05 Ocak 2009

Islak Gözlü, Gülen Hayalime


(Hayallerimizin Dostu’na)
Islak gözlü gülen hayalim,
Siz burdan giderken çiçeğe durmuş narin ağaçlar zamansız tipilere tutulmuştu ve siz üşüyordunuz. Ve siz soğuktan dalında solmuş çiçeğe ağlıyordunuz.
Hala üşüyor musunuz Efendim, halâ ağlıyor musunuz? Eğer gittiğiniz yerlerde kış devam ediyorsa bütün teniniz buz tutmuştur şimdi. Keza şundan eminim ki, bütün bedeniniz buz da tutsa yüreğiniz sımsıcaktır.
Efendim, bizim yüreğimiz de üşüyor şimdi. Senin bu hasret yangınlığında bile göklerimiz tir tir titriyor. Hepimiz üşümüşlüğü iliklerimize kadar hissediyoruz şimdi. Sen gidince biz, hazanı atlattık, kışı yaşıyoruz şimdi. Bizi ne zaman silkeleyeceksin, bizi ne zaman ısıtacaksın Efendim. Edepsizlik salyalarıyla sağa sola saldırırken, sen mahzunsun biliyorum, sen ağlıyorsun.
Islak yürekli gülen hayalim,
İnsanlar soğuklardan üşümüyor. Çiçeğe durmuş ağaçlar soğuklardan üşümüyor. Senden ayrılığın hüznü ve sana saldırılışların çaresiz yutkunlukları daha fazla üşütür, daha fazla titretir bizi. Ve sensiz iklimlerde sana atılan her hoyrat taş, sana dokunan her hoyrat söz, üşütür bizi. Kemiklerimiz üşür, değerlerimiz üşür, hatta duygularımız, düşüncelerimiz üşür ve en önemlisi sevgilerimiz üşür.
Sözün özü şudur ki ıslak gözlü dost; sen bizim çiçeklerimizin arısıydın. Sen olmadan meyveye durmak ne mümkün. İçimizdeki laboratuvarların gizemli iksiriydin. Gönül bahçemizi kapayan yaban otlarını gözyaşlarıyla temizleyendin. Ve gönül bahçemizi sulayandın. Ve gönül bahçemizde renk renk açan güllere rengini verendin.
Gönül dostum,
Şimdi etrafında her söylediğini kutsayan ve her tavrına alkış tutan sevdalıların varken bir yandan da içlerinden süzülen çamurları üzerine atıp, sıvamaya çalışanlar var.
Bilirim ki saf gönül erleri için, her ikisi de talihsizlikten de öte ıstırap vericidir. Bizi acizliğine mağlup olmuş dertli söylegenler olarak gör. Hani bilirsin aciz bülbül, gününü sevgiliye serenatla geçirirmiş. Acizlerin kusurunu hoş görmek de senin gibi gönül erlerinin işidir.
Ey ıslak yürekli gülen hayalim,
Bilesin ki söylegen yüreğimin yâri güldür. Bilirsin ki senin yüreğinden süzülen koku gül kokusudur. Ben sana yâr dedim bir kere, ağyâr diyemem gayrı. Bilirsin ki bahar kapımızdadır ıslak yüreklim. Bir bülbülün ölümü gülün karşısında susmaktır, bilirsin.
“Sana susmak değil söylemek yaraşır” (Mevlana)
Kim demiş söz sultanları öldü diye, kim demiş söz sultanlarının sesi kısıldı diye. Hoyrat ruhlar olduğu müddetçe senin sesin yankılanacak bilirim.
Islak yürekli gülen hayalim,
Sensizlikte biz, düşe kalka yürüyoruz. “Görelim Mevla neyler/Neylerse güzel eyler” (İ. Hakkı Hazretleri)
Oysa şimdi, zaman boynu bükük bir ceylanbakıyor dağ zirvesine yinehüzünle.İçimde mavimsi bir sessizlikırmaklarım durgun akarbulutlarım çılgın.Yüreğimden sana sevdalarım uçarIslak yürekli yarsevgine veda etmedik bizşimdi hasretinden ıslak ıslak toprağa düşmek zor.Hor görülüyoruz sevginle, hor.
Islak gözlü gülen hayalim,
Sevenin yüreği sevgiliye sunulmuş evrendir. Seven, yüreğinde ısıtandır Güneş’i. Beni bu sevdaya salan sendin. Ben senin yüreğinde hüzün olmaya bile razıyım.
Bir ucu gözlerimdedir, bir ucu yüreğimdedir hayallerimizin. İkisinin de dışındadır kaygılarımız, ikisinin dışındadır korkularımız ve ikisinin ortasındadır ömr-ü hayatım.
Nice karlar yağdı senden sonra, nice yeller eser şimdi. Sahte kahramanlara bel bağlayarak beyhude geçer ömürler. Her yan yitik umutlarla kirlendi. Bir ikindi sessizliği çöktü dünyamıza şimdi senden sonra. Ve içimizde büyüttüğümüz hüzünlerimizle kalakaldık öylece.
O yaş döktükçe yürek sızlatan gözlerin, yaşlarıyla hülyalarımızı suladığımız gözlerin, hayallerimizde kaldı şimdi.
Ve senden sonra ıslak yüzlü gülen hayalim, senden sonra umut şehrinin caddelerinden kalabalıklar çekildi.
Islak gözlü gülen hayalim,
Dün rüyamdaydın ilk kez. Usulca öptüm elini. Sonra, huzurunda boynu büküktüm ben, bir başkası sana küstahlık yaparken. Kovdum onu huzurundan usulünce. Ve kendimi senin mekanını temizlemiş gibi hissettim. Senin hizmetkârın olmanın hazzını yaşadım bir an. Islak yüreklim senin huzurunda hizmetçi olmak, dalalet ehline padişah olmaktan yeğdir. Çünkü senin gözyaşı damlalarında Sevgili’nin (sas) kokusu var.
Islak gözlü, gülen hayalim,
Yusuf neredeyse sıladır orası bize. Sen insanlık için damlamadın mı yeryüzüne! İnsanlık için ağlayanın, insanlığın arasında gurbeti mi olurmuş Ruhlardaki anlamsız kırgınlıklar suratlara aksetmiş. Bir kin ki görülesi değil, bir sövgü ki duyulası değil. Benim feryadım gurbete değildir, benim feryadım karanlık suratlaradır.
Âşıkların ölümü tek çeşit olmazmış. Sana her an bir ölüm var, bilirim. Bilirim bir Hak âşığı için hayat, ölümün kendisiyle başlar. Bilirim ölmeden önce sen zaten bin defa öldün.
Islak gözlü gülen hayalim,
Sevgiliden bir lütuftur diye, aynı yağmurda ıslananlar, gök gürültüsünden korkmazlar. Sanma ki kinle bilenen bıçak şakırtılarının gürültüsü korkutur bizi. En Sevgili’ye tevekkül edenin, ölüm kaygısı mı olurmuş.
Islak gözlüm ne olur gözyaşlarından kan damlatma, yüreğimize.
Islak gözlü, gülen yüzüm,
Bilirim ki sen otuz çeşit hastalığı barındırdın canında. Ve de kovdun bir çoğunu azminle. Ama tutulduğun sevgi hastalığı terk etmez seni.
Bundandır ki hastalığımızı bile sevmeyi senden öğrendik biz. Yerdeki topal karıncaya merhamet etmeyi, ağlamayı, hüznü. Daha neler öğrenmedik ki senden. Neler öğrenmedik ki...


Arifhan Akpınar

Hiç yorum yok: