını bilemeden gözünden akan yaşlara engel olamamış, sessizce, bende seni seviyorum diyebilmişti. Sonra iki aşık sımsıkı sarılmışlar, birbirlerine olan özlemlerini giderircesine öylece kalmışlardı. İki yabancı değillerdi artık. Hayat onlara çok güzel bir sürpriz yapmış onlarıda sevda treninin yolcuları arasına alıvermişti. Hiç bitmesini istemeyecekleri ,çok güzel bir yolculuk onları bekliyordu...

Yazan:leydielif

Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili

Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili

Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.

Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.

O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.

Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?

Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.

O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur" dediler.(1)

Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
- "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu.
- "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler.
Yahudi, "Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
"Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi.

Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. "Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular." haberini aldılar.

Ertesi gün Yahudiye vardılar:
"Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler.
Yahudi "Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?" dedi.
Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler. Yahudi, "Beni ona götürün" dedi.
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler.
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,

"Ne oldu sana, yazıklar olsun" dediler.

Yahudi, "Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.

"Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir" dedi.(2)

Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..

Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, "Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver."

Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı.(3)

Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle:

"O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük."

Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:

"Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
Çok alâmetler belürdi gelmedin"

Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi.

Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar.

Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.(5)

Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.

Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.

Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.

Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.

Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.

Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.(6)

İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.

Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.

Kaynaklar:
(1)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:60.
(2)A.g.e, 1:162-163.
(3)Taberî Tarihi, 2:125; İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
(4)A.g.e., 1:102.
(5)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
(6)Bediüzzaman, Mektûbat,s:161,162.

Mehmet Paksu, Mübarek Gün ve Geceler, Nesil Yayınları

Sevgili blog dostları mevlit kandiliniz mübarek olsun ,dilekleriniz dualarınız,kabul olsun...

07 Mart 2009

Güz Yağmurları



Güz yağmurları yağar hiç durmadan yüreğimde

İçimdeki çocuk arada bir gelir, gider

Aklımda eski oyuncaklarım, elimde yırtık bir resim,

Geçmişin izleri, uykusuz gözlerimde.

Şarkılardır çoğu zaman en yakın sırdaşım,

Bazense okuduğum romanlarda yaşarım.

Kimi zaman, bir sevda masalıdır,

Kimi zaman, ayrıklıklarda kalırım.

Vuslat zamanlarıysa, hiç unutamadıklarım.

Yıldızlar düşlerimin gece bekçileridir,

Karanlık gecelerimin sönmeyen pırıltıları.

Yalnızlık rüyalarımın sinsi avcısıdır

Hiç bitmeyecek, sanki alnımın yazısı.


Yazan: leydielif