28 Şubat 2009

Sen Yoksun


Sensizim ağlıyorum boş sokaklarda

Üşüyorum ellerim bomboş, yürüyorum

Aklımda sen yüreğimde anılar

Bana senden kalan sadece acı hatıralar

Sen yoksun ya herşey anlamsız

Güneş bile doğmuyor eskisi gibi

Yıldızlar parlamıyor

Sensiz kalmış yüreğime

Bu koca şehir bile dar geliyor

Şarkılar anlatmıyor bana

Ne aşkı ne sevdayı

Ne hüznü, ne ayrılığı

Düşlerim pervasız

Hatıralarım yarım

Öksüz kalmış sensiz geçen günlerim

Hiç üzülmedin benim için

Bu kadar mıydı o büyük sevgin

İki kelimeyle bitirdin herşeyi

Arkana bakmadan gittin

Sen yoksun biliyorum

Kabul etmesede yüreğim

Sen yoksun biliyorum

Sen sevmesende ben hep seveceğim


27 Şubat 2009

Zaman Makinesi


Her zaman aklındaydı zamanda yolculuk yapmak. Yeni birşeyler keşfetmek onunu için bir tutku, yaşam tarzı olmuştu adeta. Öylece yerinde sayan boş boş oturan insanlara kızar, zamanın kıymetini bilmiyorlar diye yakınırıd kendi kendine. Alet çantası hep elinde gezer, nerde bozuk birşey görse tamir etmeye çalışrıdı. Yapardı çoğu zaman. Ama aklı fikri zaman makinesindeydi. Aklına koymuştu yapacaktı ergeç. Gece yarısı uyundı birden. Oturdu düşünmeye başladı. Fırlar gibi kaltı yerinden . Eline bir kağıt bir kalem. Birşeyler çizmeye başladı. Yazdıkça aklına yeni fikirler geliyor içten içe çocuk gibi seviniyordu. Buldum buldum diye sessiz sessiz gülümsüyordu. Evet sonunda bulmuştu zaman makinesini. En ince detayına kadar düşünmüştü . Geçmişe nasıl gidecekti. Geleceğe gidebilecek miydi. Aklında binbirtane soru uyumadı güneşin ilk ışıklarına kadar. Her yer aydınlandığında bitmişti tamamen. Artık herşey hazırdı. Sadece yapması gereken parçaları bulup bir araya getirmesi gerekiyordu. Hemen gitti tek tek buldu bütün parçaları. İtinayla birleştirdi. Zaman öyle çabuk geçiyorduki akşam olmuştu bile. Öylesine dalmıştı ki ne yemek aklına gelmişti nede su . Herşeyden vazgeçmişti sanki. Her yer kararmış gece yarısına az kalmıştı. Derin bir nefes aldı ve bitti dedi. Evet bitmişti herşey. Tam karşısında duruyordu yıllardır hayalini kurduğu zaman makinesi. Şimdi yine bir soru vardı aklında. Geçmişe mi gitmeliyim yoksa geleceğe mi. Düşündü bir zaman. Geçmiş mi gelecek mi diye sordu durdu kendi kendine. Tamam dedi sonra geçmişe gideceğim annemin yanına diye geçirdi aklından. Girdi makinenin içine sonra gideceği tarihi yazdı. Bastı düğmeye. Bir anda toz duman oldu her yer gözleri kamaştıran bir ışık.... Ne olduğunu bile anlayamadan gelivermişti geçmişteki istediği zamana. Gözlerine inanamıyordu, Allah'ım bu gerçek olamaz diyordu. Sonra bakındı etrafına gerçekten geçmişe gelmişti. Çok sevdiği annesini görmek istiyordu . Kaybetmişti çok küçük yaşlarda. Etrafta gezinirken bahçeye takılı kaldı gözleri . Tam karşısında duruyordu annesi. nasılda özlemişti. Koşup sarılmak istedi . Seni çok özledim demek. Ama görmüyordu annesi kendini . Unutmuştu zamanda oylculuk yapsada kimse göremeyecekti onu. Daha bir kötü oldu sonra gelmeseydim keşke dedi. Tekrar bindi makineye . Geleceğe gideceğim bu sefer dedi. ve bastı düğmeye. Bir anda gelmişti istediği gelecek zamana. Şöyle bir baktı sağına soluna. Ne çok değişmişti. Hiç birşey eskisi gibi değildi. İnsanlar bile. Ne tanıdık bir yüz ne hatırası olan bir yer.Sanki dünyaya ilk defa geliyordu. Yine pişman olmuştu. Niye geldim ki diyerek tekrar bindi makineye ve tekrar döndü gerçek zamana. Sonra baktı makineye . Niye şu anı yaşamak duruken geçip giden geçmişe gideyim.Yada hiç bilmediğim geleceğe. Boş bir hayalin peşinden koşup durduğunu zamanını boş yere harcadığını anlamıştı artık. İstemiyorum artık seni dedi makineye. İstemiyorum ,diye bağırıyordu. Sonra birden fırladı yatağından. Etrafa bakındı. Makine falan yoktu .Çizdiği kağıtlar yokk olmuştu. Gülümsedi sonra gördüklerinin bir düş olduğunu anlayınca.
Ne geçmiş ne gelecek önemli olan sadece yaşadığmız an; dedi ve tekrar koydu başını yastığa.. Güneş yavaş yavaş doğarken...

Yazan:leydielif

Her Şey Yalan


Bir koşuşturmacadır gidiyor hayatımız . Bir gün nasıl geçiyor anlamıyoruz bile. Bu sırada neler
kaçırıyoruz , nelere yetişemiyoruz farkına bile varamıyoruz.
İnsan hayata öyle sıkı sarılmalı ki kendini mutsuz eden , yoluna engeller çıkaran herşeyden kurtulmalı. Kendine dikkat etmeli
Amaaan sonra deyip boşvermemeli hayatını. Yarına ertelememeli düşlerini. Çünkü yarınımızın olup olmadığından haberdar değiliz. Yaşadığımız sadece içinde bulunduğumuz anımız. Başka zaman yok. Dün geçti , yarın daha gelmedi. Bizim yaşamamız gereken sadaca bu gün .
Dertler sıkıntılar sorunlar peşimizi bırakmasada, arada engel olamasak da göz yaşlarımıza , sevdiklerimiz göç edip gitsede dünyadan, sımsıkı tutunmalıyız hayata, bırakmamalıyız peşini. Yüzümüzdeki gülümsemenin kaybolmasına, yüreğimizi hiç kimsenin karartmasına izin vermemeliyiz. Başkaları ne düşünür diye kalıplara sokmamalıyız hayatımızı. İçimizden nasıl geliyorsa nasıl mutlu olacaksak öyle yaşamalıyız.
Bir an gibi geçen yaşamımızda , neler geçip gidiyor, bazen iyi bazen kötü . Çoğu kez engel olamıyoruz olup bitenlere. Elimizden geldiğince çabalıyoruz çalışıyoruz herşey daha güzel olsun diye. Bazen kayboluyoruz bu karmaşanın içinde. İçimizden çığlık atmak geliyor,avazımız çıktığı kadar bağırmak. Küsüyoruz hayata çoğu zaman. Gelme artık üstümüze diye kızıyoruz. Kaldıracak gücümüz kalmıyor sorumluluklarımızı. Yetişemiyoruz her zaman olamamız gereken yerlere. Cevap bulmadığımız soruların içinde kaybolup gidiyoruz. Halbuki geçip giden ve bir daha dönüşü olmayan bizim hayatımız. Öylece çekip gitmesine , ömrümüzden devamlı anların çalınmasına izin vermemeli , sevdiklerimizle ,dostlarımızla bu hayata değer yaşamalıyız.
Nedir bu hayatı değerli kılan. Bir küçük gülümsümedir belki , belkide geçip giden hatıralar. Gerçek olan nedir bu hayatta diye soruyorum kendime. Dertlerin üzüntülerin arasında kaybolmaktansa herşeyin yalan olduğu bu dünyada gülüp geçmeli diyorum kötü olan ne varsa. Olmuş bitmişleri düşünmektense olacakları planlayıp daha bir mutlu daha bir umutlu bakmalıyız hayata.....

