
Anne olmak dünyanın en güzel, en meşakkatli; bunun yanında en çok şefkat ve sabır gerektiren bir mesleğidir. Ve bir kadın için seçilmiş en güzel meslektir. Anneliği bir meslek olarak görmeyen ve her kadını kendi içinde eritip çalışma ve iş hayatı temposuyla onlara anneliklerini unutturan modern zihniyete inat, bizler de sesimizin çıktığı kadar anneliğin en kutsal meslek olduğunu duyurmalıyız. Bir kadın olarak varlığımızı etekemiğe büründüren ve bizler üzerinden ucuz işgücü ve daha çok bireyin iş hayatına katılmasıyla birlikte piyasanın düşmesini hedefleyen kapitalist sermayenin bir parçası olmaktan kurtulmalıyız. Ve tüm içtenliğimizle kadın olarak annelik mesleğini başarıyla yapabilmeliyiz.
Kadın olarak bu mesleği samimiyetle yaptığımızda, kendi asli görevimiz olduğunu da bildiğimizde işimizi yaparken yorulmayacağız. Zaman zaman tatlı yorgunluklar olsa da her şeyin yavrularımız için olduğunu bir kez daha hatırlayarak onları bağrımıza basacağız.
Eğer gerçekten annelik, zevk duyularak, sevgiyle, samimiyetle, şefkatle, özveriyle yapılırsa en kolay ve en güzel meslek hâline gelir; aksi halde en zor ve tat alınmayan bir hal alıyor.
Kadın olarak bu mesleği samimiyetle yaptığımızda, kendi asli görevimiz olduğunu da bildiğimizde işimizi yaparken yorulmayacağız. Zaman zaman tatlı yorgunluklar olsa da her şeyin yavrularımız için olduğunu bir kez daha hatırlayarak onları bağrımıza basacağız.
Eğer gerçekten annelik, zevk duyularak, sevgiyle, samimiyetle, şefkatle, özveriyle yapılırsa en kolay ve en güzel meslek hâline gelir; aksi halde en zor ve tat alınmayan bir hal alıyor.
* * *
Annelik kutsal olduğu kadar zor yanları da yok değil. Yalnız anne olmak demek sadece doğurmak demek de değildir. Dünyada geldikten hemen sonra ya da birkaç ay sonra sokağa bırakılan bir yığın çocuk var. Şüphesiz onların kaderi sokak çocuğu olmak değildi. Asıl onları sokağa atan bir anneleri vardı. Düşünsenize her türlü acı ve sıkıntının ardından, meşakkatli bir şekilde karnında 9 ay ona sevgi ve şefkat duyarak taşı ve her şeye rağmen onun dünyaya gelmesine vesile ol, sonra da ondan uzaklaş… Ne kadar acı bir durum. İnsanın aklı almıyor… İnanılacak gibi değil…
Annelik kutsal olduğu kadar zor yanları da yok değil. Yalnız anne olmak demek sadece doğurmak demek de değildir. Dünyada geldikten hemen sonra ya da birkaç ay sonra sokağa bırakılan bir yığın çocuk var. Şüphesiz onların kaderi sokak çocuğu olmak değildi. Asıl onları sokağa atan bir anneleri vardı. Düşünsenize her türlü acı ve sıkıntının ardından, meşakkatli bir şekilde karnında 9 ay ona sevgi ve şefkat duyarak taşı ve her şeye rağmen onun dünyaya gelmesine vesile ol, sonra da ondan uzaklaş… Ne kadar acı bir durum. İnsanın aklı almıyor… İnanılacak gibi değil…
ANNELERDEKİ
YAVRUSUNU KORUMA
REFLEKSİ
Aklıselimi derinden etkileyen bir şey var: bir kedi yavruladığı zaman tehlike olan bir ortamdaysa ya da böyle bir durumla karşı karşıya kalınca, nasıl da yavrularını korumaya, o ortamdan uzaklaşmaya, daha güvenli bir yer aramaya çalışıyor. Hatta çok karşılaşmışızdır yavrusuna el bile sürdürmez. Yavrusu hayatta kalsın diye kendisini ona "yediren" örümcek türleri var. Yavrularını ve yuvasını korumak için, kendisini hayatta tutan "iğnesini" düşmanına batırıp, "kendini feda eden" arılara ne dersiniz?
İşte bu nedenle kızmakta ve üzülmekte hak haklıyız, çünkü bir kedi kadar, bir örümcek, bir arı kadar anne olamayan anneler var. Bütün hayvanlar yavrularını koruma ve kollama endişesi yaşarlar. Bu durum içgüdüseldir. Peki, biz insanlara ne oluyor?
Galiba sorun nefislerimizde. Çoktan unuttuk geçici bir hayatı, geçici bir yerde, geçici bir zamanda yaşadığımızı ve bize emanet edilen nesilleri…
Sadece yediren, giydiren, doyuran değil, tüm bu ihtiyaçlarının yanında çocuklarımızın ruhsal, ahlaki, ilmi yönden de gelişimlerine öncü ve yardımcı olmalıyız. Zamanın gidişatına göre kendimizin ve çocuğumuzun yaşamdan ne kadar tat alıyor, yaşama ne kadar ayak uyduruyor, yaşamına dair ne kadar faydalı olduğumuza dikkat etmeliyiz.
Önceden kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi…
Onlar masumdu ve her onları hatırladıkça içimiz sızlar.
Yine gömüyorlar kız çocuklarını diri diri toprağa…
Ve şimdi masum olarak değil;
Günahkâr olarak gömüyorlar çocuklarını toprağa.
Öyle bir çağdayız ki,
Ne evlat sevgisi; ne de anababa sevgisi yerinde kaldı.
Annebaba katili çocuklar;
Çocuk katili anababalar var günümüzde artık…
Kıyamadığımız, gözümüzden esirgediğimiz yavrularımızı ne olur maddi ve manevi hayatını altüst edecek her türlü beladan korumaya çalışalım. Aile içerisindeki çatışmalar, gerginlikler, tutarsızlıklar, dışlanmalar, gerilimler ve her türlü şiddetten uzak, sevgi ve saygı ortamı oluşturarak onlar için daima faydalı olmaya çalışırken dışarıdaki belalardan korumaya çalışalım. Okulda ve arkadaşlarıyla olan diyaloglarını da takip edelim.
Bunu yaparken devamlı kollayıcı ve aşırı kontrollü bir tutum içerisinde olmadan, dikkatli, bilinçli ve dışarıdan izleyen bir seyirci gibi; ama yeri geldiğinde de en uygun müdahale yöntemleri ile çocuklarımızı tehlikelerden uzaklaştırabilmeliyiz.
YAVRUSUNU KORUMA
REFLEKSİ
Aklıselimi derinden etkileyen bir şey var: bir kedi yavruladığı zaman tehlike olan bir ortamdaysa ya da böyle bir durumla karşı karşıya kalınca, nasıl da yavrularını korumaya, o ortamdan uzaklaşmaya, daha güvenli bir yer aramaya çalışıyor. Hatta çok karşılaşmışızdır yavrusuna el bile sürdürmez. Yavrusu hayatta kalsın diye kendisini ona "yediren" örümcek türleri var. Yavrularını ve yuvasını korumak için, kendisini hayatta tutan "iğnesini" düşmanına batırıp, "kendini feda eden" arılara ne dersiniz?
İşte bu nedenle kızmakta ve üzülmekte hak haklıyız, çünkü bir kedi kadar, bir örümcek, bir arı kadar anne olamayan anneler var. Bütün hayvanlar yavrularını koruma ve kollama endişesi yaşarlar. Bu durum içgüdüseldir. Peki, biz insanlara ne oluyor?
Galiba sorun nefislerimizde. Çoktan unuttuk geçici bir hayatı, geçici bir yerde, geçici bir zamanda yaşadığımızı ve bize emanet edilen nesilleri…
Sadece yediren, giydiren, doyuran değil, tüm bu ihtiyaçlarının yanında çocuklarımızın ruhsal, ahlaki, ilmi yönden de gelişimlerine öncü ve yardımcı olmalıyız. Zamanın gidişatına göre kendimizin ve çocuğumuzun yaşamdan ne kadar tat alıyor, yaşama ne kadar ayak uyduruyor, yaşamına dair ne kadar faydalı olduğumuza dikkat etmeliyiz.
Önceden kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi…
Onlar masumdu ve her onları hatırladıkça içimiz sızlar.
Yine gömüyorlar kız çocuklarını diri diri toprağa…
Ve şimdi masum olarak değil;
Günahkâr olarak gömüyorlar çocuklarını toprağa.
Öyle bir çağdayız ki,
Ne evlat sevgisi; ne de anababa sevgisi yerinde kaldı.
Annebaba katili çocuklar;
Çocuk katili anababalar var günümüzde artık…
Kıyamadığımız, gözümüzden esirgediğimiz yavrularımızı ne olur maddi ve manevi hayatını altüst edecek her türlü beladan korumaya çalışalım. Aile içerisindeki çatışmalar, gerginlikler, tutarsızlıklar, dışlanmalar, gerilimler ve her türlü şiddetten uzak, sevgi ve saygı ortamı oluşturarak onlar için daima faydalı olmaya çalışırken dışarıdaki belalardan korumaya çalışalım. Okulda ve arkadaşlarıyla olan diyaloglarını da takip edelim.
Bunu yaparken devamlı kollayıcı ve aşırı kontrollü bir tutum içerisinde olmadan, dikkatli, bilinçli ve dışarıdan izleyen bir seyirci gibi; ama yeri geldiğinde de en uygun müdahale yöntemleri ile çocuklarımızı tehlikelerden uzaklaştırabilmeliyiz.
2 yorum:
Şu mahhalle karısı anneleri tamamen geçiyorum onların zaten ne olduğu belirsiz, ama günümüzde şu modern diye tabir ettiğiniz angut neslin popülasyonu o kadar genişledi ki akıl almıyor. Yaa o gün giyeceği kıyafete çocuğundan daha çok değer veren ve bunun farkında olmayan o kadar çok annemsi insanlar var ki..
Evet çok haklısınız.Ne acıki dünya zevki uğruna çocuklarından herşeyi esirgeyen onlara bir tür oyuncak gibi davranan anneler var.Eğer bana sorsalardı dünyaya ne için gelirdiniz diye oğluma sahip olmak ve onun en iyi şekilde büyütüebilmek için derdim...
Yorum Gönder