Sevgili blog dostları; umutlarla dolu ,yüzünüzden gülümsemenin eksik olmadığı , huzurlu bir yaşam diliyorum sizler için. Yüreğinizdeki aydınlık hiç kararmasın, hayatımız her şeyden değerli bunu hiç unutmayın...

26 Şubat 2009

Spagetti Tadında Bir Yazı(hafif acı)


Bu yazıya nasıl başladım tahmin dahi edemezsiniz. Karnımın çok aç olduğu bir zamanda ne yesem ne yesem diye düşünürken her zaman imdadıma yetişen spagetti geldi aklıma. Bir baktım evde yok. Bir koşu gittim markete aldım makarnalarımı geldim.Sonra  makarnaları  bir güzel haşladım.Bir güzel ketçabı gezdirdim üzerine (bu benim spesiyalimdir sade ve lezzetli). Öyle lezzetli olduki sormayın. Yanında birde olmazsa olmazı şu en acı olanlarından acı biber turşusu. Şimdiden ağzım yanmaya başladı sanki.Sonra bloğa ne yazayım diye düşünürken spagetti tadında bir yazı geldi aklıma. Şöyle ketçaplı hafif acı ama çok lezzetli olsun istedim. Bilemiyorum nasıl oldu. Eğer sizinde aç bir karnınız ve bloğa ne yazacağınızı düşündüğünüz bir anınız olursa önce yapın spagettiyi yiyin afiyetle. Sonra geçin bilgisayarın başına bakın neler döktürüyorsunuz . Ha unutmadan benim yazım nasıl olmuş bilemiyorum tabi ama sizinkilerin çok lezzetli ve keyifli olacağına eminim .Tüm bolg dostlarıma sevgilerimle...

Not:Bu gün bana ne olduğunu sormayın aklıma bir anda geldi yazıverdim . Biraz saçma gelsede çok lezzetli oldu ama :)

Sende Git


Sende git bırak ellerimi

Bakmasın gözlerin bana öyle sevgiyle

Söylemesin adımı bir daha dudakların

Bir çizik de sen at bu yaralı kalbime

Bırak başı boş kalsın hatıralarım

Bırak gözyaşlarım

İstediği yere aksın

Git arkana bakmadan

Kalbindeki sevdamı çıkarda git

Öyle pervasız öyle acımasız ki hayat

Hep kalan oldum

Gidenlerin arkasından çaresizce bakan

Yazan:leydielif

Yine bir Mim Yeni Bir Mim(kendini tanıt mimi)

(Benim canım oğlum Kaan Erdem)

Sevgili aysed arkadaşımız beni kendini tanıt mimiyle mimlemiş. Öncelikle ona teşekkür ediyorum beni tanımak istediği için çok sevindim. 1983 K. Maraş doğumluyum. Yirmi yıl orada yaşadıktan sonra evlenince eşimin işi dolayısıyla Adana'ya taşındık. Beşbuçuk yıldır burada oturuyorum. Çok yakında 4 yaşına girecek Kaan Erdem adında çok tatlı birde oğlum var. Her zaman hayata bir gülümsemeyle bakan insanları ve hayatı seven ve ne olursa olsun çalışma hayatına girmek isteyen biriyim. Tüm blog dostlarıma sevgilerimi gönderiyorum yüzlerinden tebessüm kalplerinden sevgi hiç eksik olmasın. Sevgilerimle....

http://beyazkedi-silbastanbaslamakgerekbazen.blogspot.com/ ( Öykü)
http://biryudumhayat-malla.blogspot.com/ (malla)
http://balkupu.blogspot.com/ (balküpü)
http://benim-hikayem.blogspot.com/ (mavibahçe)
http://zeynono-elif.blogspot.com/ (Elif...den)

Sizlerde 5 arkadaşınıza söyleyin herkesi tanıyalım böylece...

25 Şubat 2009

Aşkın Ayak Sesleri


Boğazına düğümlenen kelimeler adeta yüreğine oturmuştu. Dilinin ucuna gelsede içinden geçenler, avazı çıktığı kadar haykırmak istesede, yine susmuştu . Anlatamamıştı içindekileri. Ağlamaklı gözlerle başını eğmiş yok birşey diyebilmişti sadece. Gözünden yağmur gibi boşalan yaşları gizlemeye çalıştı elleriyle. Sessiz yağan yağmur gibi ağladı çaresizliğine.
Tam karşısında duran aynaya baktı uzun uzun. Bu tükenmiş kadın ben miyim Allah'ım dedi içinden.Öyle bir hali vardıki kendisi bile acımıştı aynadaki görüntüsüne. İçten içe kızdı, bağırdı kendi kendine. Nasıl bu hale geldin diye sordu haykırırcasına. Sessiz çığlıkları yankılandı beyninde. Oturuyordu . Ayağa kalktı aniden.Üstünü başını düzeltti.Derin bir nefes aldı sessizce bir of çekerek. Sonra tekrar aynaya döndü ve evet söyleyeceğim artık. Neydi söyleyecekleri neler geçirmişti aklından kim bilebilirdi ki....Bir hışımla çıktı kapıdan rüzgar gibi geçti koridorlardan.Aşkın ayak sesleri duyuldu attığı her adımda. Kararlıydı bu sefer, söyleyecekti içinde ne varsa, haykıracaktı içinde ki o büyük sevdasını . Gelmişti işte, odasının tam önünde duruyordu. Sanki hayatının başlangıcı vardı bir adım ötesinde. Çalmadan açtı kapıyı ve tam karşısındaydı artık sevidiği adamın. Çakmak çakmak olan gözlerini dikti sevdiğinin gözlerine ve haykırırcasına söyledi dudakları; Seni Seviyorum.....Sonra bir daha söyledi.Gözlerinden inen yaşlar eşlik ediyordu sanki kendisine. Her damlasında seni seviyorum yazıyordu. Hiç bir şey söylememişti sevdiği adam. Gülümsedi ve sarıldı sımsıkı hiç bırakmayacakmış gibi. Sonra iki kelime fısıldadı kulağına; seni seviyorum.....Dünya durmuştu sanki o an, duyulan sadece deli gibi çarpan bu sevdalı kalplerin sesiydi. Bir ömre değerdi, ölse gam yemezdi artık . Gülümsüyordu yaşlı gözleri . İçten içe tekrarlıyordu; oda beni seviyor Allah'ım oda beni seviyor .....

Çiçekçi Kız


Rüzgarlıydı hava. İnce paltosu arada bir açılıyor üşümemek için küçük elleriyle kapatmaya çalışıyordu. Buz gibi soluduğu hava iliklerine kadar işliyordu sanki. Kızıl saçları siyah gözlerini kapatıyordu, onların arkasından bakıyordu hayata.Yine erkenden düşmüştü yollara. Koşar adımlarla yürüyor, yine geç kaldım diye kendine kızıyordu içinden. Taş kaldırımlarda yürüdü, kimsesiz yollardan geçti . Denizin o sonsuz maviliğine takıldı gözleri. Sonra çiçekleri geldi aklına birşey olmamıştır inşallah dedi ve açtı kolundaki sepetin kapağını. Bir şey olmamıştı o çok sevdiği çiçeklerine.Öylece ona bakıyorlardı sanki . Gülümsedi onları görünce içine çekti bir nefes gibi çiçeklerinin kokularını. Sonra tekrar yola koyuldu . Bu koca şehrin ortasında kendine bir yer bulmaya çalıştı . Bir ağaç buldu yaprakları dökülmüş.Yaklaştı ve sepeti bıraktı yere usulca. Tek tek düzeletti çiçeklerini . Sağına soluna baktı şöyle bir gözgezdirdi kalabalğını içine doğru. Sonra başladı çağırmaya o ince narin sesiyle 'çiçekçi'. Şehrin gürültüsünün arasında kayboldu sokak başında yankılanan sesi. Elleriyle durmadan çiçeklerini düzeltiyor bir yandanda yanından gelip geçen insanları süzüyordu.
Hayat öyle büyük sorumluluklar yüklemiştiki omuzlarına. Küçük bedeni taşıyamaz olmuştu artık. Oda okula gitmeliydi yaşıtları gibi. Oyunlar oynalamalıydı,gülmeliydi doyasıya. Hiç birini yapamamıştı. Yaşam savaşının içinde bulmuştu kendisini. Çalışmalıydı hep babaannesine bakmalıydı. Hastaydı ve yaşlıydı babaannesi. Torunundan başka hiç kimsesi yoktu. Bir tek o vardı bu koca şehirde yanında olan. Bir bir göçüp gitmişti eş, dost, akraba.
Bir sesle irkildi çiçekçi kız dönüverdi arkasını. Çiçekleriniz çok güzelmiş bir tane kırmızı gül verir misiniz dedi karşısında duran genç adam. Hemen hazırladı itinayla kırmızı gülü, uzattı genç adama ve buyrun dedi. İlk kazancını almıştı sonunda. Sanki omuzlarındaki yük hafiflemiş bir nefeslik yer açmıştı kendisine.
Arada bir hayallere dalardı. Bir çiçek bahçesi olurdu düşlerinde. Çok sevdiği çiçeklerini ayrı bırakır mıydı hayallerinden. Kimi zaman dostu olmuştu çiçekler kimi zaman arkadaşı. Sırdaşı olurdu bazen, kimseye anlatamadıklarını anlatırdı bir bir içinden geldiği gibi. Gözyaşlarıyla sulardı bazen en yakın dostlarını.
Üç beş çiçek sattıktan sonra hava kararmıştı yine . Gölgeler düşmüştü yüzüne çiçekçi kızın. Yine çok yorulmuştu. İyice soğuyan hava daha bir üşütmüştü bu gün çiçekçi kızı.Topladı çiçeklerini taktı sepeti koluna. Bir oyana bir bu yana, yüzünde bir gülmüsemeyle düştü yine evin yollarına. İçinde bir mutluluk, cebinde kazandığı paralar.Ondan daha mutlusu var mıydı şimdi dünyada....
Yazan:leydielif

24 Şubat 2009

Tek Başına



Can çekişiyor içinde mutluluklar
Istıraplar dertler kederler hep seninle
Bilmiyorsun sana ne oluyor anlamıyorsun
Hep susuyorsun gözlerin boş boş bakıyor
Göz yaşını içine akıtıyorsun
Issız bir kumsalda kumlarla savruluyorsun uzaklara
Hiç dönmemecesine gidiyorsun
Hiç kimsenin bilmediği bir dünyaya
İstesende istemesende hep orda kalacaksın
Bıkmadan usanmadan gidiyorsun
Mechule giden bu yolda
Bu yolda seninle olan tek şey
Yalnızlığın...
Hani seni hiç bırakmayan
Hep yanında kalan
Düşünme boşuna bitmeyecek bu yalnızlık
Bu koskoca dünyada
Tek başına yaşayacaksın

Yazan:leydielif

23 Şubat 2009

Annem


Yeni bir gün başlamıştı, güneş ışıklarının vurmasıyla odasına. Ovalayarak açtığı gözleriyle, bakmaya çalıştı gökyüzüne ve içinden ne güzel bir gün dedi. Elini yüzünü yıkadıktan sonra bir iştahla yedi yemeğini. Önceden yapmıştı planlarını, sinemaya gidecekti . Arkadaşlarıyla buluşacak, eski günlerden bahsedeceklerdi. Acı bir çığlık gibi çalmıştı telefon. Açmak istememişti nedenini bilmeden. Her zaman koşarak baktığı telefona. İstemesede elini uzatıp açmıştı telefonu. Tanıdıktı kulağına gelen ses. Babasıydı arayan. Ama her zamanki gibi değildi sesinin tonu. Ağlıyor muydu yoksa ağlamak üzere miydi kestirememişti. Boğazına düğümlenirken sorular, sadece 'baba ne oldu' diyebilmişti. Bir hıçkırık sesinden sonra duyduğu iki kelimeydi beynine kurşun gibi saplanan 'anneni kaybediyoruz' . O anda düşüvermişti elinden telefon farkında olmadan. Evin tüm duvarları üstüne yığılıvermişti sanki.Göyaşları hücum etmişti gözlerine, durmaksızın akıyordu karanlık düşmüş yüzüne . İçindeki acı, bir çığlık olmuştu dudaklarında 'annem'! diye bağırıyordu odanın tam ortasında . Annem...
Tüm dünya inlemişti sanki annem diye . Eşi koşup gelmişti yanına. Öylece bakakalmıştı . Ne olmuştuda böyle bir çığlık atmıştı Can'ı(Her zaman canım diye hitap ederdi eşi kendisine).Nasılda süzülüyordu gözlerinden yaşlar.Hiç birşey söyleyememişti eşine, çıkıp gitmişti kapıdan . Kocası şaşkın bir şekilde ona bakıyordu, arabaya bindiklerinde. Sonra oda öğrenmişti herşeyi . Susuyordu, içindeki çığlıkları gözyaşlarıyla salıyordu dışarıya. Gelmişti kardeşinin evinin önüne . Hiç çıkmayı sevmediği merdivenleri, bir basamak gibi çıkıvermişti. Sonra bir ağıt duyuldu arkasından, annem diye bağırıyordu . Sonra kız kardeşine sarıldı sımsıkı. Ağladılar omuz omuza gözyaşları birbirine karıştı. Hemen çıkmışlardı yola. Hiç ses çıkmamıştı kimseden yol boyunca. Yollar bu kadar mı uzun gelirdi, bu kadarmı ağır geçerdi zaman. Boğazına düğümlenmiş sözcükler nefes bile aldırmaz olmuştu .
Sonunda gelmişlerdi hastaneye. Koşar adımlarla çıktı merdivenleri. Babasını arıyordu ağlamakatan yorgun düşmüş gözleri . Bir köşede sandalyeye oturmuş buldu babasını. Gözlerine baktı bir cevap arar gibi. Soramadı annem nerde diye. Sarıldı sımsıkı hiç bırakmamacasına. Bekliyoruz demişti babası kimse birşey söylemiyor diye dert yanmıştı ağlamaklı sesiyle. Susmuşlardı kelimelerin birşey anlatamayacağı o anda. Ayakta duramıyordu artık . Yorgunluktan mı yoksa çaresizlikten mi bilemedi . Bekledi... Bekledi...Bekledi. En sonunda gelmişti doktor, tam karşısında duruyordu. Öylece bakakalmıştı doktorun gözlerine.Çınlayan kulaklarının duyduğu tek şey 'anneniz kurtuldu' kelimeleriydi. Tekrar ediyordu dudakları durmadan, duyduklarını inandırmak için kendine. Annem kurtuldu diyordu... Derin bir nefes aldı önce; karanlık geceden sora doğan güneş misali aydınlamıştı yüreği. Sonra koştu kardeşinin yanına . Ağlıyordu hemde bedeni sarsılırcasına. Hem ağlıyor hemde sarıldığı kız kardeşine haykırıyordu annemiz kurtuldu diye... Öyle bir andıki bu; ne kelimeler yeterdi anlatmaya ne akan gözyaşları . Canından öte canı kurtulmuştu, bırakıp gitmemişti kendisini. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu. Annesini görecekti birazdan. Yıllardır görmüyormuş gibi hissediyordu, sadece bir hafta olmasına rağmen. Odanın kapısını yavaşça araladı. Sonra koştu annesinin yanına . Aldı yumuşacık ellerini eline; öptü öptü .Gözyaşlarından ıslanan yüzünü sürdü ellerine. Canım annem diyordu, biliyordum beni bırakıp gitmeyeceğini sensiz yapamayacağımı biliyorsun diyordu ......
Günler geçmişti aradan. Annesinin yanına taşınmıştı. Bir daha ondan hiç ayrılmayacaktı. Her gün arayıp halini hatrını sorar bir daha bize böyle şakalar yapma diye tembih ederdi annesine gülümseyerek. Sonra o an gelirdi aklına . Önce yaşlar süzülürdü gözlerinden sonra küçük bir tebessüm alırdı yerini. Şükürler olsun Allah'ım derdi içinden; annemsiz ben ne yapardım...

Yazan :leydielif

Gecenin Bir Yarısı


Yine uyuyamamıştı, kapanmamıştı yorgun gözleri. Karşısında duran saatte takılı kalmıştı bakışları. Saniyeler bile geçmiyordu. Durmuştu zaman sanki. Derin bir nefes aldı ve kalktı kendine diken gibi batan yatağından. Bir şeyler aradı elleri, ne arıyordu bilmiyordu kendisi de öylece aranıyordu işte. Sonra radyoya ilişti gözleri. Ağır adımlarla kalkarken yerinden;bir uyuyabilsem diye geçiriverdi içinden ah bir uyuyabilsem. Sonra radyoyu aldı eline, açtı belki kendisine arkadaşlık edecek, belki kendisini geçmişe götürecek bir name duyacaktı; iyi gelir belki dedi ve sonra öylece kaldı elleri.Yorgunluktan sallanan bedeni kaskatı kesilmişti. Uykusuz gözleri takılı kalmıştı karalıktaki boşluğa. O şarkı çıkmıştı ;bir zamanlar şarkımız dediği hiç usanmadan dinlediği, her kelimesini ezberlediği şarkısı. Nasılda değiştirmişti zaman herşeyi . Alıp götürmüştü aşkını, içinde büyüttüğü, bitmez sandığı sevgisini. Kötü biten bir oyun muydu bu yaşananlar, yoksa çığlıklarla uyandığı bir kabusmuydu. Anlayamadı bir türlü, anlamak istemedi belkide.Canı çok yanıyordu. Olan biten gerçeğin ta kendisiydi aslında. Kurşun gibi delip geçen, acısı her adımda biraz daha artan dermansız bir hastalık gibi sarmıştı tüm bedenini. Kalbinde derinden bir sızı şarkının nakaratına takılmış tekrar edip duruyordu aynı cümleleri;
Ben sende tutuklu kaldım
Kendi Hayatımdan çaldım
Yedi cihan dolandım
Bana mısın demiyor
Söyledi, söyledi, söyledi ...Yorgun gözlerinden iki damla yaş süzülüvermişti. Her şeyi anlarcasına yağan yağmur sanki onunla beraber ağlıyordu kendinisini yarım bırakan sevdasına. Kapatıvermişti radyoyu. Eliyle gözlerini silerken beyninde bir uğultu kulaklarında çınlayan bir ses; sonunda sen de yalnız kaldın diyordu. Yatağına tekrar uzandı usulca. Gelmeyen uykusuna inat kapadı gözlerini. Düşlerinde yaşayacaktı hiç yaşayamadığı sevdasını....

Yazan: leydielif
NOT: Sevgili bolg dostları bu benim yazdığım ilk hikayem. Nasıl oldu bilemiyorum sizlerin de yorumlarınızı bekliyorum. Bundan sonra böyle hikayler yazmayı istiyorum. Bana yardım ederseniz çok mutlu olurum sevgilerimle...

21 Şubat 2009

Film Önerisi(Bu hafta Sinemaya Gitsek mi)


Size tavsiye edeceğim film Bir alışveriş Koliğin İtirafları isimli film. Tam biz bayanlara göre diyebilirim film özetle ;

Sevimli mi sevimli Becky Bloomwood (Isla Fisher'ın çıkış rolü) modadaki son gelişmeleri takip etmekten kendisini alıkoyamayan ve durumunun farkında olan bir alışveriş delisidir. Bu şaşaalı dürtülerinin masrafını karşılamak için iş bulmak zorunda kalan Becky'ye kaderin bir cilvesi sonucu mali danışmanlık konusunda köşe yazarlığı teklif edilir ve tabii ki ortaya komik sonuçlar çıkar.

Confessions of a Shopaholic, alışveriş yapmanın heyecanı ve zevkini ele alan ve hayatta en önemli şeylerin her zaman fiyat etiketinin olmayabileceğini kanıtlayan bir yaşam tarzı komedisi.

Bende en kısa zamanda seyretmeyi düşünüyorum okuduğum bir kaç yoruma göre oldukça komik bir film seyredenlerin yorumlarını bekliyorum.


Ben Lisedeyken...


Bu gün evde oturmuş kahvemi yudumlarken bir yandanda yağmuru seyrediyordum yine. Sonra lise yıllarım geldi aklıma ve yüzümde küçük bir tebessüm. Ne güzel günlerdi diye geçirdim aklımdan. Az kopya çekmemiştik arkadaşlarla nasıl bir cesaretse bizimki. Biz dört arkadaştık tam bir kızlar takımı. Herşeyi beraber yapardık. Hatta bizim okul tam gün olduğunda öğle yemeği zamanlarında okulun bahçesinde sakin bir yer bulup evden getirdiğimiz börekleri pastaları oturup bir iştahla yerdik sonrada hiç bir şey yokken gülme krizlerine girerdik. Niye gülerdik; şimdi niye gülemiyorum hala çözemedim. Neyse ben tekrar o günlere döneyim. Hiç unutamayacağım öğretmenlerim vardı okulda. Özellikle edebiyat öğretmenlerini hiç unutmadım. Hatta edebiyat öğretmenimizin bir tanesi kulakları çınlasın; bir gün derse elleri tek tek yapılmış bir dolu karanfille geldi. Biz şaşkın şaşkın bakıyoruz ne oluyor diye. Sonra öyle birşey söyledi ki biz öylece bakakaldık. O ellerindeki karanfilleri bizim için almıştı ve ayr ayrı herkese birer tane karanfil vermişti. Bizde hocaya binbir teşekkürle o günü öğrenciler günü ilan etmiştik. Ne güzel bir anı olmuştu bizim için. Çok güzel günlerdi anılar gelince aklıma okulun yıllığını açar tek arkadaşlar için yazdığımız o komik yazılar okuyorum. Eski günleri yaad etmek bile insana huzur veriyo. Başka bir zaman da başka bir anıda görüşmek dileğiyle....

20 Şubat 2009

Bloğumun Yeni Hali


Sevgili blog dostları aslında daha önce bir konuda bahsetmiştim ama yorumlarınız için bir başlıkta konu olarak açmak istedim .Sizin düşünceleriniz fikirleriniz çok değerli benim için. Bloğumun yeni hali hakkında görüşlerinizi bekliyorum. Sizlerin yorumlarınızla son halini alacak. Belkide sıradışı birşeyler yapmalıyım bir türlü karar veremedim. Bu kararsız arkadaşınıza yardım ederseniz çok sevinirim sevgilerle...

Beklentiler..


Hayat hep bir beklenti içinde yaşamakla geçiyor sanki. Arkadaşlarımızın bizi unutmamalarını, arada birde olsa halimizi hatrımızı sormalarını bekliyoruz. Sevdiğimiz insanın hep daha çok sevmesini istiyoruz..
Bazen kuralların dışına çıkmak istiyoruz ;engeleyemediğimiz yada yetişimedeğimiz ne çok şey oluyor.
Bazen iyimser oluyoruz hayat sanki pırıl pırıl bize gülümsüyor; bazense dünya başımıza yıkılmış gibi çıkamıyoruz sorunların içinden... Yine bekliyoruz beklentilerimiz hiç bitmiyor geçecek diyoruz bunlarda geçecek ...
Bir kahraman bekliyoruz hayatımıza kimi zaman herşeyi yoluna koyan omzumuzdaki yükü biraz olsada hafifleten birilerini istiyoruz.
Kendimize ayıracak bir an bile bulamıyoruz aynaya bile bakamadığımız ne çok zaman oluyor. Sözcükleri yetmiyor bakışlarla anlatıyor insan sevincini üzüntüsünü. Dünya acımasız olsada bir gün herşey çok güzel olacak diyoruz...
En büyük beklentimiz cocuklarımız tabiki onlara nasıl bir gelecek bırakacağım diye uzun uzun düşünüyoruz; çoğu zaman çıkamıyoruz işin içinden. Sonra iyi olacak elbet deyip herşeyi zamana bırakıyoruz.
Sözün kısası bazen sevgi bekliyoruz bazen arkadaşlık bazense bir süper kahraman, her zaman bir beklenti içinde yaşayıp gidiyoruz

19 Şubat 2009

Değişim Rüzgarları


Bende kapıldım galiba bu değişim rüzgarlarına. ilk olarak da bloğumu tamamıyla değiştirdim.Nasıl oldu bilemiyorum ama bu daha bir sindi benim içime..
Hayatımdada çok şey değişecek inşaallah eğer yakın gelecekteki hesaplarım planlarım tutarsa. Biliyorsunuz hayal kurmak bile bu günlerde bana hayal oldu :)
Her şeyi planlasanız herşey kesin olacak deseniz bile bir bakmışsınız kağıttan yapılmış ev misaliher şey yerle bir oluveriyor. Onun için herşeye hazırlıklı olmak gerekiyo..
Öğreniyorum bende yavaş yavaş hayata karşı direnmeyi uçup giden hayellerin yerini yenisiyle değiştiriyorum; belli olmaz belki bu olur deyip elimden gelin yapmaya çalışıyorum .
Ama hayat sanki bana karşı inatla direniyo beklemen gerekiyo daha zaman var düşlerin uzak sana diyor. Hiç vazgeçer miyim ben onlardan ömrümün sonuna kadar olsada koşup duracağım sanırım bu hayellerin peşinden beni pervasızca sürükleyip götürselerde hiç istemedeğim sessiz yalnız boş limanlara... Yinede içimde hiç bitmeyen bir ümidim var arada bir gidip gelsede...

Umudun Gölgesinde...


Öyel bir gölgeki bu aydınlıkta hiç kararmayan, içimizi i karartmayan, hep aydınlığa davet eden en sıkıntılı, en mutsuz anımızda da bile bize hep belki dedirten bir pırıltı; belkide dünyada yaşamaya devam etmemizi sağlayan en ince ayrıntıdır umudun gölgesi....

Alacakaranlıklarda geçsede ömrümüz; bazen sorumluluklarımızın altında ezilsek de, aksada gözlerimiziden yaşlar damla damla, ferahlatır yüreğimizi küçük de olsa umudun gölgesi...

Bazen bir şarkının namelerindedir bazense çok sevdiğimiz bir şiirin mısralarında. Bir tatlı sözdedir kimi zaman bir küçük tebessümde. Belki kır çiçeklerindedir; yeni açan gülün yaprağında.. Bir kuş sesidir belki, küçük bir çocuğun busesinde gizlidir.

Yarınlarımızdır hiç göremeyeceğimizi düşündüğümüz anlarda. Kendimizi olan güvenimizidir en zor zamanımızda.. Özlemi vuslata, mutsuzluğu mutluluğa, sevgiyi aşka döndürür umudun gölgesi..

Kalbimin hep bir köşesindedir hiç terk etmez beni ;yalnızlığımın, kırık dökük hayallerimin en yakın dostudur umudun gölgesi..

18 Şubat 2009

Çikolatalı Sohbetler (blog dostlarına özel tarif)


Malzemeler

Bir adet ben (nede olsa bensiz sohbet olmaz :)

Ne kadar isterseniz blog dostları (hiç birinizi ayırt edemem ki)

Biraz tebessüm

Bir demet gülücük

İstenildiği kadar vakit (en ihtiyacımız olan şey zaman)

Biraz hayal gücü (püf noktası onlarsız hiç birşey olmaz)

Demlenmiş bir çaydanlık çay (bu sohbete ancak yeter )

Bir tablet Çikolata(ben sütlü fındıklısını seviyorum siz neli istersiniz)

Not: İçine bir tutamda samimiyet de eklerseniz tadından yenmez (püfnoktası)

Yapılışı:

Evet sevgili blog dostları bu malzemelerin hepsini bir araya getiriyoruz.
Önce ben gerekiyo (başkasıda olabilir kanımca).
Sonra blog dostlarını katıyoruz yavaş yavaş.
Çok fazla karıştırmıyoruz yoksa tadı kalmaz.
Vaktimizi çok iyi kullanıyoruz.
Hayal gücünü istediğiniz kadar katabilir siniz.
İnce belli bardakta demli bir çay tadına tat katacaktır.
Çikolatayıda üstüne aldınız mı değmeyin keyfinize tadına doyum olmaz çikolatalı sohbetler sizi bekliyor...
Herkese afiyet olsun...
Farklı lezzetlerde buluşmak dileğiyle....

Aynalar


Taş kaldırımlarda yürüyorum

Dalından kopmuş bir yaprak gibiyim

Savruluyorum hiç bilmideğim uzak diyarlara

Bir serçenin ürkekliği var kırıklarla dolu kalbimde

Solmuş güllerle dolu bir bahçede dolaşıyorum

Baharı bekliyorum sessiz sedasız

Donmuş bakışlar çerçevesi kırılmış bir resim

Aynalarda baktığım ben miyim diye düşünüyorum

Yıllar bu kadar mı yorarmış insanı

Hasret böylemi çökermiş omzuna

Kafese kapatılmış bir kuş gibi

Çırpınıp duruyorum

Bilmiyorum

Neydi istediğim diye soruyorum kendime

En kötüsüydü bilimezlerin içinde kaybolmak

Bir isyan vardı içimde

Bu kadar çaresiz olma diyordu

Hiç doğmayan güneş

Elbet doğacaktı seninde karanlık günlerine

Yazan:leydielif
(Resim alıntıdır)

Bir Umudu Kaybederken.....


Yine kara bulutlar sardı gökyüzünü. Ağlamaklı gölgeler sarmış etrafımı insanı umutsuzuluğa sürükleyen; soğuk, içimi ürperten rüzgarlar esiyor yine başımda. Bir umut sandalı geçerken hayallerimin denizinden yalpalayarak;keskin bir fırtınada yerle bir oldu, kayboldu beyaz köpüklü dalgaların arasında. Kaybolup gitti sonsuzluğa akan bir nehir gibi sessiz sedasız...

En acısı neydi bilemiyorum ümitlerimin uçup gitmesi miydi yoksa benim hiç birşey yapamadan öylece kalışım mıydı.. Yine soruların işgaline uğramıştı beynim hangisine cevap vereceğimi ne diyeceğimi bilemez olmuştum . Göz yaşlarına engel olmayordum artık gülmeyi unutan yüzüm bile alışımıştı artık damlaların tek tek süzülüşüne. Bitmiş tükenmiş bedenim kaskatı kesilmişti bir heykel gibi soğuk, hissiz ve hayalsiz...

Kimseye anlatamadığım kalbimi delik deşen eden duygularda boğulmuştum adeta. Bir ışık küçük de olsa bir pırıltı bekliyordum bu içimdeki karanlığı aydınlatan. Kapanmıştı perdeler birer birer düş pencerelerimin önüne. Kapısına kilit vurulmuş virane bir ev gibi kalakalmıştım yapraklarını dökmüş ağaçların arasında.

Bir yudum gülümseme bir yudum tebessüm yeterdi susuz kalmış yüreğime. Bekliyorum; çölün ortasında susuzluktan kavrulmuş bir bedevi gibiyim hep dua ediyorum Allah'ım bu günlerde geçecek... Bitecek .... Hayallerim sizi asla terketmiyorum...

Sürgün Gönül


Biter mi bu ağlamaklı günler...
Yapayalnız karanlık duvarların arasında.
Yosun tutmuş ağaçlar gibi kalpler,
Sevgiyi de unutmuş dostluğuda.

Hayat sanki zakkum çiçekleri,
Beyaz ve pembenin en güzeli ama zehirli.
Ne güzeli verdi bana ne de sevgiyi,
Hasret şarabının yudum yudum içirdi.

Uzun bir yokuş çıkmakla geçti bir ömür.
Gülsüz bir bahçeye sürgün edilmiş gönül.
Doğacak mı güneş karanlık kalbime bitecek mi hüzün...
İstediğim tek şey küçücük bir tebessüm.

Yazan:leydielif

17 Şubat 2009

Üç Nokta


Ne anlamlıdır değil mi şu üç nokta.Kimi zaman akıtamadığımız gözyaşlarımız; kimi zaman anlatmaya gücümüzün yetmedeği sevgimiz olur.
Öyle anlar gelir ki dilimiz tutulur yazamayız hiç birşey.Hangi kelime diye düşünüp dururuz.Sonra üç nokta alır yerini; bir türlü anlatamadıklarımızı, aklımıza gelipte söyleyemediklerimizi.
Bazen bir şiirin son mısrası; bazen hüzünlü biten bir romanın son hecesidir üç nokta.Sessiz çığlıklarımızdır belkide. Ne çok söyleyeceklerimiz vardır aslında neler geçiririz aklımızdan.
Gönlümüze dolup taşan sevdadır kimi zaman; belkide artık dayanamadığımız hasret kaldıklarımızdır...
Bir soru işaretidir aslında gelmezmi aklına insanın üç nokta olmasa ne yazacaktı diye. Koyuveririz on an aklımızdan geçen kelimeleri üç noktaların yerine bazın çok acıtır canımızı bazense bir tebessüm bırakır yüzümüzde...
Sevgiliye vedadır üç nokta ona olan bitmez tükenmez özlemdir. Bazen bir filmin son sahnesidir...
Benim duygularımın en yakın arkadaşıdır üç nokta çoğu zaman o anlatır anlamsız duygularımı, çok istesemde anlatamadıklarımı ...

Yazan:leydielif

Patates tarlası (baba sevgisini anlatan çok güzel bir hikaye)


Nebraska'da yaşlı bir adam yaşardı. Patates ekimi için bahçeyi bellemesi gerekiyordu, lakin bu çok zor bir i şti. Tek oğlu olan David ona yardım edebilirdi, fakat o da hapisteydi. Yaşlı adam oğluna bir mektup yazdı ve müşkülatını izah etti.

Sevgili David,
Patates bahçemi belleyemeyeceğimden, kendimi çok kötü hissediyorum. Bahçeyi kazmak için oldukça yaşlanmış sayılırım. Burada olsan bütün derdim bitecekti. Biliyorum ki sen bahçeyi benim için hallederdin.
Sevgiler
Baban

Bir kaç gün sonra oğlundan bir mektup aldı.

Babacığım,
Allah aşkına bahçeyi kazma, ben oraya cesetleri gömmüştüm.
Sevgiler.

David

Ertesi gün sabaha karşı saat 04:00' de FBI ve yerel polis çıkageldi ve tüm sahayı kazdılar, lakin hiç bir cesede rastlamadılar. Yaşlı adamdan özür dileyerek gittiler.

Aynı gün yaşlı adam oğlundan bir mektup daha aldı.

Babacığım,
Şimdi patatesleri ekebilirsin. Bu şartlarda yapabileceğimin en iyisini yaptım.
Sevgiler
David

(Böyle bir baba sevgisi görmemiştim çok etkilendim)

Hasret Kaldıklarım


Yine başladım yazmaya ne yazacağımı düşünmeden neler dökülecek yine benim bu karmakarışık hayellerimden ben bile kestiremiyorum..Alabildiğine sessiz ve yorgunum bu günlerde; donuk bakışlarla geçiriyorum günlerimi. Yapraklarımı dökmüş ağaç gibi, baharı bekliyorum.Durgunum; birazda gölgeli, bu sisli camların arkasından öylece bakıyorum. Yağmurun sesi dinlendiriyor beni ünlü bir bestecinin senfonisi gibi uzaklara götürüyor çok uzaklara.
Gitsem diyorum bazen anlatamadığım maviliklere; kaybolmasam bu bomboş düşüncelerin içinde.Kuşlar gibi özgürce kanat çırpsam; parkta oynayan çocuklar gibi bağırsam, oynasam, koşsam diyorum. Kalmamış ki içimde ne çocuksu bir yan ne eski oyuncaklar ne de eski bir resim. Hatıralar bile eskimiş gitmiş . Onlar bile unutmuş sanki beni.

Soruyorum kendime niye böyle karamsarım diye aslında. İçimden geçenleri olduğu gibi yazıyorum engel olamıyorum kendime .Biliyorum bu benim en sevmediğim yanım. Hayata pembe gözlüklerle bakamayanlardanım.Her zaman birşeylere ya yarım kalmışım yada yetişememişim. Gözümün daldığı heryerde hep aynı iki kelime 'Hasret Kaldıklarım' ...

Yorulmuş gözlerim kapanmak üzere uyku vakti geldi sanırım. Daha mutlu daha umut verici yazılarda görüşmek dileğiyle sevgiyle kalın...

Yazan: leydilelif

16 Şubat 2009

Boş Bir Çerçeve


Korkularım vardı kendime bile söyleyemediğim.
Gözyaşlarımda saklıydı çocuksu tebessümlerim.
Hep hasret kaldıklarım vardı,
Bir gün yaşanacak olan hayallerim.
Cam kırıklarının arasına süzülmüş,
Güneş ışıkları gibi aydınlatıyordu içimi,
Parkta oynayan çocukların sesleri.
Boş bir çerçeve gibi;
Düşlerim vardı anlamsız değersiz.
Alaca karanlıklarda kaybolup gitmiş...
Ne varsa yalandı benim için,
Şiirler şarkılar romanlar...
Hiç unutamadığım ne vardı diye düşününce,
Bir bir geldi aklıma,
O unutulmaz hatıralar...
Uçarcasına bindiğimiz salıncaklar vardı,
Her gün papatya topladığımız kırlar,
Gülüşlerimiz sokaklarda yankılanırdı,
Hiç bıkmadan oynadağımız oyunlarımız vardı.
Ne güzel günlerimiz varmış,
Öylesine saf öylesine güzel.
Geriye kalan tek gerçek hatıralarmış,
Hiç yaşanmamış bir ömre bedel.

Yağmur Yürekli


Hep aklımdaydı o gözyaşlarıyla geçirdiğim günler. Nedeni neydi niye böyle hep hüzünlüydüm bilmezdim aslında . Zaman yalnızlığımı arkadaş olarak seçmişti kendine . Hiç bırakmayacak gibi geliyordu . Yağmurlardı tek arkadaşım tek dostum belkide bana eşlikk ettikleri için böyle yakınımda taa yüreğimde hissediyordum onları. Uzun uzun seyrederdim yağmurların yağışını sanki bende onlarla bir olur yağardım bu koca şehrin üzerine.
Bir an keşkeler gelirdi aklıma ne çok muş hayatımda diye kendime yakınırdım. Hatalar ,isyanlar, kalp kırıkları,birde unutulmuş düşler vardı;yazsam uzun, çok uzun bir roman olurdu belki. Bazen içime sığdıramadığım haykırışlarım vardı, hiç bitmesini istemediğim umutlarım. Kaybolmuş bir çocuk gibi arar dururdum tanıdık yüzleri, bana uzanacak elleri. Öyle bir korku hissederdimki kendimden bile korktuğum anlar olurdu, karanlık gölgelerden, hiç bilmediğim, bakmaya çekindiğim gözlerden. Maske takmış yüzler kararmış ruhlar çevirmişti etrafımı sanki. Kaçıp kurtulmak istedim onlardan ; sevinci, mutluluğu birde umudu hep kalbimde saklamak gelecek güzel günlerin hatrına kendimden bile saklandım durdum.
Yüreğime yağmurlar yağmış olsada baharı bekleyen bir çiçek gibi umutluyum; biliyorum benimde aydınlatacak benimde içime doğacak bir güneş. Tek tek iyileştirecek kalbimin kırıklarını. Böyle umutla beklerken içimden bir ses 'daha çok bekleyecek misin diye soruyor ' bana gülümsüyorum kendi kendime sonra cevap veriyorum hemde çok diyorum; ve yine yağmurları seyrediyorum buğulu camların arkasında...

15 Şubat 2009

RUHUMDAKİ AYNALAR



Karmakaraşık olmuş düşünceler

Hayalmi gerçek mi diye sorular arasında kaybolup gitmişiz

Çok uzuklara giden bir trenin yolcuları misali

Bakışlarımız sonsuzluğa akıp gitmiş

Her durakta bir şeyler daha gidiyor içimizdeki karanlıktan

Sanki bir aydınlığa doğru sürüklenip gidiyoruz

Hep yolcuyduk zaten bu fani dünyada

Ne zordu ölümü hatırlamak bir an bile olsa

Kimselere anlatamadığımız hikayelerimiz vardı

Belkide anlatmak istemediğimiz

Bir şarkının namelerinde saklıydı

Üzüntülerimiz, sevinçlerimiz, hayallerimiz

Bir sairin mısralarında anardık

Hiç yaşanmamış aşklarımızı

Bize kalan neydi diye düşünürken bu dünyadan

Uçup gitmişti sevinçler, üzüntüler, umutlar

Bir inci tanesi gibi süzülürken gözümden yaşlar

Bir bir kırıldı acıtarak canımı rumuhdaki aynalar

YAZAN:leydielif

KÜÇÜK BİR TEBESSÜM


Çok uzaklardan sesleniyorum sana,
Kimsenin bilmediği kuşların uçmadığı...
Hediye ettiğin gözyaşlarımda saklı çığlıklarım,
Haykırıyor boş duvarlara gitme kal diye.
Kalbimdeki sızı artıyor anılar gelince aklıma.
Kurşun yarası gibi arttıkça artıyor acısı ayrılığın.
Anlamını kaybediyor herşey boş bir defter gibi.
Papatyaları bile sevmiyorum artık.
Eskisi gibi doğmuyor güneş karanlık odama.
Gidişin bitişim oldu çaresizliğim ateşten bir kor,
Bitmek bilmeyen bir aşk şiiri gibiydin benim için.
Her satırını ezberlediğim,
Her harfini kalbime nakış gibi işlediğim.
Bitmeyecek mi bu sızı hep acıtakacak mı canımı...
Sensiz nefes bile alamazken şimdi ne yapacağım.
Sorularla boğuşurken resmin ilişiyor gözüme,
Sessiz sessiz akan gözyaşlarım,
Yavaş yavaş dönüyor küçük bir tebessüme.

SENDE...


Sende düşünür müsün hasretle geçen günleri
Ellerimin arasından kayıp giden unutamadığım gençliğimi

Sende sever misin benim gibi sarı sonbaharı
Aklına gelip anar mısın o unutulmaz hatıraları

Sende ağlar mısın Bir gülün solduğunu görünce
Sever misin benim gibi bütün çiçekleri gönlünce

Sende dinler misin benim gibi sevda şarkılarını
Sevdiğin aklına gelince seninde gözlerin dolar mı

Sende içer misin bütün dertleri unutmak için
Kadehleri tek tek kırar mısın aklına gelince sevidiğin

14 Şubat 2009

Bende ödül almışım :)


Sevgili arkadaşım mavi bahçe bana ödülü layık görmüş kendisine çok teşekkür ediyorum. Bende barım 7 arkadaşa ödül vereceğim seçim yapmak zor tabi tüm blog arkadaşlarıma ödül veriyorum ben :) kuralı bozmayalım işte ödül sahipleri;

http://acilaragulmseyenanlarim.blogspot.com/
http://www.maviyeyolculuk.org/

http://portakalmavisi.blogspot.com/

http://mcanpoyraz.blogspot.com/
http://askinay.blogspot.com/

http://acilaragulmseyenanlarim.blogspot.com/

http://www.e-miray.com/


tüm arkadaşlara sevgilerimi gönderiyorum...

13 Şubat 2009

Gidiyorum


Gidiyorum bende hasretle beklediğim sevdiklerimin yanına.Hasretimi tüketip yeni sevinçlerde onlarla birlikte olmayı paylaşmayı sevinci üzüntüyü kederi.Gurbet acısı bitti artık diyorum. Allahım çeken bilir bunun acısını her an birşeylere özlem duyarak yaşamak ne zordur ne ağır gelir bazen; yapayalnız kalmışsın kocaman şehirde dışarıda hayat akıp giderken sen çaresiz çaresiz oturup kalmışsın. Evet zor günlerdi ama her karanlığın sonu aydınlık derler ya bizim bu zor günlerimiz de bitti inşaallah .Kovuyorum artık tüm kötü düşünceleri beynimden. Tek tek siliyorum hiç yaşamak istemediğim anıları. Biliyorum güzel günler bizi bekliyor(biraz yorucuda olsa). Ve şunuda söylemeden geçmek istemiyorum insan gerçekten samimiyetle isterse birşeyleri Allah 'tan eninde sonunda oluyo ve bu bir mucize olsa bile...
Memleketi gibisi var mıdır insanın.Doğduğu büyüdüğü acısıyla tatlısıyla tüm anılarının yaşandığı yerde olmak gibisi varmıdır.Yoktur tabiki dünyada nereye gidersen git memleket gibisini bulamazsın aynı tadı aynı mutluluğu tadamazsın hep birşeyler eksik gelir yarımdır bir yanın. Bende tamamım artık hasret bitti yakındır yolculuk.Siz doslarlada paylaşmak mutluluğuma ortak olmanızı istedim. Daha öncede belirtmiştim ama sonra düşündümde şuan içimden geçnleri sizlerde paylaşmak istedim sevgiyle kalın...

12 Şubat 2009

Vazgeçilmezim


Nerelerdesin sevdiğim hangi uzak yerdesin
Gözlerim yollarda küçükde olsa umutla seni bekliyorum
Kime bakıyor şimdi o gece gözlerin
Kimin eline tutuyor şimdi o sıcacık ellerin
Çok acıtıyor canımı hemde çok bilemezsin
Beni böyle görsen acaba yine gidermiydin
Böyle çaresiz bırakırmıydın
Buğulu camların arkasında
Eski resimlerin arasında
Boş bir çerçeve kaldı bana senden
Birde hediye ettiğin menekşeler
Soldular bir bir sanki ben gibi
Onlarda gözyaşı döktüler senin ardından
Sus pus oturdum saatlerce seni düşünürken
Neydi bizi birbirimizden koparan
Neydi bizi bu hallere düşüren
Bulamadım sevdiğim seni suçlayamadım
Giderken arkandan gözyaşlarımı hediye bıraktın
Birde kırık dökük bir kalp
Bu sefil dünyada sende yoksan...
Bir şarkı tutturdum söylüyorum kendi kendime
Belki unuturum belki acılarım azalır diye
Biliyorum senden vazgeçemeyeceğim
Hep sevdim seni
Sonsuza kadar da seveceğim...


Yazan:leydielif

SEVMEK



Onu düşünmektir sevmek karanlık gecelerde
Hayalini kurmaktır onsuz geçen günlerde
Hep onu hatırlayıp ağlamaktır saatlerce

Beyhude geçen ömrü ona adamaktır
Bir yaz yağmurunda deli gibi ıslanmaktır
Bir kadeh bile içmeden sarhoş olmaktır

Bir kere sevmek bin defa ölmek demektir
Bıkmadan usanmadan hep onu beklemektir
Hayatın tek gerçek yanı aşktır sevmektir

11 Şubat 2009

Seni Yaşamak


Sen benim gecemi aydınlatan yıldızlarsın
Güneşli ufuklarda engin denizlerde
Bitmeyen o sonsuz pırıltılarsın
Güzelliğin bulutsuz bir gökyüzüdür sanki
Gözlerin yıldızların en parlağıdır benim için
Gönlüm dinmeyen bir sarhoşluk içindedir
Seni düşünürken
Rüzgarlarda ürperen sularda görürüm seni
Gecenin karanlığında şehir uykuya dalarken
En kolayıydı seni yaşamak seni anmak bir şiir gibi
En zor olansa sensizliğin batmasıydı gönlüme
Bir hançer misali

10 Şubat 2009

Susuyorum


Yürüyorum nereye gittiğimi bilmeden...
Savruluyorum dalından kopmuş yaprak misali.
Düşünüyorum sevgisiz yaşanırmı diye,
Hasret kalmışım gülmeye sevilmeye.
Ağlıyorum halime çaresizliğime.
Özlüyorum hayalimdeki meçhul sevgiliyi,
Biliyorum oda bırakıp gidecek düşlerimi.
Bırakıyorum herşeyi bazen ne olursa olsun diyorum.
İsyan ediyorum kendime içimde bitmeyen sonbaharlara.
Duyuyorum içimdeki sessiz çığlıkları.
Üşüyorum sevgiye hasret kalmış küçük bir kuş misali.
Haykırıyorum sessiz sedasız yetmezmi bu kadar acı...
Susuyorum sonsuzluğa dalıp giden gözlerimle,
Yaşıyorum ruhu ölmüş bir bedende.

08 Şubat 2009

Bilinmezliğin Sonu


Ay ışığı vuruyordu odamın içine.
Yine o eski mektuplar elimde okumaya başlıyorum,
Eskiyi hatırladıkça, terkedilmişliğin acısını duyuyorum yüreğimde.
Bahçede yapraklar susmuş adeta,
Sanki beni dinliyorlar, benden birşeyler bekliyorlardı.
Ama ben yine o bilinmeyen rıhtımda oturmuş,
Bilinmezliği seyrediyordum.
Cadde bomboştu limanda sadece ben vardım.
Benimle beraber olan tek şey, gümüş renkli güneşti.
Rıhtımlarda dolaşan serseri bir avcıydım artık.
Ama ne kendimi bulabiliyordum ne başkalarını.
Kızıl alacası bir şafakta sokaklarda koşmak istiyordum,
Gençliğimi biraz olsun yaşamak.
Ama bekleyip susmam gerekiyordu.
Olan biteni dinlemem...
Anlamıştım artık hayellerimi yitirdiğimi geç olsada,
Ölümün ve yalnızlığın acısını duymak istemiyordum artık yüreğimde.
Biraz olsun bende mutlu olamazmıydım
Gönlümde çiçekler açtıramazmıydım...
Ama unutmuştu gözbebeklerim gülmeyi.
Hayatta öğrendiğim tek şey vardı unutumadığım...
Yaşadımı insan gerçekçi yaşamalı,
Boş hayallerle dolu olmamalı hayatı.

Yazan :leydielif

07 Şubat 2009

ilk kez mimlendim


Sevgili http://perininmarifetleri.blogspot.com mimlemiş beni kendisine teşekkür ediyorum bende en yakınımdaki kitabı aldım ve 161 .sayfayı açtım 5.inci cümlesi ...
'Az kaldı bir kaç kez kaybolacaktı'...bence çok anlamlı bir cümle ...




Bu arada şunuda yazmadan geçemeyeceğim sonunda tayinimiz memlekete çıktı artık gurbet çekmek yok çok mutluyum arkadaşlar sizlerlede paylaşmak istedim darısı tüm gurbetlik çekenlere diyorum sevgiyle kalın...

02 Şubat 2009

Aldattım Seni Sensizliğinle


Gecenin karanlığında buldum seni
Umutlarımın o sonsuz ışığında
Çiçekleri solan bahçelerde aradım seni
Geceyi aydınlatan ayın parlaklığında
Bembeyaz kır çiçeklerinin arasından çaldım seni
Zehirli zambalakrın arasındaki gülün yaprağından
Masmavi denizin beyaz köpüklerinde gördüm seni
Yeni açan bir gülün o eşsiz renginde
Buz esen poyrazın sesinde duydum seni
Meçhul bir şarkıcının hüzünlü bestelerinde
Bir yudum hasret şarabında tattım seni
Seni anıpta içtiğim bana zehir olan meylerde
Gözümün daldığı heryerde andım seni
Sevgiyle okunan bütün şiirlerde
Sönmeyen bir ateşle kalbimde yaktım seni
Volkan gibi yanın kırık dökük gönlümde
Bir tek hayallerimde aldattım seni
Aldattım seni sensizliğinle

Yazan:leydielif

Sen Olsaydım


Kar olup yağsam simsiyah saçlarına
Hüzünlü bir beste olsam dudakların hep beni ansa
Çisil çisil yağmur olup pencerene vursam
Bir damla gözyaşı olup o buğulu gözlerinden aksam
Bir avuç toprak olsam cansız bedenini sımsıkı saran
Bir yol olsam seni uzaklardan getirip bana kavuşturan
Ozan olsam türkü yakardım nakış gibi gözlerine
Kçücük bir tebessüm olsam nasılda yakışırdım o güzel yüzüne
Keşke ben sen olsaydım sığmazdım dağlara denizlere
Ben senin yarin olsaydım hiç verirmiydim seni ellere

Yazan:leydielif

01 Şubat 2009

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git


Kitap 80 yaşındaki ihtiyar bir kadının büyütüp yetiştirdiği ancak, Amerika’da yaşamaya karar veren torununa yazdığı fakat asla postalamadığı bir dizi mektuptan oluşmaktadır.

Acı bir trafik kazası sonucu kaybettiği kızından ona kalan tek miras torunudur. Bir nevi kuşak çatışmasının sonucu aralarında hiçbir diyalog kalmayan torunu ani bir kararla onu terk etmiş ve Amerika’ya gitmiştir. O ise torununun sevimli köpeği ile koskoca evde tek başına yaşamak zorunda kalmıştır.

Gençliğinde çok akıllı, hareketli ve yaşam dolu bir kişiliğe sahip olan bu kadın kendi kafasına göre bir eş bulamadığı için oldukça geç yaşlarda bir evlilik yapmıştır. Uzun süre çocuğu olmadığı için tedavi görmek maksadıyla gittiği kaplıcalarda tanıştığı bir doktorla fırtınalı bir aşk yaşar. Sadece üçer haftadan oluşan iki tatil süresince birlikte olabilmişlerdir. Fakat bu aşkı telefonlarla ve mektuplarla sevdiği erkek ölene dek yoğun bir şekilde yaşar. İkinci buluşmalarının sonunda sevdiği erkekten hamile kalır. Fakat çocuğunun gerçek babasını kocasından ve herkesten gizler. Çocuğunu büyük bir sevgi ile büyütür. Kendi gençlik yıllarında yaşadığı kısıtlamaların hiçbirisini kızına yaşatmamaya kararlıdır. Ona her şeyin en iyisini vermeye çalışır. Fakat bu tutumu kızını tamamen asi ve geçimsiz bir insan yapmıştır.

Annesine hiçbir birsaygısı ve hoşgörüsü olmayan kızı, 60’lı yılların özgürlük çılgınlığına kendini kaptırmış ve Türkiye’de geçirdiği bir tatil sonrasında bir çocuk dünyaya getirmiştir. Çocuğunun babasını bile tanımayan kadın bazı saplantılarından ötürü psikolojik tedavi görmektedir. Duygusal bir ilişki içerisinde de olduğu doktoru onu aldatmış ve bir takım evraklar imzalatarak büyük miktarda bir paraya kefil etmiştir. Her şeyi anladığında iş işten geçmiştir. O hiç saygı duymadığı annesine yardım istemeye koşar. Çok hararetli bir tartışma sonrasında annesinin ağzından kaçan kısacık bir cümle onu alt üst eder.

Hiç ummadığı bir anda babasının öz babası olmadığını öğrenir. Arabasına atlayıp hızla annesinden uzaklaşmak isterken trajik bir kaza sonucu hayatını kaybeder. Hayatta tüm sevdiklerini bir bir yitiren ve kendisini hayata bağlayacak hiçbir şeyin kalmadığını düşündüğü bir anda torununa bakacak başka kimsenin olmaması bu ihtiyar kadını yeniden yaşama bağlamıştır. Çok büyük zorluklarla büyüttüğü torunu bir gün hiçbir sebep yokken Amerika’ya gitmek istediğini söylediğinde O hiç karşı çıkmamış, aksine onu desteklemiş ve içinden geldiği gibi davranmasını öğütlemiştir. Uzun bir yaşamın kendisi ile iç hesaplaşmasını, sorumlu hissettiği insana karşı bir itirafname, bu kitabı yaratmıştır.

Torununa, insanların hayatları boyunca önemli kararlar aşamasında yapmaları gereken tek şeyin, durup yüreklerinin sesini dinlemek olduğunu, ancak bu şekilde gerçek mutluluğun yakalanabileceğini anlatmakla geçmiştir. Onca postaya verilmemiş mektup....

İnsanın kişiliğinin olgunlaşmasında etkili olabilecek çok güzel bir eser. Herkes tarafından okunmalı.


Yazar:Susanna TAMARO